Global Turist Hareketi İlk Dokuz Ayda %5 Arttı

Geçtiğimiz yılın Ocak ve Eylül ayları arasındaki uluslararası turist girişleri, tüm dünyada bir önceki 2024 yılına göre %5 artış gösterdi.
Bu artış pandemi öncesindeki 2019 yılına göre %3 daha fazla. Turist sayısı itibariyle bakıldığında ilk dokuz ayda uluslararası bazda dünyada 1,1 milyar kişi kendi ülkeleri dışına seyahat etti.

Bu rakam 2024 yılının aynı dönemine göre 50 milyon daha fazla turiste tekabül etmektedir. Kuzey Afrika ve Sahra Altı ülkeler %11 turist sayısı artışıyla dünyada en yüksek performansı gösteren bölge oldu. Dünyanın en büyük turizm hareketine sahne olan Avrupa kıtası ülkelerini 2025 yılının Ocak-Eylül ayları arasında 625 milyon turist ziyaret etti. Oran olarak bakıldığında 2024 yılının aynı dönemine göre %4 artış gözleniyor.

Amerika kıtası ülkelerinde artış oranı, tüm ülkeler ortalaması açısından ilk 2 çeyrekte %3 artış gösterirken son çeyrekte %1 oranında düştü.
Amerika kıtasındaki istatistikler bölgelere göre farklılık gösterdi. Güney Amerika ülkelerinde kıtanın en güçlü artış oranı (%9) gözlenirken; ABD ve Kanada ancak %1 artış oranıyla yetindiler.
Orta Amerika'daki artış %2,5, Karayipler’deki artış ise %0,5 oldu.
Orta Doğu bölgesine tüm ülkelerden gelen ziyaretçi sayısı Ocak-Eylül ayları arasında 2024 yılına göre %2 artış gösterdi.

Ancak bir olgunun altını çizmek lazım: Orta Doğu ülkelerindeki 2025 yılı artışı pandemi öncesi, yani 2019 yılı ziyaretçi sayısıyla orantılandığında, artış oranının %33 gibi yüksek bir seviyeye erişmiş olduğu ortaya çıkmaktadır.
Asya ve Pasifik ülkelerinde artış oranı ilk dokuz ayda %8 olarak gerçekleşti. Bölgenin pandemi öncesinin %90’ına eriştiği dikkate alınırsa, görmüş olduğu rağbetin sürekli arttığı ortaya çıkmaktadır.

Artış oranlarına ülke bazında baktığımızda, 2024 yılının ilk 9 ayına göre Brezilya’nın %45, Vietnam ve Mısır’ın %21, Etiyopya ve Japonya’nın %18, Güney Afrika’nın %17, Sri Lanka ve Moğolistan’ın %16, Fas’ın %14 artış sağladığı gözlenmektedir.
Ülkemizde ise ilk 9 ay turist girişleri 2024 yılının aynı dönemine göre %0,69 oranında düştü.
KURAP ve SkyTeam Birlikte Toplandılar

Kurumsal Acenteler Platformu (KURAP), 2026 yılının ilk toplantısını SkyTeam ev sahipliğinde Hilton İstanbul Bosphorus Hotel’de gerçekleştirdi.
SkyTeam üye hava yollarının yetkilileri ile 2023, 2024 ve 2025 satış rakamları karşılaştırmalı olarak analiz edildi. Bu verilere dayanarak sektör içindeki satış paylarının artırılması yönünde gerçekleştirilebilecek yöntemler birlikte irdelendi ve değerlendirildi.

Ortak aksiyon alanlarının belirlenmesinin ardından KURAP’ın kendi gündemine geçildi. Gündemde yer alan Türk Hava Yolları satışlarının ve teşviklerinin değerlendirilmesi ile satışların nasıl artırılacağı konusu üyeler arasında tartışıldı.

İçinde bulunduğumuz 2026 yılına dair kurumsal acenteleri bekleyen sorunların ve çözüm önerilerinin görüşülmesinin ardından toplantı sona erdi.
Son derece verimli ve yapıcı gerçekleşen toplantımıza yapmış oldukları ev sahiplikleri için SkyTeam üye hava yollarına çok teşekkür ediyoruz.
Z Kuşağı Ağırlama Sektörünü Yeniden Şekillendiriyor

Genç kuşakların günümüzde sebep oldukları en belirgin değişiklik turizm ve ağırlama sektöründe oldu.
Bin dokuz yüz doksan yılı ortalarıyla 2010 yılı arasında doğanlara adı verilen Z kuşağı, sektörün ana müşterisi ve yeni iş gücü hâline geldi. Onların sahip oldukları değerler ve davranış biçimleri, eski normları bir kenara itip yeni fikirlerin ortaya çıkmasını sağladı.

