KURAP ve BookingAgora Sharm–El Şeyh’de Toplandı

Kurumsal Acenteler Platformu (KURAP) Aralık ayı olağan toplantısı; Bookingagora ev sahipliğinde, Şarm El-Şeyh’teki Radamis Rixos Hotel’de gerçekleştirildi.

Toplantıda, IATA nezdindeki USD cinsinden süresiz teminat mektuplarının tek para birimi üzerinden devam etmesi konusu öncelikli olarak ele alındı.

Önümüzdeki 2026 yılına ait Türk Hava Yolları ve IATA ödeme takvimleri, görüşülen bir diğer önemli konuydu.

Son olarak TKPAY ve Türk Hava Yolları teşvik politikası, 2025 yılının kurumsal acenteler açısından değerlendirilmesi ve 2026 hedefleri toplantı gündeminde yer aldı.

Toplantıyı takip eden günlerde Rixos Adults Only, Rixos Premium Seagate ve Swissôtel Sharm El Sheikh otel incelemeleri gerçekleştirildi.

KURAP üyesi acentelerin her zaman güvendiği çözüm ortağı olan Bookingagora ailesine, gerçekleştirdikleri toplantı ve Fam Trip ev sahipliği için çok teşekkür ediyoruz. Her şey mükemmeldi.


2026 Yılını Tarif Eden 5 Seyahat Trendi

1. Her şeyden önce sessizlik

Önümüzdeki yılın tatil tercihi eğilimlerinin başında sessiz yerlere gitmek geliyor.

Aynı zamanda "Hushpitality" olarak anılan bu trendin amacı, modern hayatın günlük telaş ve stresinden uzaklaşmaktır. Bu nedenle İngiltere’de dijital detoks kabinleri her geçen gün daha fazla rağbet görüyor.

Sükûnet içinde bir tatil yapmak istediğinizde dünyanın birçok yerinde kendiniz için bu fırsatı yaratabilirsiniz.

İsveç’in Skåne bölgesindeki "Sessiz Yerler Haritası"ndan kendinize uygun bir nokta seçebilir ya da Oregon’daki Gökyüzü Işığı Mağarası’nda (Skylight Cave) tamamen karanlık içinde üç gün geçirebilirsiniz.

Oregon’da Gökyüzü Işığı Mağarası

2. Yapay zekâ devrede

Önümüzdeki yıl, seyahat sektöründe yapay zekâ uygulamalarıyla hiç şüphesiz daha sık karşılaşacağız.

Amadeus’un yapmış olduğu analize göre, 2026 yılı tatillerini planlayanlar şimdiden yapay zekayı kullanmaya başladılar bile.

Expedia ve Booking.com gibi sektörün büyük oyuncuları, rezervasyon sistemlerine ChatGPT entegre ederek "botların" sizin için tatil planı yapmasını eskisinden çok daha kolay bir imkân dâhilinde sundu.

Uzmanlar, yapay zekânın sunduğu avantajların yanı sıra, kapasiteyi aşan aşırı turist akınlarına (overtourism) da yol açabileceğine dikkat çekiyor.

3. Sürpriz seyahatler

İster "karar yorgunluğu" deyin, ister belirsizliğin cazibesi; tatilde nereye gideceğine dair bir fikri olmayan insan sayısında ciddi bir artış var.

Faroe Adaları’nda tatil yapmak isteyenler, artık sürdürülebilir doğayı ön plana alarak karar veriyor.

Mendoza’daki (Arjantin) Susana Balbo’s Winemaker’s House & Spa Suites, müşterilerini rezervasyon stresine sokmadan işlem yapmalarını sağlayan yeni bir sistem geliştirdi.

Cruise (gemi seyahati) sektöründe ise rotanın önceden belli olmadığı ve yolcuları meraklandıran gizemli seferler düzenlenmeye başlandı.

PR şirketi Lemongrass, programı önceden netleşmeyen bu tip "gizemli seyahatlere" olan ilginin her geçen gün arttığını tespit etti.

4. Hava yolu yerine kara yolu

Hilton Otelleri tarafından yayımlanan 2026 Trend Raporu’na göre, sosyal medyada etiketlenen ve yolculara açık olan yolları gösteren 6 milyon paylaşım, kara yolu seyahatini yeniden cazip kılıyor.

BehaviorSMART firmasının davranış uzmanı Milena Nikolova’ya göre, kara yolu seyahatinin adeta patlama yaratmasının sebebi Kuzey Amerika ve Avrupa’da insanla araç arasındaki ilişkinin doğasından kaynaklanıyor. Bu bölgelerde taşıt kullanmak hâlâ büyük bir keyif aracı olarak görülüyor.

5. Herkese uyan tatillerin yerine ultra-kişisel seçenekler

Seyahat endüstrisi, tatillerin "hiper-kişiselleşmesi" yolunda hızla ilerliyor.

Özel olarak tasarlanan turlar; boşanma sonrası depresyonundan yas süreci acısını hafifletmeye, menopoz döneminin rahat geçirilmesinden evlilik sorunlarının giderilmesine kadar geniş bir yelpazeye hitap ediyor. Ayrıca tenis oynamak isteyenlerden tarlada hasat yapmak isteyenlere kadar her ilgi alanına özel seçenekler sunuluyor.

Unplugged konseptini hayata geçiren şirketin kurucu ortağı Hector Hughes: “İnsanlar sıkıntılarını aşıp eski huzurlu günlerine dönmek için bu tip kişiselleştirilmiş turlara büyük ilgi gösteriyor. Bu, onların zihinsel olarak yeni bir seviyeye geçmesi için büyük bir fırsat” şeklinde konuştu.


