Gordion Antik Kenti Frigya Krallığı

Frigya Vadisi

Gordion, Frigya'nın tarihî başkenti olan antik kentin ismidir.

Gordion 2023 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne dahil edilmiştir. Bu isim ise kökenini, Frigce'de "şehir" anlamına gelen "Gordum" kelimesinden almıştır.

Sakarya Nehri ile Porsuk Çayı'nın birleştiği noktanın yukarısında kurulu bulunan kent, günümüzde Ankara'ya 94 kilometre uzaklıkta, Polatlı'nın 29 kilometre kuzeybatısında yer alan Yassıhüyük'te bulunmaktadır.

Gordion'un konumu, Anadolu'yu kat eden ana yolların kavşağında bulunması, ırmak ve diğer kaynaklar sayesinde suyun bolluğu ve çevresinin kuru tarım ve hayvancılığa uygun açık araziyle çevrili olması gibi çeşitli sebeplerden dolayı Friglere çekici gelmiş olmalıdır.

Arkeolojik bulgulara göre Frigler Gordion'a Hitit medeniyetinin kaybolması sonucunda, MÖ 12. yüzyılın sonları gibi erken bir tarihte gelmiştir.

Kazılarda gün ışığına çıktığı kadarıyla, en erken Frig yerleşim yerleri gündelik hayata ilişkin malzemeler içeren, hafif konstrüksiyonlu küçük evlerden oluşan köy karakterine sahipti.

Polatlı yakınlarında bulunan fildişi levha

MÖ 9. yüzyılda ise büyük bir dönüşüm gerçekleşir ve yerleşim, içinde büyük yapıların yer aldığı muazzam surlarla çevrili bir kale hâlini alır. Yerleşimdeki bu önemli değişim muhtemelen bu şekilde büyük inşaat projelerinin yapımını yürütebilecek merkezî bir Frig devlet yönetiminin oluşmasıyla açıklanabilir.

Gordion, Frig uygarlığının tipik bir örneği olup, yaklaşık MÖ 800 yılına ait nispeten iyi korunmuş durumda olan, bölgenin kronolojisinde önemli bir dayanak noktasıdır.

Sit alanındaki uzun tümülüs geleneği, Demir Çağı boyunca kraliyet mensuplarının anıtsal ve gömü uygulamalarının önemli bir kaydını sunmaktadır.

Frigyalı savaşçılar

MÖ 9. yüzyılın sonuna gelindiğinde, Frig kalesi birkaç inşaat evresinin ardından kazılarla açığa çıkartılmış olan yerleşim planına sahiptir. Güneydoğudaki ana kale kapısının hemen içerisinde üstü açık, büyük avlunun çevresinde dizili dikdörtgen binalar, saray alanını oluşturmaktadır.

Teras üzerindeki sıra yapılar, tahıl işlenen ve dokumacılık yapılan hareketli yerlerdi. Saray alanındaki yapıların sadece birinde karşılaşılan çakıl taşlı mozaik taban döşemesi ise Antik Çağ'da bilinen bu tip zemin döşemesinin en eski örneği olup, bu bezemeci döşeme tarzının ilk kez Friglerce icat edildiğini göstermektedir.

Bu kale, MÖ 800 yılı civarında kent sakinlerinin tüm mallarını bırakarak yalnızca canlarını kurtarabildikleri büyük bir yangında tahrip olmuştur.

Gordios ve oğlu Midas, MÖ 800 felaketinin ardından Frig kalesinin yeniden inşasında önemli rol oynamış olabilirler.

Eşek kulaklı Midas

Tahrip olmuş kalede bulunan büyük miktarda seramik kap ve demir obje, Friglerin bu malzemelere dair büyük bir endüstriye sahip olduğunu kanıtlamaktadır.

Yeniden inşa edilen kale, Gordion'a üç asırdan fazla, MÖ 4. yüzyılın ikinci yarısı ortalarına kadar hizmet vermiştir. Bu uzun zaman diliminde Frigya'yı etkileyen bir dizi önemli olay gerçekleşmiştir.

Yedinci yüzyılda, muhtemelen Kafkaslardan gelen akıncı göçmen Kimmerler Anadolu'yu alt üst etmiş, Frigya da bu felaketten nasibini almıştır.

Frig süvarisi

Gordion'da kazılan tümülüslerden birkaçı büyük yangının hemen öncesi ve sonrasında yaşamış nesillere aittir. Özellikle yangından hemen sonraya ait iki tanesi önemlidir.