Z kuşağı kişisel ve sosyal farkındalık konusunda çok güçlü. Gerek seyahat eden gerekse bir çalışan olarak özgünlük, sürdürülebilirlik ve amaca yönelik taleplerde bulunuyorlar.

Z Kuşağı Gezginleri: Lüks Yerine Anlamın Peşindeler
Z Kuşağı için seyahat yalnızca dinlenme ve eğlenme unsuru olmayıp kendini ifade edebilme ve iyi hissetme aracıdır. Onların öncelikleri yaşam boyu etkilenecekleri deneyimler edinmek. Bu değerlere kültürel zenginleşmeyi, çevre sorumluluğunu ve şeffaflığı da eklemek gerekiyor.
Z kuşağı basit ve kolay kullanılabilen teknolojiyi aplikasyon bazlı olarak kullanarak çevrim içi işlemleri tercih etmelerine rağmen, ayrıca insanla yüz yüze temas edebilme sıcaklığını da hissetmek istiyorlar.

Bu sebeple ağırlama sektöründe iş gören markalar, modern dijital teknolojiyle insana dokunabilen hizmeti birleştirmek durumundalar.
Z Kuşak çalışanları: Amaç ve esnekliği ön planda tutuyorlar.
Z Kuşağı iş yerinin katı hiyerarşik kurallarına karşı çıkıyor. Onlar seslerini duyurabilecekleri, iş birliğinin yapıldığı ortamları tercih ediyorlar; onlara göre yaratıcılık böyle durumlarda gelişiyor. İş ararken onların etiklerini kabul eden işverenleri tercih ediyorlar. Bu şirketler çeşitliliği, sürdürülebilirliği ve sosyal etkileşimi desteklemektedir.

Açığın Kapatılmasında Eğitimin Rolü
Ağırlama eğitiminin değişen tarzı, öğrencilerin Z Kuşağı gezginlerini ve misafirleri ağırlamaya yardımcı oluyor. Gastronomi kurslarında pratik alıştırma ve değişik kültürlerden gelen öğrencilerin takım oluşturmasına önem veriliyor. Bu önem, jenerasyonun değerleriyle uyuşması için onlara dijital hünerler ve iş hayatına uygun düşünme tarzını öğrenmelerini sağlıyor.

Programlar açık amaçlı ve gerçek deneyimler yaratmaya odaklı. Kısa bir gelecekte onların hakimiyetinde ağırlama sektörü daha dijital ve aynı zamanda insana dokunan şekilde olacak.
Z Kuşağı yalnızca bir sonraki jenerasyon değil; bugün ağırlama endüstrisini şekillendiren dinamik, yenilikçi, sorgulayan bir kuşaktır.
Tarih Göbeklitepe ile Yeniden Yazılıyor

Medeniyetin başlangıcı, dinler tarihi, tarıma geçiş…
Tüm bunların Şanlıurfa’da bir köyde 56 yıl önce vurulan bir kazmayla değişebileceğini kim hayal edebilirdi?
Arkeoloji tarihinin en önemli buluşlarından biri olan Göbeklitepe, gizemlerini bizlerle paylaşmaya devam ediyor.
Bu büyük zenginliğin, medeniyetin tarihi ve tarih öncesi çağlarla ilgili tüm bildiklerimizi baştan yazacak bir arkeolojik keşfe ev sahipliği yapması malumun ilamı gibi dursa da, Göbeklitepe’de ortaya çıkarılan bulgular basit sözlerle geçiştirilmemeli.

Bildiğimiz anlamda tarımın ilk defa yapılmaya başlandığı bölgelerden olan, Şanlıurfa il merkezinin 17 km doğusundaki Örencik (Kara Harabe) Köyü’nün 3 kilometre kuzeydoğusunda yer alan Göbeklitepe, adını bölgede bulunan taş yatır mezardan alır. Göbeklitepe ilk kez 1963 yılında İstanbul ve Chicago üniversitelerinin iş birliği ile hazırlanan Güneydoğu Anadolu Bölgesi Araştırma Projesi çerçevesinde gerçekleştirilen yüzey araştırmalarında keşfedildi.
Bu keşif, Göbeklitepe’nin sırrına vakıf olma keşfinden daha çok, orada araştırmaya değer bir şey olduğuyla ilgiliydi ki daha sonra gelecek ciddi araştırma için kalıntılar 30 yıldan fazla bekletildi. 1995 yılında Şanlıurfa Müze Müdürlüğü başkanlığında yeniden çalışmalar başladı ve 1996 yılında Alman Arkeoloji Enstitüsü’nden Arkeolog Klaus Schmidt danışmanlığında kazı çalışmaları sürdürüldü.