Osmanlı Mutfağı

Osmanlı mutfağı; Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşundan çöküşüne kadar uzanan dönem boyunca sürekli gelişen ve dönüşen köklü bir mutfak geleneğidir.

Bu gelenek; Türk, Arap, İran ve Balkan mutfaklarından etkilenerek zengin bir çeşitlilik kazanmıştır. Ayrıca Avrupa mutfağına da büyük ölçüde etki etmiş olup günümüzde hâlâ birçok yemeğe ve sunum tarzına ilham vermeye devam etmektedir.

Hünkârbeğendi

Osmanlı mutfağı; özgün ana yemeklerin yanı sıra tatlılar, mezeler ve şerbetler gibi çok geniş bir ürün yelpazesine sahiptir. Et, sebze ve tahılların beraberinde baharatlar da bu mutfakta kilit bir rol oynar. İmparatorluğun geniş coğrafyası ve zengin tarihî geçmişi, mutfağın çeşitliliğini artırmıştır.

Bu kültürel miras sadece İstanbul ile sınırlı kalmamış; Balkanlar, Orta Doğu ve Kuzey Afrika gibi farklı bölgelerin yerel lezzetleriyle de harmanlanmıştır.

Kâğıt Kebabı

Mutfak seçkisinde çorbalar, kebaplar, börekler, pilavlar, et ve sebze yemekleri ile geleneksel içecekler ön plana çıkar.

Valide Sultan Çorbası

Osmanlı mutfağında yemek sunumuna da büyük önem verilir. Yemekler genellikle büyük tepsilerde veya tabaklarda sunulur; bu sunum tarzı, yemeğin paylaşılma kültürünü temsil eder.

Helva-i Hakani

İmparatorluğun sona ermesinden sonra da bu mutfak kültürü varlığını sürdürmüştür. Günümüzde Türkiye'de birçok restoran ve gastronomi merkezi, geleneksel Osmanlı reçetelerini aslına uygun şekilde sunmaya devam etmektedir. Ayrıca bu zengin mutfağın sırlarını barındıran pek çok kaynak eser ve yemek kitabı literatürde yer almaktadır.

İşte bu zengin mutfaktan bazı eşsiz örnekler:

Çorbalar
Valide Sultan Çorbası, Sütlü Sultan Çorbası, Mehir, Balık Çorbası, İrmik Çorbası, Sultan Mahmut Çorbası, Osmanlı Çorbası, Süleymaniye Çorbası, Kavata Çorbası.

Mehir Çorbası

Kebaplar
Hünkârbeğendi, Sultan Kebabı, Elmalı Letafet Kebabı, Molla Kebabı, Tavşan Kebabı, Kâğıt Kebabı, Süt Kebabı.

Elmalı Letafet Kebabı

İçecekler
Ramazan Şerbeti, Bal Şerbeti, Nar Şerbeti, Kızılcık Şerbeti, Menekşe Şurubu, Zambak Şurubu, Keçiboynuzu Şerbeti, Demirhindi Şerbeti, Frenk Üzümü Şurubu, Tükenmez.

Nar Şerbeti

Börekler
Osmanlı Böreği, Süt Böreği, Sarıyer Böreği, Beyza Bi-ciheti Börek-i Makiyan-i Hassa, Valide Sultan Böreği, Zuraced, Piruhi.

Beyza Bi-ciheti Börek-i Makiyan-i Hassa

Tatlılar
Revani, Keşkül-ü Fukara, Zerde, Saray Lokması, Sütlaç, Tavukgöğsü, Kazandibi, Kadayıf Tatlısı, Kavunlu Baklava, Vezir Parmağı.

Kavunlu Baklava

Helvalar
Helva-i Hakani, Canki Özbek Helvası, İshakiye Helvası, İrmik Helvası, Helva-i Memune, Pelteşin, Müluki Sakız Helvası, Nevriyye, Peynir Höşmerimi, Cezerye, Cem Sultan Helvası, Demirhindi Sabuni, Boza Tatlısı.


COP30 İklim Konferansına Güçlü Katılım

19 ve 20 Kasım tarihlerinde Brezilya’nın Belém şehrinde düzenlenen "Düşük Karbon Salımı için Turizm İklim Hareketi" başlığı altındaki COP30; geçtiğimiz yıl Bakü’de düzenlenen COP29’un ardından, daha yüksek bir katılımla gerçekleştirildi.

İklim sorununa çözüm bulmak için turizm sektörünün birleşmesi

Turizm sektörünün tüm kollarının birlikte hareket etmesi; sektörel adaptasyonu sağlayacağı gibi dünyanın hemen her yerinde karbon salımı ölçümlerinin yapılmasına imkân tanıyacaktır.

Brezilya Turizm Bakan Yardımcısı Ana-Carla Lopes, “Gerek COP30 konferansında alınan kararların büyük bir coşkuyla desteklenmesi, gerekse turizmin dönüşümü için yerel çözümlerin desteklenecek olması konferansın en büyük kazanımı olacaktır” şeklinde konuştu.

Adaptasyon ve yeniliklerin öncelikleri

COP30 konferansında; turizm destinasyonlarının planlanması ve yerel yönetimlerle iş birliği içinde sürece uyum sağlayabilmeleri konularına geniş bir zaman ayrıldı.