Bunlardan P Tümülüsü adlı ilki, MÖ 775 yılına tarihlenmekte olup Frig kraliyet ailesinden bir prens veya prensese ait bir çocuk mezarıdır.

Ahşap mezar odasında ele geçen ve çocuğun ikinci yaşamı için sunulmuş etkileyici lüks eşyaları arasında geometrik motifli çok ince kakma işçiliğe sahip ahşap mobilyalar ve belki de oyuncak olarak yapılan ahşap ve seramik hayvanlar dikkati çeker.

Kral Midas Tümülüsü, MÖ 8. yüzyıla (yaklaşık MÖ 740) tarihlenen devasa bir anıtsal mezardır. Dünyanın en büyük ikinci tümülüsü olan bu yapı, 53-55 metre yüksekliğinde ve 300 metre çapındadır. Aslen Midas'ın babası Gordios'a ait olduğu düşünülmektedir.

Tıpkı çocuk mezarında olduğu gibi bu mezarda da ele geçen geometrik motifli zarif kakma bezemeli mobilyalar, Frig sanatçılarına özgün büyük bir ustalığa işaret etmektedir.

Ahşap kakmalı masa-Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Burada ayrıca belki de krallar arası hediye değiş tokuşuyla Suriye'den Gordion'a kadar gelmiş hayvan başlı kovalar ve kazanlar gibi çok sayıda tunç obje bulunmuştur. Bu kaplardan bir kısmı mezarın yanı başında verilen baharatlı et yemeği, mercimek ve bira ile şarap ve ballı bir içecekten oluşan ziyafette kullanılmıştır.

Yakın zamanda mezarın ahşapları üzerinde yapılan radyokarbon analizleri, kralın MÖ 740 civarında defnedildiğini göstermektedir. Dolayısıyla bu kralın aynı tarihlerde öldüğü düşünülen Gordios olduğu öne sürülmektedir.


KURAP Nisan Ayında Go Global ile Birlikte Toplandı

Kurumsal Acenteler Platformu KURAP’ın Nisan ayı olağan toplantısı, Go Global ev sahipliğinde Polat Renaissance Bosphorus Oteli'nde düzenlendi.

Çözüm ortaklarımızdan olan Go Global, satış arttırıcı yeni yöntemlerinin de yer aldığı bir sunum yaptı.

Toplantının ikinci bölümünde üyemiz Vista Turizm'in yapay zeka iş ortağı AME EXCELLENCE IN AI şirketi ile geliştirdiği "Yapay Zeka ile Kurumsal Seyahat Operasyonunu Yeniden Düşünmek" konulu sunumu, konunun uzmanları tarafından anlatıldı.

Önümüzdeki dönemde yol almamız gereken konuları ortaya koyan ilham verici sunumları için AME'ye ve toplantımıza ev sahipliği yapan Go Global'e içten teşekkürlerimizi sunarız.


Yapay Zekaya aşık olunabilir mi?

Yapay zeka size aşk şiiri yazabilir. Hatta bazılarının yapay zekaya karşı romantik duygulara sahip olduklarını artık biliyoruz. Ama bu duygular karşılıklı mıdır?

İnsanlar yapay zekaya aşık olabiliyorlar. Bu bir gerçek.

Mesela Kanada’da yaşayan bir erkek Saia adı verilen avatara evlilik teklif etti. Ona aşık olduğunu ilan etti.

Geçen yıl Ayrin takma adını kullanan Amerikalı genç bir kadın Leo ismindeki chatbot ile aşk yaşadığı itirafında bulundu.

Replika, dünyada milyonlarca kullanıcısı olan ve arkadaşlık için kullanılan popüler bir yapay zeka uygulaması.

Geçen yıl yapılan bir araştırma kullanıcıların yüzde 25’inin chatbotlarıyla romantik bir ilişki içinde olduklarını ortaya koydu.

Ancak bazı insanların sanki yapay zeka da onları seviyormuş gibi ümitlenerek ona aşık olmalarının bir mantığı yok. Yok, çünkü yapay zeka denilen teknoloji, insan etkileşimlerini taklit etmek için algoritma kullanılarak üretilen metinlerden ibaret.

Uygulamalar ise sadece hisleri taklit edebiliyorlar.