İlk bulguların değerlendirilmesi, toprağın altında yatanın tahmin edilenden çok daha büyük bir etki yaratacağının anlaşılması ve bu bulguların dünyaya tanıtımı açısından en önemli isimlerden biri olan Klaus Schmidt, 2014 yılında hayatını kaybedinceye kadar Göbeklitepe’de çalışmalarını sürdürdü.
Peki, 2019 yılının Göbeklitepe Yılı ilan edilmesiyle tüm dünyada akademik çevrelerin dışında da ilgi görmeye başlayan bölgenin önemi nedir?. Her şeyden önce 21. yüzyılın belki de en önemli arkeolojik keşfinin Göbeklitepe olduğunu söylemek için pek çok neden var. Birincisi, günümüzden tam 12 bin yıl öncesinde inşa edilmiş olması! Karşılaştırmalı anlatmak gerekirse; Mısır piramitlerinden 4 bin, Stonehenge’den ise 6-7 bin yıl daha yaşlı. İnsanlığın yerleşik yaşama henüz geçmediğinin bilindiği, azami birkaç onlu gruptan oluşan göçebe topluluklar halinde yaşadıklarının düşünüldüğü bir döneme ait.
Medeniyetin Doğum Yeri
Bu zamana kadar din ve inanç sistemlerinin ortaya çıkmasının, insanların yerleşik düzene geçip kent benzeri yapılar kurmasının ardından gerçekleştiği düşünülüyordu.

Göbeklitepe, bu çok önemli kabulü boşa çıkardı ve tarih kitaplarını değiştirdi.
Bunların tamamının Taş Devri içerisinde olması, madenlerin insanlar tarafından çıkarılmaya ve işlenmeye başlamasından çok önce yapılmış olması, ilk ataerkil (babaerkil) düşüncenin izlerinin burada bulunması, ilk terrazzo taban kullanımı (kabaca alçı sıvalı taban) ve Neolitik Çağ’ın ilk heykel ve kabartmalarının yine burada yer alması nedeniyle oldukça önemli bir alan.
Göbeklitepe çok gizemli ve bu gizemlerini tamamen ortaya çıkarmak daha onlarca yıl sürecek ama elimizdekileri anlamak bile insanlık tarihi için paha biçilemez bir ilerleme.

Göbeklitepe ile İlgili Şaşırtan Gerçekler
Göbeklitepe 12 bin yıl önce inşa edilmiş ama 9 bin yıl önce de terk edilmiş. Fakat burayı terk edenler, bırakıp gitmekle kalmamışlar, önce gömüp ondan sonra gitmişler. Birçok tapınak ve alanın terk edilmeden önce gömülmüş olması, tarih öncesi atalarımızdan bize ikinci bir hediye olmalı; zira bu sayede Göbeklitepe kalıntıları çok iyi derecede korunmuş. 3.000 yıl kullanılan bu büyüklükte bir inanç alanının neden terk edildiği sorusunun yanıtı ise henüz bilinmiyor.
Mimari Olarak Çağının Çok Ötesinde
Göbeklitepe’nin gizemleri aydınlatılmaya başlamadan önce, kimse o dönemde yaşayan insanların taşa ve toprağa bu kadar etkileyici ve işlevsel biçimde şekil verebileceğini düşünmüyordu.

Birçok ibadet alanından oluşan bu büyük ve kompleks yapı, hangi antik çağda olursa olsun mimari açıdan hayranlık uyandıracak seviyede. Hayvan figürleri, işlemeler, sütunlar… Neresine bakılırsa bakılsın böyle bir projenin hayata geçmesi için gereken taş işçiliği, mühendislik ve planlama, zamanının binlerce yıl ötesinde.
Bu da bilim insanlarını medeniyete dair tüm bildiklerini gözden geçirmeye itiyor. Tapınakların merkezlerinde yer alan sütunların ağırlıkları 20 ile 60 ton arasında değişiyor; bunların üstüne yerleştirilen işlenmiş taş bloklardan bahsetmiyoruz bile.
Bu blokların inşası ve taşımasının gerektirdiği teknik bilginin miktarı kadar önemli olan bir nokta daha var: İş gücü.