Turizmde millî adaptasyon süreci; doğa temelli çözümler, su ve gıda güvenliğinde yaşanan sıkıntılar gibi kritik başlıklar altında ele alındı.

Katılımcılar; alternatif yakıt kullanımının hızlandırılması, orman tahribatı derecesinin ölçülmesi, mercan resiflerinin korunması ve "Mavi Karbon" projesinin yeniden yapılandırılması gibi çözüm yollarını tartıştı.

Küresel paydaş katılımının güçlendirilmesi

Travalyst, The Travel Foundation ve Birleşmiş Milletler Turizm Bölümü iş birliğiyle organize edilen Tematik Günler oturumlarında; iklim değişikliğiyle mücadele için kolektif çabaların zorunlu olduğu vurgulandı.

Uluslararası düzeyde büyük ilgi gören bu oturumlarda, çeşitli ülkelerden gelen delegeler karşılıklı olarak çözüm odaklı önerilerde bulundular.

İklim Değişikliği Eylem Planı kapsamındaki Glasgow Deklarasyonu’nun imza töreninde, yeni üye devletlerin katılımı memnuniyetle karşılandı.


İznik Çinileri

İznik çinisi, ilk olarak 15. yüzyılda Çin’den gelen mavi ve beyaz seramiklerden etkilenerek ortaya çıkmıştır. O dönemde yapılan Bursa Yeşil Camii ve türbesinde, ayrıca Bursa Muradiye Camii’nde ilk örneklerine rastlanır.

1. Yüzyılda ise Osmanlı Devleti’nin güçlenmesi ve yeni yapıların yaygınlaşmasıyla birlikte İznik çinisi en ihtişamlı dönemini yaşamıştır.

Yeşil Türbe, Bursa

İznik çini üretiminin altın çağı, Kanuni Sultan Süleyman dönemine denk gelir. Bu dönemde inşa edilen Süleymaniye Camii ve Selimiye Camii gibi eserlerde İznik çinisiyle yapılmış süslemeler görülür.

Nesiller boyu aktarılan bilgi birikimi ve incelikle çalışan ustaların elinde şekillenen bu çiniler, İznik ustalığının yaşayan kanıtlarıdır. İster çağdaş mekânlarda ister restorasyon projelerinde kullanılsın, yüzeylere derinlik, karakter ve kültürel zenginlik katar.

British Museum

İlk Müslüman Türk devletini kuran Karahanlılar dönemine ait yapılarda görülen çini süsleme geleneği, Türk çini sanatının bin yılı aşan bir geçmişe sahip olduğunu göstermektedir.

Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları da çini süsleme geleneğini devam ettirmiştir. Selçuklular, egemenlikleri altındaki birçok cami, medrese, kervansaray, saray, türbe ve benzeri yapıyı çinilerle bezemiştir.

Anadolu Selçuklu Devleti’nin dağılmasının ardından çini geleneğini sürdürme görevi Anadolu Beylikleri’ne kalmış ve nihayet Osmanlı Devleti’nin kuruluşuyla yeni bir dönem başlamıştır.

Çinili Köşk Girişi

Beylikler dönemine ait önemli eserler İstanbul’daki Çinili Köşk Müzesi’nde ve Berlin Devlet Müzesi'nde bulunmaktadır.

İlk Osmanlı dönemine ait çiniler, İznik Yeşil Cami minaresi, Bursa Yeşil Cami ve Türbesi, Bursa Muradiye Camii, Edirne Muradiye Camii, İstanbul Mahmut Paşa Türbesi, Çinili Köşk ve Edirne’deki Şah Melek Paşa Camii’nde görülmektedir.

Bu çiniler genellikle mozaik veya sırlı boya tekniğiyle üretilmiştir. Lacivert, mavi, turkuaz, siyah, sarı gibi renkler ile rumi, kufi yazı, geometrik şekiller ve bitkisel kökenli stilize motifler yaygın olarak kullanılmıştır.

Sonraki dönem, bir geçiş dönemi olarak değerlendirilebilir. Fatih devrinin Nakkaşbaşısı Baba Nakkaş, kullanma seramiklerinin gelişiminde önemli rol oynamıştır.

Hekimoğlu Ali Paşa Camii

Bu dönemin sırlı boya tekniğiyle üretilmiş çinilerinde rumiler, bulut motifleri, hatayi tarzı bitkisel desenler; fıstık yeşili, sarı, mavi, turkuaz, lacivert ve kiremit tonları kullanılmıştır. Sarı renk, üzerine altın varak uygulanması için astar olarak tercih edilmiştir.

Aynı dönemde saray nakışhanesinde yeni motifler geliştirilmeye başlanmıştır. İranlı ressam ve “Şahkulu” olarak bilinen Veli Can, sarayın baş nakkaşlığına getirilmiş ve “saz yolu” olarak bilinen desenleri üretmiştir.

Metropolitan Museum of Art

İnşaat faaliyetlerinin azalması, akçenin değer kaybı gibi ekonomik sorunlar ve İznik’te çıkan büyük yangının üretim alanlarına verdiği zarar nedeniyle çinilerin kalitesinde zamanla düşüşler başlamıştır. Renklerde solmalar görülmüş, özellikle kırmızı rengin kaybı dikkat çekmiştir. Ancak üretim devam etmiştir.

Sultanahmet Camii, Topkapı Sarayı’ndaki Bağdat ve Revan Köşkleri, Üsküdar Çinili Camii, Eminönü Hatice Turhan Sultan Türbesi ve Yeni Cami bu dönemde çinilerle süslenmiş önemli yapılardır.