Ancak bazı uzmanlar ilerde makinelerin daha fazlasını yapabileceklerine inanıyor.

Nedir aslında aşk?

Aşkı tarif edebilmek hiç kolay değil. Şiirler, kitaplar, şarkılar ve diğerleri insanlara hayatlarında yaşayacakları en güçlü hisleri duymalarına aracı oluyor.

Yapay zeka tabiidir ki şiir yazabilir. Hatta kısa süre içerisinde insan tarafından programlanmış teknoloji sayesinde roman bile yazabilir.

Ancak yapay zekanın ileride gerçek aşkı anlayabilmesi ve yaşaması büyük bir soru işareti olarak duruyor.

İşin özü

Yapay zeka konusunda bir uzman olan McArthur’un görüşü şöyle:

“Yapay zekanın bilişsel süreci takip ederek birine bağlanması insanların günümüzde yaşadıkları aşk gibi olmayacak.

Mamafih, bu duyguyu en azından bir çeşit ironi olarak düşünebiliriz”. Bilgisayarlar, geliştirilen yazılımlarla çalıştığından, onlar aşkı bizim yaşadığımız şekilde yaşayamazlar. Bu nedenle insanla yapay zeka ilişkisi ister istemez tek taraflı olacaktır.

Chatbotlar kullanıcı paralelinde işlediğinden ve kullanıcının görüşünü kabul ettiğinden dolayı yapay zeka, ilişkide devamlı boyun eğen taraf olacaktır.

Yapay zekada farkındalık

Tango 2 kişiyle yapılır

Oxford Global Priorities Enstitüsünde zihin felsefesi ve bilişsel bilim üzerinde araştırmacı öğretim görevlisi olan Patrick Butlin ve ekibi, farkındalığın birey için bir ihtiyaç olduğunu ve bu çok önemli özelliğin yapay zekada olmadığını deneylerle gözlemlediler.

Butlin buna ilave olarak birini sevmek için inanaç ve arzunun ana gereksinim olduğunu, bugün için yapay zekada böyle bir özelliğin de olmadığını söyledi.

Ancak Butlin bunun hiçbir zaman olmayacağını söylemenin çok iddalı bir tez olduğunu, ilerleyen zaman içinde teknolojinin ne getireceğinin bilinmediğini de sözlerine ekledi.


Turizmde Gıda İsrafını Önlemek İçin “Değişiklik Reçetesi”

Değişiklik Reçetesi Birleşmiş Milletler Çevre Programı ve Turizm Bölümü tarafından başlatılan çığır açıcı bir program.

Amacı dünyayı bekleyen en büyük tehlikelerden biri sayılan açlığın gıda israfını azaltarak önlenmesi.

Acil olan bu program turizm sektöründeki büyük oyuncuların benimsemesi ile hız kazanmış durumda.

Sektörün başta gelen turizm şirketleri kanalıyla geçen yıl seyahat eden 600 milyon gezginin yarattığı ciro yaklaşık 60 milyar Amerikan Doları.

Bu cironun içindeki gıda harcaması düşünülürse gıda artıklarının ne kadar büyük bir hacme ulaştığı rahatlıkla tahmin edilebilir.

Tüketicinin davranış biçimi değiştirildiği durumda israf azalacak, sürdürülebilir gıda sistemine geçiş sağlanabilecektir.

Değişiklik Reçetesi’nin uygulanabilmesi için turizm sektörünün katılımcıları, operasyonları sırasında gıda israfının miktarını ve çeşitliliğini ölçecekler ve Sürdürülebilir Gelişim Hedefinde yer alan 2030 yılına kadar gıda israfının yarıya indirilebilmesi için davranış biçimlerinin nasıl şekillendirilebileceğini gözlemleyecekler.

Birleşmiş Milletler Turizm Bölümü genel sekreteri Shaikha Al Nuwais, dünyada her gün 2.3 milyar kişinin küresel ısınma nedeniyle yeterli gıdayı alamadığını, bunun önleminin acil olarak alınması gerektiğini söyledi.

Turizm sektörünün önde gelenlerinden harekete geçme sözü 

Sektörün önde gelen kuruluşları Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) ve Turizm Bölümü, önde gelen turizm şirketlerinin programa katılarak destek vereceklerini söylediler. Bu kuruluşlar şöyle:

Accor, Constance Hotels & Resorts, Club Med, easyJet holidays, Grupo Posadas, Hilton, Iberostar Hotels & Resorts, Minor Hotels, Meliá Hotels International, Radisson Hotel Group, Six Senses, TUI Group, Lightblue Consulting and Winnow.