Sosyal Düzen ve Birlikte Çalışmak
Yıllarca, Göbeklitepe’yi inşa eden insanların ve çağdaşlarının tarım yapamayan, küçük gruplar halinde göç ederek yaşayan, ilkel avcı-toplayıcı insanlar olduklarına inanılıyordu. Göbeklitepe’yi tapınak tapınak, bölüm bölüm inşa ederken yüzlerce insanın birlikte çalışması gerektiği gerçeği bu eski kabulü sarsıyor.
Yani bu insanlar sadece bir araya gelmediler, uzun bir süre bir arada kalmak ve çalışmak zorundaydılar; bir sosyal düzene sahip olmadan ve ileri seviyede organizasyonel yeteneklerini kullanmadan bunun olması imkansız görünüyor.
Unutulan Hazine
Girişte de belirtildiği gibi keşfinden 30 yıl sonrasına kadar Göbeklitepe adeta unutuluyor; zira 1960’lardaki ilk keşifte ne tarihçe, ne büyüklük ne de yapısal olarak önemi anlaşılabiliyor. Anlaşılamamakla kalmıyor, bir Orta Çağ mezar alanı olarak sınıflandırılıyor. 30 yıl sonra yetkililerin ve Klaus Schmidt’in buraya bir şans daha tanıması ile insanlık tarihinin hikayesi de değişmeye başlıyor.

İnce İşçilik ve Yaratıcılık
Göbeklitepe sadece devasa bir inşaat projesi değil, aynı zamanda taş işçiliğine dair benzersiz eserlerin olduğu, insan yaratıcılığının belki de başlangıcına tanıklık etmemizi sağlayan bir yapılar bütünü. Tüm ana sütunların üstünde incelikle işlenmiş hayvan çizimleri bulunuyor. Bazı sütunlarda ise direkt sütunun üstünde oyularak yaratılmış, detaylı ve sanatsal yanı reddedilemeyecek hayvan heykelleri görülmekte.

Ayrıca tarihteki ilk anıtsal tapınak olan Göbeklitepe’nin, Neolitik Çağ’ın ibadet ve hac merkezi olduğu düşünülüyor. Bilim insanları tarafından dünya tarihini değiştiren bir keşif olarak kabul edilen bu miras, 12 bin yıl öncesinden bizlere ve tüm insanlığa emanet.
Göbeklitepe arkeolojik alanı, Türkiye’nin en mistik şehirlerinden olan ve "Peygamberler Kenti" olarak da adlandırılan Şanlıurfa il merkezinin 15 km kuzeydoğusundaki Örencik Köyü civarında bulunuyor. Kazı alanında elde edilen buluntuların bazılarını ise Şanlıurfa Müzesi’nde görebilmek mümkün.
KURAP ve BookingAgora Sharm–El Şeyh’de Toplandı

Kurumsal Acenteler Platformu (KURAP) Aralık ayı olağan toplantısı; Bookingagora ev sahipliğinde, Şarm El-Şeyh’teki Radamis Rixos Hotel’de gerçekleştirildi.
Toplantıda, IATA nezdindeki USD cinsinden süresiz teminat mektuplarının tek para birimi üzerinden devam etmesi konusu öncelikli olarak ele alındı.

Önümüzdeki 2026 yılına ait Türk Hava Yolları ve IATA ödeme takvimleri, görüşülen bir diğer önemli konuydu.
Son olarak TKPAY ve Türk Hava Yolları teşvik politikası, 2025 yılının kurumsal acenteler açısından değerlendirilmesi ve 2026 hedefleri toplantı gündeminde yer aldı.

Toplantıyı takip eden günlerde Rixos Adults Only, Rixos Premium Seagate ve Swissôtel Sharm El Sheikh otel incelemeleri gerçekleştirildi.
KURAP üyesi acentelerin her zaman güvendiği çözüm ortağı olan Bookingagora ailesine, gerçekleştirdikleri toplantı ve Fam Trip ev sahipliği için çok teşekkür ediyoruz. Her şey mükemmeldi.
2026 Yılını Tarif Eden 5 Seyahat Trendi

1. Her şeyden önce sessizlik
Önümüzdeki yılın tatil tercihi eğilimlerinin başında sessiz yerlere gitmek geliyor.
Aynı zamanda "Hushpitality" olarak anılan bu trendin amacı, modern hayatın günlük telaş ve stresinden uzaklaşmaktır. Bu nedenle İngiltere’de dijital detoks kabinleri her geçen gün daha fazla rağbet görüyor.

Sükûnet içinde bir tatil yapmak istediğinizde dünyanın birçok yerinde kendiniz için bu fırsatı yaratabilirsiniz.
İsveç’in Skåne bölgesindeki "Sessiz Yerler Haritası"ndan kendinize uygun bir nokta seçebilir ya da Oregon’daki Gökyüzü Işığı Mağarası’nda (Skylight Cave) tamamen karanlık içinde üç gün geçirebilirsiniz.
Oregon’da Gökyüzü Işığı Mağarası
2. Yapay zekâ devrede
Önümüzdeki yıl, seyahat sektöründe yapay zekâ uygulamalarıyla hiç şüphesiz daha sık karşılaşacağız.
Amadeus’un yapmış olduğu analize göre, 2026 yılı tatillerini planlayanlar şimdiden yapay zekayı kullanmaya başladılar bile.