Sultan Ahmet Camii çinileri

İznik çini üretim merkezi 17. yüzyılın sonlarına doğru tamamen kapanmış, çinicilik Kütahya’ya kaymıştır. Lale Devri’nde İznik çini sanatını canlandırma girişimleri olsa da uzun soluklu olamamıştır.

Yaklaşık 300 yıl aradan sonra, 1985 yılında Faik Kırımlı Usta İstanbul’dan İznik’e gelerek Eşref ve Seyhan Eroğlu çifti ile birlikte bir atölye kurmuş ve İznik çinilerinin yeniden üretilmesini sağlamıştır.


Likya Yolu

Fethiye’den başlayarak Antalya’ya kadar uzanan, yürüyüş yapanlara Likya Medeniyeti’nin mirasını gözler önüne seren 520 kilometrelik yürüyüş parkuru, eski bir deniz kenarı cumhuriyetiydi. Burası, dünyanın ilk demokratik birliği olarak kabul ediliyor.

Yürüyüş süresi ortalama 29 gün olan Likya Yolu, antik Likya’nın kurulduğu Teke Yarımadası’ndaki patikaların bir kısmının işaretlenip haritalanmasıyla oluşturulmuş ilk uzun mesafeli yürüyüş rotasıdır.

Likyalılar tarafından ticaret, askerî, insan ve hayvan ulaşımı amaçlı olarak kullanılan yol, 1989’dan beri Türkiye’de yaşayan amatör tarihçi Kate Clow tarafından tasarlandı ve 1999’da 509 kilometre olarak açıldı.

Likya Yolu’nun uzunluğu 2023 yılı itibarıyla yaklaşık 760 kilometreye ulaştı. Bu yol, Fethiye Ovacık yakınındaki Hisarönü’nden başlayıp Antalya’dan yaklaşık 20 km uzaktaki Konyaaltı ve Geyikbayırı’na kadar gider. Yol, kırmızı ve beyaz yol çizgileriyle işaretlidir.

Likya Mezarları

Likya Yolu, adını Likya uygarlığından almıştır. Patara Limanı yakınlarında bulunan ve 1994 yılında Prof. Dr. Sencer Şahin tarafından tercüme edilen Stadiasmus Patarensis isimli bir yazıtta, milattan sonra 43 yılında Likya’nın bir Roma eyaleti olduğu belirtilmekte ve bölgede yer alan 69 yol ile 53 şehir listelenmektedir.

Likya Yolu, dünyanın en iyi uzun mesafe yürüyüş rotalarından biri olarak gösterilmektedir. Parkur üzerinde yer alan Gelidonya Feneri manzarası, 2007 yılında Türkiye’nin en güzel manzarası seçilmiştir.

Gelidonya Feneri

Ayrıca, dünyada bir geminin tamamının çıkarılabildiği ilk su altı kazısı, bu bölgeden görülebilen Amerikan Koyu’nda yapılmıştır.

Patika

Likya Yolu, batıda Hisarönü’nden, doğuda Konyaaltı ilçesindeki Geyikbayırı’na kadar uzanır.

Uzun mesafeli patika, Fransız GR footpath sistemine göre işaretlenmiş, kavşaklar sarı yön işaretleriyle gösterilmiştir.

Parkurlar, her 50 metrede bir kayaların ve ağaç kütüklerinin her iki tarafında; toprak yollarda ise rota boyunca yaklaşık 200 metrede bir, özellikle kavşak gibi yerlerde kırmızı şeridin üzerinde beyaz şeritlerle işaretlenmiştir.

Kırmızı çarpı işaretleri, yoldan sapma olduğunu ve işaretli patikaya girilmemesi gerektiğini gösterir.

Likya Yolu’nun bazı bölümleri dağ bisikleti sürmeye uygundur. Bazı yerlerde deneyimli yokuş aşağı ve tek parkur meraklıları, bisikleti sırtlarında taşıyarak tüm parkuru geçebilir.

Parkur üzerindeki yerleşim birimlerinde konaklama olanağı mevcuttur. Parkurun tamamı işaretlenmiş olup sponsor kuruluşlar ve gönüllüler tarafından bakımı yapılmaktadır.

Etaplar

Likya Yolu’nun yürüyüş etapları aşağıda belirtilmiştir.

  • Hisarönü -Faralya,
  • Faralya - Kabak Koyu,
  • Kabak Koyu - Alınca,
  • Alınca - Yediburunlar,
  • Yediburunlar - Gavurağılı,
  • Gavurağılı - Patara,
  • Patara - Kalkan,
  • Kalkan – Sarıbelen - Gökçeören,
  • Gökçeören - Kaş,
  • Kaş - Kekova,
  • Kekova - Demre,
  • Demre – Alakilise - Finike,
  • Karaöz - Gelidonya Burnu - Adrasan,
  • Adrasan – Olimpos - Çıralı,
  • Çıralı - Beycik -Tekirova,
  • Tekirova – Phaselis - Gedelme,
  • Beycik - Tahtalı Dağı - Gedelme,
  • Gedelme - Göynük,
  • Göynük -Hisarçandır ve
  • Hisarçandır - Geyikbayırı

Kurap ve Emirates Birlikte Toplandılar

Kurumsal Acenteler Platformu (KURAP)’ın Kasım ayı olağan toplantısı, Emirates Havayolları ev sahipliğinde Fairmont Quasar Hotel’de gerçekleşti.