Global Turist Hareketi İlk Dokuz Ayda %5 Arttı

Geçtiğimiz yılın Ocak ve Eylül ayları arasındaki uluslararası turist girişleri, tüm dünyada bir önceki 2024 yılına göre %5 artış gösterdi.

Bu artış pandemi öncesindeki 2019 yılına göre %3 daha fazla. Turist sayısı itibariyle bakıldığında ilk dokuz ayda uluslararası bazda dünyada 1,1 milyar kişi kendi ülkeleri dışına seyahat etti.

Bu rakam 2024 yılının aynı dönemine göre 50 milyon daha fazla turiste tekabül etmektedir. Kuzey Afrika ve Sahra Altı ülkeler %11 turist sayısı artışıyla dünyada en yüksek performansı gösteren bölge oldu. Dünyanın en büyük turizm hareketine sahne olan Avrupa kıtası ülkelerini 2025 yılının Ocak-Eylül ayları arasında 625 milyon turist ziyaret etti. Oran olarak bakıldığında 2024 yılının aynı dönemine göre %4 artış gözleniyor.

Amerika kıtası ülkelerinde artış oranı, tüm ülkeler ortalaması açısından ilk 2 çeyrekte %3 artış gösterirken son çeyrekte %1 oranında düştü.

Amerika kıtasındaki istatistikler bölgelere göre farklılık gösterdi. Güney Amerika ülkelerinde kıtanın en güçlü artış oranı (%9) gözlenirken; ABD ve Kanada ancak %1 artış oranıyla yetindiler.

Orta Amerika'daki artış %2,5, Karayipler’deki artış ise %0,5 oldu.

Orta Doğu bölgesine tüm ülkelerden gelen ziyaretçi sayısı Ocak-Eylül ayları arasında 2024 yılına göre %2 artış gösterdi.

Ancak bir olgunun altını çizmek lazım: Orta Doğu ülkelerindeki 2025 yılı artışı pandemi öncesi, yani 2019 yılı ziyaretçi sayısıyla orantılandığında, artış oranının %33 gibi yüksek bir seviyeye erişmiş olduğu ortaya çıkmaktadır.

Asya ve Pasifik ülkelerinde artış oranı ilk dokuz ayda %8 olarak gerçekleşti. Bölgenin pandemi öncesinin %90’ına eriştiği dikkate alınırsa, görmüş olduğu rağbetin sürekli arttığı ortaya çıkmaktadır.

Artış oranlarına ülke bazında baktığımızda, 2024 yılının ilk 9 ayına göre Brezilya’nın %45, Vietnam ve Mısır’ın %21, Etiyopya ve Japonya’nın %18, Güney Afrika’nın %17, Sri Lanka ve Moğolistan’ın %16, Fas’ın %14 artış sağladığı gözlenmektedir.

Ülkemizde ise ilk 9 ay turist girişleri 2024 yılının aynı dönemine göre %0,69 oranında düştü.


KURAP ve SkyTeam Birlikte Toplandılar

Kurumsal Acenteler Platformu (KURAP), 2026 yılının ilk toplantısını SkyTeam ev sahipliğinde Hilton İstanbul Bosphorus Hotel’de gerçekleştirdi.

SkyTeam üye hava yollarının yetkilileri ile 2023, 2024 ve 2025 satış rakamları karşılaştırmalı olarak analiz edildi. Bu verilere dayanarak sektör içindeki satış paylarının artırılması yönünde gerçekleştirilebilecek yöntemler birlikte irdelendi ve değerlendirildi.

Ortak aksiyon alanlarının belirlenmesinin ardından KURAP’ın kendi gündemine geçildi. Gündemde yer alan Türk Hava Yolları satışlarının ve teşviklerinin değerlendirilmesi ile satışların nasıl artırılacağı konusu üyeler arasında tartışıldı.

İçinde bulunduğumuz 2026 yılına dair kurumsal acenteleri bekleyen sorunların ve çözüm önerilerinin görüşülmesinin ardından toplantı sona erdi.

Son derece verimli ve yapıcı gerçekleşen toplantımıza yapmış oldukları ev sahiplikleri için SkyTeam üye hava yollarına çok teşekkür ediyoruz.