Expedia ve Booking.com gibi sektörün büyük oyuncuları, rezervasyon sistemlerine ChatGPT entegre ederek "botların" sizin için tatil planı yapmasını eskisinden çok daha kolay bir imkân dâhilinde sundu.
Uzmanlar, yapay zekânın sunduğu avantajların yanı sıra, kapasiteyi aşan aşırı turist akınlarına (overtourism) da yol açabileceğine dikkat çekiyor.
3. Sürpriz seyahatler
İster "karar yorgunluğu" deyin, ister belirsizliğin cazibesi; tatilde nereye gideceğine dair bir fikri olmayan insan sayısında ciddi bir artış var.
Faroe Adaları’nda tatil yapmak isteyenler, artık sürdürülebilir doğayı ön plana alarak karar veriyor.

Mendoza’daki (Arjantin) Susana Balbo’s Winemaker’s House & Spa Suites, müşterilerini rezervasyon stresine sokmadan işlem yapmalarını sağlayan yeni bir sistem geliştirdi.
Cruise (gemi seyahati) sektöründe ise rotanın önceden belli olmadığı ve yolcuları meraklandıran gizemli seferler düzenlenmeye başlandı.

PR şirketi Lemongrass, programı önceden netleşmeyen bu tip "gizemli seyahatlere" olan ilginin her geçen gün arttığını tespit etti.
4. Hava yolu yerine kara yolu

Hilton Otelleri tarafından yayımlanan 2026 Trend Raporu’na göre, sosyal medyada etiketlenen ve yolculara açık olan yolları gösteren 6 milyon paylaşım, kara yolu seyahatini yeniden cazip kılıyor.

BehaviorSMART firmasının davranış uzmanı Milena Nikolova’ya göre, kara yolu seyahatinin adeta patlama yaratmasının sebebi Kuzey Amerika ve Avrupa’da insanla araç arasındaki ilişkinin doğasından kaynaklanıyor. Bu bölgelerde taşıt kullanmak hâlâ büyük bir keyif aracı olarak görülüyor.
5. Herkese uyan tatillerin yerine ultra-kişisel seçenekler

Seyahat endüstrisi, tatillerin "hiper-kişiselleşmesi" yolunda hızla ilerliyor.
Özel olarak tasarlanan turlar; boşanma sonrası depresyonundan yas süreci acısını hafifletmeye, menopoz döneminin rahat geçirilmesinden evlilik sorunlarının giderilmesine kadar geniş bir yelpazeye hitap ediyor. Ayrıca tenis oynamak isteyenlerden tarlada hasat yapmak isteyenlere kadar her ilgi alanına özel seçenekler sunuluyor.

Unplugged konseptini hayata geçiren şirketin kurucu ortağı Hector Hughes: “İnsanlar sıkıntılarını aşıp eski huzurlu günlerine dönmek için bu tip kişiselleştirilmiş turlara büyük ilgi gösteriyor. Bu, onların zihinsel olarak yeni bir seviyeye geçmesi için büyük bir fırsat” şeklinde konuştu.
Osmanlı Mutfağı

Osmanlı mutfağı; Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşundan çöküşüne kadar uzanan dönem boyunca sürekli gelişen ve dönüşen köklü bir mutfak geleneğidir.
Bu gelenek; Türk, Arap, İran ve Balkan mutfaklarından etkilenerek zengin bir çeşitlilik kazanmıştır. Ayrıca Avrupa mutfağına da büyük ölçüde etki etmiş olup günümüzde hâlâ birçok yemeğe ve sunum tarzına ilham vermeye devam etmektedir.

Hünkârbeğendi
Osmanlı mutfağı; özgün ana yemeklerin yanı sıra tatlılar, mezeler ve şerbetler gibi çok geniş bir ürün yelpazesine sahiptir. Et, sebze ve tahılların beraberinde baharatlar da bu mutfakta kilit bir rol oynar. İmparatorluğun geniş coğrafyası ve zengin tarihî geçmişi, mutfağın çeşitliliğini artırmıştır.
Bu kültürel miras sadece İstanbul ile sınırlı kalmamış; Balkanlar, Orta Doğu ve Kuzey Afrika gibi farklı bölgelerin yerel lezzetleriyle de harmanlanmıştır.

Kâğıt Kebabı
Mutfak seçkisinde çorbalar, kebaplar, börekler, pilavlar, et ve sebze yemekleri ile geleneksel içecekler ön plana çıkar.

Valide Sultan Çorbası
Osmanlı mutfağında yemek sunumuna da büyük önem verilir. Yemekler genellikle büyük tepsilerde veya tabaklarda sunulur; bu sunum tarzı, yemeğin paylaşılma kültürünü temsil eder.