Hikâyesi 1985 yılında iki uçakla başlayan Emirates Havayolları, bugün dünyada A380 ve Boeing 777’lerden oluşan, geniş gövdeli en büyük uçak filolarından birine sahip.

Emirates Havayolları’nın rezervasyon sistemlerindeki yenilikler ile uçak içi Business ve Premium Economy sınıflarındaki gelişmeler, Türkiye Satış Müdürü Deniz Sümerpalazoğlu ve Emirates Türkiye ekibi tarafından detaylı bir sunumla anlatıldı.

KURAP gündeminde ise başta kurumsal çalışan acentelerin yaşadığı vize sorunları vardı.

Görüşülen diğer konular ise yaklaşan TÜRSAB seçimleri, havayolları uygulamaları ve NDC kullanımlarıydı.

Çok güzel bir akşam yemeği ile sona eren toplantı ve ev sahiplikleri için Emirates Havayollarına ve Fairmont Quasar Hotel yetkililerine çok teşekkür ediyoruz .


Dünyanın En İyi Köyleri Arasında 3 Türk Köyü Var

Bu yıl Birleşmiş Milletler’e Afrika, Amerika, Asya, Avrupa ve Orta Doğu’dan 270 köy, 2025 yılının En İyi Köyleri yarışması için başvuruda bulundu.

Japonya’da Koyasan’dan, Marmaris’ten Akyaka’ya; Slovenya’da Bled’den, Birleşik Arap Emirlikleri’nde Masfout’a kadar 29 ülkeden 52 köy, bu yılın en iyi köyleri değerlendirmesine layık görüldü.

En İyi Türk Köyleri

Seçkin köylerin listesi Çin’in Huzhou şehrinde özel bir törenle açıklandı. En İyi Köyler olarak seçilen 52 köy arasında ülkemizden de 3 köy bulunuyor. Bunlar:

Akyaka Köyü, Marmaris

Anıtlı Köyü, Mardin

Barbaros Köyü, Urla

B.M. Turizm Genel Sekreteri Zurap Poloılikasvilli:

“Turizm, kırsal alanlarda bölgenin ve dolaylı olarak yaşayanların yaşam standartlarını yükseltecektir. Bu yıl seçilen köylerin özelliği, geleneklerini, kültürlerini ve yaşadıkları yerin doğal yapısını korumalarıydı. Bu köyler, turizmi benimseyerek sosyal dayanışmanın artışı ve geleceği için sağlam bir temel oluşturacaklarına dair ümit verdiler.” şeklinde konuştu.

Kırsal Bölgelerde Turizm İvme Kazandı

BM Turizm Bölümü, En İyi Köyler ödülünü ilk defa 2021 yılında vermeye başladı. Ödül kriterleri, bağımsız Danışman Kurulu tarafından aşağıdaki başlıklar gözetilerek değerlendirildi:

  • Kültürel ve Doğal Kaynaklar

  • Bu Kaynakların Korunması ve Seviyesinin Artırılması

  • Ekonomik Sürdürülebilirlik
     

  • Sosyal Sürdürülebilirlik

  • Çevresel Sürdürülebilirlik

  • Turizm Kalkınması

  • Turizme Öncelik Veren Devlet Politikası

  • Altyapı ve Erişilebilirlik

  • Sağlık ve Güvenlik


Bir Turizmcinin Doğu Anadolu Gezisi

Kırk yıldır hem ülkemde hem de dünyanın birçok yerinde bulunma fırsatım oldu. Ancak çok arzu etmeme rağmen Türkiye’nin Doğu Anadolu Bölgesi’ni görmek bir türlü kısmet olmadı.

Bunun gerçekleşememesindeki neden, benim ihmalimden çok, bölgenin uzun yıllardır inişli çıkışlı bir güven sorunu yaşamasıydı.

Günümüzde nüfus artışıyla beraber seyahat alışkanlığı her sene artmakta. Turistik yerlerin rahatça, içimize sindire sindire gezilmesi zorlaştı. Trafik, bilet kuyrukları, görmek istediğiniz eserlerin önünde kümeleşen insanlar ziyaretin tadını kaçırıyor.

Doğu Anadolu Bozkırı

Halbuki Doğu Anadolu daha az ayak basılan bir yer. Bir yerden bir yere giderken bazen hiç bina görülmüyor. Bozkırın hiçliği huzur veriyor, hayal kurduruyor.

Birinci gün

İstanbul Havalimanı’ndan THY’nin TK 2228 sefer sayılı uçağı ile saat 14.10’da Ağrı Havalimanı’na indik. Doğubayazıt’a yaklaşırken, ülkemizin en yüksek dağı olan, tepesinde karların eksilmediği Ağrı Dağı bize yüzünü gösterdi. Hava açık olduğundan görünüm kusursuzdu.

Otele yerleşmeden önce şehir merkezinde bulunan ve büyük kısmı İran’dan getirilen Kaçakçılar Çarşısı’nı gezdik.

Ağrı Dağı

Burada en çok satılanlar çay, sigara, porselen eşya ve spor kıyafetleri. Alırken çok dikkat etmek lazım. Malın en kötüsünü çaktırmadan araya sıkıştırıyorlar. Ben, bizim Siirt fıstığının aynısı olan İran fıstığı aldım; yarısının içi boş çıktı.