Z Kuşağı Ağırlama Sektörünü Yeniden Şekillendiriyor

Genç kuşakların günümüzde sebep oldukları en belirgin değişiklik turizm ve ağırlama sektöründe oldu.

Bin dokuz yüz doksan yılı ortalarıyla 2010 yılı arasında doğanlara adı verilen Z kuşağı, sektörün ana müşterisi ve yeni iş gücü hâline geldi. Onların sahip oldukları değerler ve davranış biçimleri, eski normları bir kenara itip yeni fikirlerin ortaya çıkmasını sağladı.

Z kuşağı kişisel ve sosyal farkındalık konusunda çok güçlü. Gerek seyahat eden gerekse bir çalışan olarak özgünlük, sürdürülebilirlik ve amaca yönelik taleplerde bulunuyorlar.

Z Kuşağı Gezginleri: Lüks Yerine Anlamın Peşindeler

Z Kuşağı için seyahat yalnızca dinlenme ve eğlenme unsuru olmayıp kendini ifade edebilme ve iyi hissetme aracıdır. Onların öncelikleri yaşam boyu etkilenecekleri deneyimler edinmek. Bu değerlere kültürel zenginleşmeyi, çevre sorumluluğunu ve şeffaflığı da eklemek gerekiyor.

Z kuşağı basit ve kolay kullanılabilen teknolojiyi aplikasyon bazlı olarak kullanarak çevrim içi işlemleri tercih etmelerine rağmen, ayrıca insanla yüz yüze temas edebilme sıcaklığını da hissetmek istiyorlar.

Bu sebeple ağırlama sektöründe iş gören markalar, modern dijital teknolojiyle insana dokunabilen hizmeti birleştirmek durumundalar.


Z Kuşak çalışanları: Amaç ve esnekliği ön planda tutuyorlar.

Z Kuşağı iş yerinin katı hiyerarşik kurallarına karşı çıkıyor. Onlar seslerini duyurabilecekleri, iş birliğinin yapıldığı ortamları tercih ediyorlar; onlara göre yaratıcılık böyle durumlarda gelişiyor. İş ararken onların etiklerini kabul eden işverenleri tercih ediyorlar. Bu şirketler çeşitliliği, sürdürülebilirliği ve sosyal etkileşimi desteklemektedir.

Açığın Kapatılmasında Eğitimin Rolü

Ağırlama eğitiminin değişen tarzı, öğrencilerin Z Kuşağı gezginlerini ve misafirleri ağırlamaya yardımcı oluyor. Gastronomi kurslarında pratik alıştırma ve değişik kültürlerden gelen öğrencilerin takım oluşturmasına önem veriliyor. Bu önem, jenerasyonun değerleriyle uyuşması için onlara dijital hünerler ve iş hayatına uygun düşünme tarzını öğrenmelerini sağlıyor.

Programlar açık amaçlı ve gerçek deneyimler yaratmaya odaklı. Kısa bir gelecekte onların hakimiyetinde ağırlama sektörü daha dijital ve aynı zamanda insana dokunan şekilde olacak.

Z Kuşağı yalnızca bir sonraki jenerasyon değil; bugün ağırlama endüstrisini şekillendiren dinamik, yenilikçi, sorgulayan bir kuşaktır.


Tarih Göbeklitepe ile Yeniden Yazılıyor

Medeniyetin başlangıcı, dinler tarihi, tarıma geçiş…

Tüm bunların Şanlıurfa’da bir köyde 56 yıl önce vurulan bir kazmayla değişebileceğini kim hayal edebilirdi?

Arkeoloji tarihinin en önemli buluşlarından biri olan Göbeklitepe, gizemlerini bizlerle paylaşmaya devam ediyor.

Bu büyük zenginliğin, medeniyetin tarihi ve tarih öncesi çağlarla ilgili tüm bildiklerimizi baştan yazacak bir arkeolojik keşfe ev sahipliği yapması malumun ilamı gibi dursa da, Göbeklitepe’de ortaya çıkarılan bulgular basit sözlerle geçiştirilmemeli.

Bildiğimiz anlamda tarımın ilk defa yapılmaya başlandığı bölgelerden olan, Şanlıurfa il merkezinin 17 km doğusundaki Örencik (Kara Harabe) Köyü’nün 3 kilometre kuzeydoğusunda yer alan Göbeklitepe, adını bölgede bulunan taş yatır mezardan alır. Göbeklitepe ilk kez 1963 yılında İstanbul ve Chicago üniversitelerinin iş birliği ile hazırlanan Güneydoğu Anadolu Bölgesi Araştırma Projesi çerçevesinde gerçekleştirilen yüzey araştırmalarında keşfedildi.