Helva-i Hakani
İmparatorluğun sona ermesinden sonra da bu mutfak kültürü varlığını sürdürmüştür. Günümüzde Türkiye'de birçok restoran ve gastronomi merkezi, geleneksel Osmanlı reçetelerini aslına uygun şekilde sunmaya devam etmektedir. Ayrıca bu zengin mutfağın sırlarını barındıran pek çok kaynak eser ve yemek kitabı literatürde yer almaktadır.
İşte bu zengin mutfaktan bazı eşsiz örnekler:
Çorbalar
Valide Sultan Çorbası, Sütlü Sultan Çorbası, Mehir, Balık Çorbası, İrmik Çorbası, Sultan Mahmut Çorbası, Osmanlı Çorbası, Süleymaniye Çorbası, Kavata Çorbası.

Mehir Çorbası
Kebaplar
Hünkârbeğendi, Sultan Kebabı, Elmalı Letafet Kebabı, Molla Kebabı, Tavşan Kebabı, Kâğıt Kebabı, Süt Kebabı.

Elmalı Letafet Kebabı
İçecekler
Ramazan Şerbeti, Bal Şerbeti, Nar Şerbeti, Kızılcık Şerbeti, Menekşe Şurubu, Zambak Şurubu, Keçiboynuzu Şerbeti, Demirhindi Şerbeti, Frenk Üzümü Şurubu, Tükenmez.

Nar Şerbeti
Börekler
Osmanlı Böreği, Süt Böreği, Sarıyer Böreği, Beyza Bi-ciheti Börek-i Makiyan-i Hassa, Valide Sultan Böreği, Zuraced, Piruhi.

Beyza Bi-ciheti Börek-i Makiyan-i Hassa
Tatlılar
Revani, Keşkül-ü Fukara, Zerde, Saray Lokması, Sütlaç, Tavukgöğsü, Kazandibi, Kadayıf Tatlısı, Kavunlu Baklava, Vezir Parmağı.

Kavunlu Baklava
Helvalar
Helva-i Hakani, Canki Özbek Helvası, İshakiye Helvası, İrmik Helvası, Helva-i Memune, Pelteşin, Müluki Sakız Helvası, Nevriyye, Peynir Höşmerimi, Cezerye, Cem Sultan Helvası, Demirhindi Sabuni, Boza Tatlısı.

COP30 İklim Konferansına Güçlü Katılım

19 ve 20 Kasım tarihlerinde Brezilya’nın Belém şehrinde düzenlenen "Düşük Karbon Salımı için Turizm İklim Hareketi" başlığı altındaki COP30; geçtiğimiz yıl Bakü’de düzenlenen COP29’un ardından, daha yüksek bir katılımla gerçekleştirildi.

İklim sorununa çözüm bulmak için turizm sektörünün birleşmesi
Turizm sektörünün tüm kollarının birlikte hareket etmesi; sektörel adaptasyonu sağlayacağı gibi dünyanın hemen her yerinde karbon salımı ölçümlerinin yapılmasına imkân tanıyacaktır.
Brezilya Turizm Bakan Yardımcısı Ana-Carla Lopes, “Gerek COP30 konferansında alınan kararların büyük bir coşkuyla desteklenmesi, gerekse turizmin dönüşümü için yerel çözümlerin desteklenecek olması konferansın en büyük kazanımı olacaktır” şeklinde konuştu.

Adaptasyon ve yeniliklerin öncelikleri
COP30 konferansında; turizm destinasyonlarının planlanması ve yerel yönetimlerle iş birliği içinde sürece uyum sağlayabilmeleri konularına geniş bir zaman ayrıldı.
Turizmde millî adaptasyon süreci; doğa temelli çözümler, su ve gıda güvenliğinde yaşanan sıkıntılar gibi kritik başlıklar altında ele alındı.

Katılımcılar; alternatif yakıt kullanımının hızlandırılması, orman tahribatı derecesinin ölçülmesi, mercan resiflerinin korunması ve "Mavi Karbon" projesinin yeniden yapılandırılması gibi çözüm yollarını tartıştı.
Küresel paydaş katılımının güçlendirilmesi
Travalyst, The Travel Foundation ve Birleşmiş Milletler Turizm Bölümü iş birliğiyle organize edilen Tematik Günler oturumlarında; iklim değişikliğiyle mücadele için kolektif çabaların zorunlu olduğu vurgulandı.