Konakladığımız otel, bölgenin kısıtlı sayıdaki iyi otellerinden sayılan, üç yıldız seviyesindeki Ertur Butik Otel’di. Fazla bir konfor beklemediğimizden hayal kırıklığı yaşamadık.

İkinci gün

Öğleden önce, tufan sonucunda karaya oturduğu düşünülen ve Nuh’un Gemisi olduğuna inanılan, gemi biçimli siluet şeklindeki yapıyı gördük. Söz konusu efsane olunca mantık yürütmemek lazım.

Nuh’un Gemisinin Tasviri

Dönüşte istikametimiz İshak Paşa Sarayı’ydı. Bozkırda bir mücevher gibi parlayan bu eser tam 99 yılda inşa edilmiş. Ovaya tepeden bakan bu yapıt, taş işlemeli kapılarıyla giriş yapılan 116 odalı bir külliye.

Doğubayazıt’a 8 km mesafede, ovaya hâkim dik bir tepe üzerinde, bir masal dünyasından fırlamışçasına tüm heybetiyle görenleri kendine hayran bırakan İshak Paşa Sarayı, içine girdiğim andan itibaren büyüleyici atmosferi ve efsaneleriyle bütün ruhumu sarıp sarmaladı.

Saray, kitabesinden anlaşıldığı üzere 1784 yılında Çıldıroğulları’ndan II. İshak Paşa döneminde yaptırılmış. Osmanlı mimarisinin Anadolu’da günümüze ulaşabilen tek saray yapısı olarak kabul ediliyor.

İsahak Paşa Sarayı

Sarayın görkemli binasının kuzeybatı köşesindeki kapısından içeri girip, 21 basamaklı merdivenlerden iner inmez bir zindan karşıma çıkıyor. Hücre bölümlerinde dolaşırken, taş duvarların buz gibi soğukluğunun etkisiyle bedenimin titrediğini hissediyorum.

Gözlerim, duvar seviyesinin üst kısmında bulunan küçük mazgal pencereden içeriye süzülen ışığa takılıyor. Sanki ışık değil, zindanın duvarlarından süzülen Yaşar Kemal’in kitabındaki satırlar.

Bu taş yapının her karesinde Selçuklu sanatının karakteristik özellikleri yer alıyor. Ancak uzmanlar, Barok-Rokoko gibi dönemin Batı etkisinin yanı sıra İran’ın etkileriyle de yoğrularak değişik ve etkileyici bir karakter ortaya çıktığını; farklı medeniyetlere ait izleri olsa da saraydaki motiflere ve kompozisyonlara bakıldığında geleneksel Selçuklu sanatının ağır bastığını söylüyorlar.

İshak Paşa Sarayı Harem Dairesi

Sarayın dikkat çekici özelliklerinden biri de ısıtma yöntemi. Şöyle ki; ocaklarda ısıtılan sıcak suyun toprak künkler vasıtasıyla yapı içerisinde dolaştırılmasıyla bir nevi kalorifer sistemi oluşturularak iç mekânların ısıtılması sağlanmış.

Özellikle bölgenin iklim koşulları da göze alındığında, o dönem itibarıyla ne kadar ileri bir ısıtma sistemi olduğu bugün hâlâ şaşkınlık ve hayranlıkla karşılanıyor.

İshak Paşa Sarayı’nı gördükten sonra öğle yemeğimizi Doğubayazıt’ta yiyoruz. Bu bölgede menülerin hemen hepsinde et yemekleri başta yer alıyor. Zaten Doğu Anadolu, büyük ve küçükbaş hayvancılığın en yaygın olduğu geçim kaynağı.

Yemek sonrası Van’a doğru yola çıkıyoruz. Tendürek Dağı Geçidi’nden (2644 m) ve Çaldıran Ovası’ndan geçerek Bendi Mahi Çayı üzerindeki Muradiye Şelalesi’nde çay, kahve ve fotoğraf molası veriyoruz.

Muradiye Şelalesi

Bir saatlik yolculuktan sonra Van’ın merkezine varıyoruz. Tahminlerimin ötesinde gelişmiş, modern bir şehirle karşı karşıyayım. Ana caddesinde her tür tanınmış markanın satıldığı mağazalar, tertemiz kafeler ve şık görünümlü restoranlar var. Şaşkına döndüm ve gururlandım.

Otelimiz beş yıldızlı Elit Hotel.

Üçüncü gün

Kahvaltı sonrası Van’ın Başkale yolu üzerinde, 1643 yılında Osmanlılara bağlı Mahmudi Beyi Sarı Süleyman tarafından yaptırılan Hoşap Kalesi’ni geziyoruz.

Kale, aynı adı taşıyan Hoşap Suyu’nun sarp kayalıkları üzerinde yükseliyor. “Hoşap” kelimesi, Farsçada “iyi” veya “tatlı su” anlamına geliyormuş. Kalenin batıya bakan girişi ve özgün kapısı bozulmadan günümüze kadar ulaşabilmiş.

Hoşap Kalesi

Kapının üstünde yapımıyla ilgili Farsça bir kitabe ve aslan kabartmaları var. Kale içindeki eski hamam, cami, medrese, çeşme, su sarnıcı, zindan ve odalarda geçmişin izlerini görebiliyoruz.

Hoşap’ın bilinen tarihi Urartular’a kadar iniyor. Bu dönemde Hoşap Kalesi’nin, güneydoğuya açılan Tuşba-Kelişin yolu ile Van-Kotur yolunun kesiştiği kavşak noktasında askeri bir tesis olarak kurulduğu kabul edilmekte.