Uluslararası düzeyde büyük ilgi gören bu oturumlarda, çeşitli ülkelerden gelen delegeler karşılıklı olarak çözüm odaklı önerilerde bulundular.
İklim Değişikliği Eylem Planı kapsamındaki Glasgow Deklarasyonu’nun imza töreninde, yeni üye devletlerin katılımı memnuniyetle karşılandı.
İznik Çinileri

İznik çinisi, ilk olarak 15. yüzyılda Çin’den gelen mavi ve beyaz seramiklerden etkilenerek ortaya çıkmıştır. O dönemde yapılan Bursa Yeşil Camii ve türbesinde, ayrıca Bursa Muradiye Camii’nde ilk örneklerine rastlanır.
1. Yüzyılda ise Osmanlı Devleti’nin güçlenmesi ve yeni yapıların yaygınlaşmasıyla birlikte İznik çinisi en ihtişamlı dönemini yaşamıştır.

Yeşil Türbe, Bursa
İznik çini üretiminin altın çağı, Kanuni Sultan Süleyman dönemine denk gelir. Bu dönemde inşa edilen Süleymaniye Camii ve Selimiye Camii gibi eserlerde İznik çinisiyle yapılmış süslemeler görülür.
Nesiller boyu aktarılan bilgi birikimi ve incelikle çalışan ustaların elinde şekillenen bu çiniler, İznik ustalığının yaşayan kanıtlarıdır. İster çağdaş mekânlarda ister restorasyon projelerinde kullanılsın, yüzeylere derinlik, karakter ve kültürel zenginlik katar.

British Museum
İlk Müslüman Türk devletini kuran Karahanlılar dönemine ait yapılarda görülen çini süsleme geleneği, Türk çini sanatının bin yılı aşan bir geçmişe sahip olduğunu göstermektedir.
Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları da çini süsleme geleneğini devam ettirmiştir. Selçuklular, egemenlikleri altındaki birçok cami, medrese, kervansaray, saray, türbe ve benzeri yapıyı çinilerle bezemiştir.
Anadolu Selçuklu Devleti’nin dağılmasının ardından çini geleneğini sürdürme görevi Anadolu Beylikleri’ne kalmış ve nihayet Osmanlı Devleti’nin kuruluşuyla yeni bir dönem başlamıştır.

Çinili Köşk Girişi
Beylikler dönemine ait önemli eserler İstanbul’daki Çinili Köşk Müzesi’nde ve Berlin Devlet Müzesi'nde bulunmaktadır.
İlk Osmanlı dönemine ait çiniler, İznik Yeşil Cami minaresi, Bursa Yeşil Cami ve Türbesi, Bursa Muradiye Camii, Edirne Muradiye Camii, İstanbul Mahmut Paşa Türbesi, Çinili Köşk ve Edirne’deki Şah Melek Paşa Camii’nde görülmektedir.

Bu çiniler genellikle mozaik veya sırlı boya tekniğiyle üretilmiştir. Lacivert, mavi, turkuaz, siyah, sarı gibi renkler ile rumi, kufi yazı, geometrik şekiller ve bitkisel kökenli stilize motifler yaygın olarak kullanılmıştır.
Sonraki dönem, bir geçiş dönemi olarak değerlendirilebilir. Fatih devrinin Nakkaşbaşısı Baba Nakkaş, kullanma seramiklerinin gelişiminde önemli rol oynamıştır.

Hekimoğlu Ali Paşa Camii
Bu dönemin sırlı boya tekniğiyle üretilmiş çinilerinde rumiler, bulut motifleri, hatayi tarzı bitkisel desenler; fıstık yeşili, sarı, mavi, turkuaz, lacivert ve kiremit tonları kullanılmıştır. Sarı renk, üzerine altın varak uygulanması için astar olarak tercih edilmiştir.
Aynı dönemde saray nakışhanesinde yeni motifler geliştirilmeye başlanmıştır. İranlı ressam ve “Şahkulu” olarak bilinen Veli Can, sarayın baş nakkaşlığına getirilmiş ve “saz yolu” olarak bilinen desenleri üretmiştir.

Metropolitan Museum of Art
İnşaat faaliyetlerinin azalması, akçenin değer kaybı gibi ekonomik sorunlar ve İznik’te çıkan büyük yangının üretim alanlarına verdiği zarar nedeniyle çinilerin kalitesinde zamanla düşüşler başlamıştır. Renklerde solmalar görülmüş, özellikle kırmızı rengin kaybı dikkat çekmiştir. Ancak üretim devam etmiştir.
Sultanahmet Camii, Topkapı Sarayı’ndaki Bağdat ve Revan Köşkleri, Üsküdar Çinili Camii, Eminönü Hatice Turhan Sultan Türbesi ve Yeni Cami bu dönemde çinilerle süslenmiş önemli yapılardır.

Sultan Ahmet Camii çinileri
İznik çini üretim merkezi 17. yüzyılın sonlarına doğru tamamen kapanmış, çinicilik Kütahya’ya kaymıştır. Lale Devri’nde İznik çini sanatını canlandırma girişimleri olsa da uzun soluklu olamamıştır.
Yaklaşık 300 yıl aradan sonra, 1985 yılında Faik Kırımlı Usta İstanbul’dan İznik’e gelerek Eşref ve Seyhan Eroğlu çifti ile birlikte bir atölye kurmuş ve İznik çinilerinin yeniden üretilmesini sağlamıştır.
Likya Yolu
Fethiye’den başlayarak Antalya’ya kadar uzanan, yürüyüş yapanlara Likya Medeniyeti’nin mirasını gözler önüne seren 520 kilometrelik yürüyüş parkuru, eski bir deniz kenarı cumhuriyetiydi. Burası, dünyanın ilk demokratik birliği olarak kabul ediliyor.
Yürüyüş süresi ortalama 29 gün olan Likya Yolu, antik Likya’nın kurulduğu Teke Yarımadası’ndaki patikaların bir kısmının işaretlenip haritalanmasıyla oluşturulmuş ilk uzun mesafeli yürüyüş rotasıdır.

Likyalılar tarafından ticaret, askerî, insan ve hayvan ulaşımı amaçlı olarak kullanılan yol, 1989’dan beri Türkiye’de yaşayan amatör tarihçi Kate Clow tarafından tasarlandı ve 1999’da 509 kilometre olarak açıldı.
Likya Yolu’nun uzunluğu 2023 yılı itibarıyla yaklaşık 760 kilometreye ulaştı. Bu yol, Fethiye Ovacık yakınındaki Hisarönü’nden başlayıp Antalya’dan yaklaşık 20 km uzaktaki Konyaaltı ve Geyikbayırı’na kadar gider. Yol, kırmızı ve beyaz yol çizgileriyle işaretlidir.

Likya Mezarları
Likya Yolu, adını Likya uygarlığından almıştır. Patara Limanı yakınlarında bulunan ve 1994 yılında Prof. Dr. Sencer Şahin tarafından tercüme edilen Stadiasmus Patarensis isimli bir yazıtta, milattan sonra 43 yılında Likya’nın bir Roma eyaleti olduğu belirtilmekte ve bölgede yer alan 69 yol ile 53 şehir listelenmektedir.
Likya Yolu, dünyanın en iyi uzun mesafe yürüyüş rotalarından biri olarak gösterilmektedir. Parkur üzerinde yer alan Gelidonya Feneri manzarası, 2007 yılında Türkiye’nin en güzel manzarası seçilmiştir.

Gelidonya Feneri
Ayrıca, dünyada bir geminin tamamının çıkarılabildiği ilk su altı kazısı, bu bölgeden görülebilen Amerikan Koyu’nda yapılmıştır.
Patika
Likya Yolu, batıda Hisarönü’nden, doğuda Konyaaltı ilçesindeki Geyikbayırı’na kadar uzanır.
Uzun mesafeli patika, Fransız GR footpath sistemine göre işaretlenmiş, kavşaklar sarı yön işaretleriyle gösterilmiştir.
Parkurlar, her 50 metrede bir kayaların ve ağaç kütüklerinin her iki tarafında; toprak yollarda ise rota boyunca yaklaşık 200 metrede bir, özellikle kavşak gibi yerlerde kırmızı şeridin üzerinde beyaz şeritlerle işaretlenmiştir.
Kırmızı çarpı işaretleri, yoldan sapma olduğunu ve işaretli patikaya girilmemesi gerektiğini gösterir.

Likya Yolu’nun bazı bölümleri dağ bisikleti sürmeye uygundur. Bazı yerlerde deneyimli yokuş aşağı ve tek parkur meraklıları, bisikleti sırtlarında taşıyarak tüm parkuru geçebilir.
Parkur üzerindeki yerleşim birimlerinde konaklama olanağı mevcuttur. Parkurun tamamı işaretlenmiş olup sponsor kuruluşlar ve gönüllüler tarafından bakımı yapılmaktadır.
Etaplar
Likya Yolu’nun yürüyüş etapları aşağıda belirtilmiştir.

- Hisarönü -Faralya,
- Faralya - Kabak Koyu,
- Kabak Koyu - Alınca,
- Alınca - Yediburunlar,
- Yediburunlar - Gavurağılı,
- Gavurağılı - Patara,
- Patara - Kalkan,
- Kalkan – Sarıbelen - Gökçeören,
- Gökçeören - Kaş,
- Kaş - Kekova,
- Kekova - Demre,
- Demre – Alakilise - Finike,
- Karaöz - Gelidonya Burnu - Adrasan,
- Adrasan – Olimpos - Çıralı,
- Çıralı - Beycik -Tekirova,
- Tekirova – Phaselis - Gedelme,
- Beycik - Tahtalı Dağı - Gedelme,
- Gedelme - Göynük,
- Göynük -Hisarçandır ve
- Hisarçandır - Geyikbayırı