Selçuklu Hanedanı ile başlayan Türk hâkimiyeti, İlhanlılar döneminde devam etmiş ve bu dönemde “Vilayet-i Ermen” olarak adlandırılan Hoşap, Van Eyaleti’nin bir şehri olarak tanınmış.

Daha sonra Mahmudi’ler olarak adlandırılan Kürt aşireti Hoşap’a yerleştirilmiş. Burada Mahmudiler, kendi adlarıyla anılan bir beylik kurmuşlar.

Hoşap’ta günümüze kadar sağlam kalmış kalede yaşayan bu beyler, varlıklarını 1839 Tanzimat Fermanı’nın ilanına kadar sürdürmüşler.

Hoşap Kalesi gezisinin ardından Urartular’ın ikinci büyük kalesi Çavuştepe’yi görüyoruz.

Çavuştepe Kalesi, Van’ın Gürpınar ilçesinde, Bol Dağları’nın batı ucunda yer alıyor. Aşağı ve yukarı kale olmak üzere iki bölümden meydana gelmiş. MÖ 764–734 yılları arasında Urartu Kralı II. Sarduri tarafından kurulmuş. Kale, Urartu dilinde “Sardurihinli”, yani “Sarduri’nin kurduğu kent” olarak adlandırılıyor.

Çavuştepe Kalesi

Gevaş’ta, yine göl kenarında öğle yemeğini alıyor ve tekneyle Akdamar Adası’na geçiyoruz.

Van merkezine 55 km uzaklıktaki Van–Tatvan karayolundaki iskeleden, yirmi dakikalık bir motor yolculuğu ile ulaşılan Akdamar Adası, orijinal kilisesi ile tanınmakta.

Akdamar Kilisesi, yörede hüküm süren Vaspurakan Hanedanı’nca Kral I. Gagik tarafından M.S. 915–921 yılları arasında Mimar Keşiş Manuel’e yaptırılmış. Kilise, merkezi kubbeli, dört yapraklı yonca biçiminde haç planında olup, kırmızı kesme tüf taşlarıyla inşa edilmiş.

Akdamar Klisesi

Yapının dışındaki taş kabartmalarda İncil ve Tevrat’tan alınan dini konuların yanı sıra dünyevi konular, saray hayatı, av sahneleri, insan ve hayvan figürleri tasvir edilmiş. Bu kabartmalarda Orta Asya Türk sanatının yoğun etkilerini taşıyan 9. ve 10. yüzyıl Abbasi sanatının etkilerini görmek mümkün.

Kilise duvarlarının iç yüzeyleri, günümüzde hemen hemen kaybolmaya yüz tutan dini konulu fresklerle bezenmiş. Bu duvar resimleri, yöredeki en kapsamlı ve en erken tarihli örnekler olarak ayrı bir önem taşıyor.

Adanın adının nereden geldiğine dair yaygın halk hikâyesine göre, zamanında bu adada yaşayan Ermeni başkeşişin, güzelliği dillere destan Tamara adında bir kızı varmış.

Akdamar Adası Ayin

Adanın çevresindeki köylerde çobanlık yapan bir genç, bu kıza âşık olmuş. Bu genç, Tamara ile buluşmak için her gece adaya yüzer, Tamara ise gece karanlığında yerini belli etmek için onu bir fenerle beklermiş.

Bundan haberdar olan kızın babası, fırtınalı bir gecede elinde fenerle adanın kıyısına inip sürekli yer değiştirerek, gencin boşuna yüzüp gücünü yitirmesine neden olmuş.

Yüzmekten gücünü yitirip yorulan genç çoban Van Gölü’nde boğulmuş ve boğulmadan önce son nefesiyle “Ah Tamara!” diye haykırmış. Bunu duyan kız da hemen ardından kendini gölün sularına bırakmış. O günden sonra ada, “Ah Tamara!” ismiyle anılmakta.

Van’a geri dönüyoruz. Yine Elit Hotel’de konaklıyoruz.

Dördüncü gün

Öğle öncesi Van (Tuşba) Kalesi’ni görmeye gidiyoruz. Kalede Urartular’dan kalma Madır (Sardur) Burcu, Analı Kız Açık Hava Tapınağı, Bin Merdivenler ile ana kayaya oyulmuş sur duvar yatakları ve sur duvarları bulunuyor. Ayrıca I. Argişti, Menua ve II. Sarduri kaya mezarlarının da aralarında olduğu sekiz adet kaya mezarı, Urartu mimarisinin en görkemli anıtları arasında.

Van Kalesi

Van Kalesi, 2016 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne eklenmiştir.

İkinci durağımız Van Müzesi. Van Müzesi’nin ilk temelini, 1932 yılında yapılan bir depo binası oluşturmuş. Yeni müze binasında 23 sergi holü bulunuyor. Müzede; Urartular, Roma, Bizans, Selçuklu, Akkoyunlu, Karakoyunlu ve Osmanlı dönemlerine ait eserler, sikkeler ve Van halk kültürüne ışık tutan etnografik eserler ziyaretçilerini bekliyor.

Müze ziyaretinden sonra, Van kedilerinin bulunduğu bir mekânda kedileri görüyoruz.

Van Kedisi

Otobüsümüz Tatvan’a doğru yol almaya başladı. Öğle yemeği olarak bölgenin ünlü büryan kebabını yiyoruz.

Yemeğin ardından Ahlat’ta bulunan, UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine aday, eşi benzeri bulunmayan kümbetleri ve nefis işlemeli yüzlerce mezar taşını barındıran Selçuklu Mezarlığı’nı geziyoruz.

Akşamüstü Tatvan’dayız. Akşam yemeğimizi konakladığımız Taşar Royal Otel’de alıyoruz.

Beşinci gün

Kahvaltı sonrası istikamet Nemrut Krater Gölü. Kapladığı 13 kilometrekarelik alanla, türünde dünyanın ikinci büyük krater gölü. Adını, MÖ 2100’de yaşamış Babil Hükümdarı Nemrut’tan almış.

Derinliği ortalama 100, en derin noktası 155 metre. Göl çevresindeki sıcak sular ve kaplıcalar, volkanik faaliyetlerin son izleri sayılıyor. Kar ve kaynak sularıyla beslenen Nemrut Gölü’nün suları soğuk ve tatlı.

Nemrut Krater Gölü

Gölün etrafı dağlarla çevrili. Etrafta kimseler yok. Hakiki bir huzur ve terapi merkezi. Zamanımız olsaydı, gün batana kadar kalıp gölün sularına boş boş bakmak isterdim.

Önce Bitlis’e, sonra Muş’a geçiyoruz. Muş Ovası, Türkiye’nin en büyük ovalarından biri. Fazla bir tarım faaliyetinin olmaması üzücü.

Turu tamamlıyoruz. Yaşamımda yaptığım turlar arasında bu bölge, hatıralarımda özel bir yere sahip olacak.

Saat 17.40’ta THY’nin TK 2699 sefer sayılı uçağı ile İstanbul’a hareket ediyoruz.

Bu turu gerçekleştirip bu eşsiz yerleri görmemi sağlayan KURAP üyesi meslektaşım ve arkadaşım Orhon Atameriç’e teşekkürlerimi sunarım.

Behçet Demircan


Avrupa’da Tatil Yapma Eşitsizliği

Avrupa Birliği üyesi ülkelerde yaşayan halkın hatırı sayılır bir kısmı, kıtadaki derin gelir farkı nedeniyle bir haftalık bir tatile bile çıkamıyor. Geçen yıl yapılan araştırmalara göre, tatil yapamayanların oranı nüfusa kıyasla %27 seviyesindeydi.

Lüksemburg ve İsveç’te yaşayanların büyük çoğunluğu tatil yapabilirken, Romanya ve Yunanistan gibi Güney ve Doğu Avrupa ülkelerinde halkın bir kesimi bu imkândan mahrum kaldı.

 Zengin ülkelerin durumu

Nüfus artış hızı düşük, gelir seviyesi yüksek ülkelerde tatile çıkma imkânı diğer Avrupa Birliği ülkelerine göre daha yüksek. Tatile çıkma oranı en yüksek ülkelerin başında İskandinav ülkeleri ve onları takip eden Batı Avrupa ülkeleri geliyor.

Lüksemburg: Halkın yalnızca %9’u tatile çıkacak maddi imkânlardan yoksun olduklarını belirtti. Bu oran, Avrupa ülkeleri arasında tatil yapamayanların en düşük olduğu ülke konumunda.

İsveç: İsveç’te tatil yapamayanların oranı %12. Yüksek gelir seviyesi ve güçlü sosyal güvenlik sistemi, halkın büyük çoğunluğunun yıllık tatil yapmasını mümkün kılıyor.

Hollanda: Ülke içinde tatil seçenekleri fazla olmasına rağmen halkın %13’ü bunu karşılayacak gelire sahip değil.

Slovenya: Ekonomik istikrarına rağmen ülkede tatil yapamayanların oranı %15 seviyesinde.

Açıkça görülüyor ki, istikrarlı ekonomiye ve sağlıklı gelir dağılımına sahip ülkelerde yaşayan nüfus, tatile çıkmayı hayatlarının doğal bir parçası olarak görüyor.

Güney ve Doğu Avrupa’da durum

Güney ve Doğu Avrupa ülkeleri, kuzey ve batıdaki ülkelere kıyasla turist çekmekte zorlanmasalar da, halklarının ekonomik koşulları tatil yapma oranlarını düşürüyor.

Romanya: Halkın %59’u yılda bir hafta dahi tatile çıkmaya ekonomik güçlerinin yetmediğini belirtiyor. Bu oran, Avrupa ülkeleri arasında en yüksek seviyede.

Yunanistan: Turizmde dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olmasına rağmen halkın %46’sı yıllık tatile çıkamıyor.

Bulgaristan: Tatil yapamayanların oranı %41 seviyesinde.

Tatil eşitsizliğinin kökü

Eurostat araştırması, gelir seviyesinin tatile çıkabilme imkânı ile doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.
Zengin ekonomiler, yüksek maaş düzeyi ve güçlü sosyal programları sayesinde vatandaşlarına tatil olanağı sunarken; işsizliğin yüksek, ekonomik istikrarın düşük olduğu Romanya ve Yunanistan gibi ülkelerde halk temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor.

Açık nasıl kapatılır?

Tatil eşitsizliğini azaltmak için öncelikle sorunun temeline inmek gerekiyor.
Asgari ücretin artırılması ve sosyal güvenlik sisteminin güçlendirilmesi en önemli adımlar arasında yer alıyor.

Ayrıca, yurt içi tatil potansiyelinin artırılması ve turizm altyapısının sağlamlaştırılması da bu eşitsizliği azaltmada kilit rol oynayacaktır.