Bu keşif, Göbeklitepe’nin sırrına vakıf olma keşfinden daha çok, orada araştırmaya değer bir şey olduğuyla ilgiliydi ki daha sonra gelecek ciddi araştırma için kalıntılar 30 yıldan fazla bekletildi. 1995 yılında Şanlıurfa Müze Müdürlüğü başkanlığında yeniden çalışmalar başladı ve 1996 yılında Alman Arkeoloji Enstitüsü’nden Arkeolog Klaus Schmidt danışmanlığında kazı çalışmaları sürdürüldü.

İlk bulguların değerlendirilmesi, toprağın altında yatanın tahmin edilenden çok daha büyük bir etki yaratacağının anlaşılması ve bu bulguların dünyaya tanıtımı açısından en önemli isimlerden biri olan Klaus Schmidt, 2014 yılında hayatını kaybedinceye kadar Göbeklitepe’de çalışmalarını sürdürdü.

Peki, 2019 yılının Göbeklitepe Yılı ilan edilmesiyle tüm dünyada akademik çevrelerin dışında da ilgi görmeye başlayan bölgenin önemi nedir?. Her şeyden önce 21. yüzyılın belki de en önemli arkeolojik keşfinin Göbeklitepe olduğunu söylemek için pek çok neden var. Birincisi, günümüzden tam 12 bin yıl öncesinde inşa edilmiş olması! Karşılaştırmalı anlatmak gerekirse; Mısır piramitlerinden 4 bin, Stonehenge’den ise 6-7 bin yıl daha yaşlı. İnsanlığın yerleşik yaşama henüz geçmediğinin bilindiği, azami birkaç onlu gruptan oluşan göçebe topluluklar halinde yaşadıklarının düşünüldüğü bir döneme ait.

Medeniyetin Doğum Yeri

Bu zamana kadar din ve inanç sistemlerinin ortaya çıkmasının, insanların yerleşik düzene geçip kent benzeri yapılar kurmasının ardından gerçekleştiği düşünülüyordu.

Göbeklitepe, bu çok önemli kabulü boşa çıkardı ve tarih kitaplarını değiştirdi.

Bunların tamamının Taş Devri içerisinde olması, madenlerin insanlar tarafından çıkarılmaya ve işlenmeye başlamasından çok önce yapılmış olması, ilk ataerkil (babaerkil) düşüncenin izlerinin burada bulunması, ilk terrazzo taban kullanımı (kabaca alçı sıvalı taban) ve Neolitik Çağ’ın ilk heykel ve kabartmalarının yine burada yer alması nedeniyle oldukça önemli bir alan.

Göbeklitepe çok gizemli ve bu gizemlerini tamamen ortaya çıkarmak daha onlarca yıl sürecek ama elimizdekileri anlamak bile insanlık tarihi için paha biçilemez bir ilerleme.

Göbeklitepe ile İlgili Şaşırtan Gerçekler

Göbeklitepe 12 bin yıl önce inşa edilmiş ama 9 bin yıl önce de terk edilmiş. Fakat burayı terk edenler, bırakıp gitmekle kalmamışlar, önce gömüp ondan sonra gitmişler. Birçok tapınak ve alanın terk edilmeden önce gömülmüş olması, tarih öncesi atalarımızdan bize ikinci bir hediye olmalı; zira bu sayede Göbeklitepe kalıntıları çok iyi derecede korunmuş. 3.000 yıl kullanılan bu büyüklükte bir inanç alanının neden terk edildiği sorusunun yanıtı ise henüz bilinmiyor.

Mimari Olarak Çağının Çok Ötesinde

Göbeklitepe’nin gizemleri aydınlatılmaya başlamadan önce, kimse o dönemde yaşayan insanların taşa ve toprağa bu kadar etkileyici ve işlevsel biçimde şekil verebileceğini düşünmüyordu.

Birçok ibadet alanından oluşan bu büyük ve kompleks yapı, hangi antik çağda olursa olsun mimari açıdan hayranlık uyandıracak seviyede. Hayvan figürleri, işlemeler, sütunlar… Neresine bakılırsa bakılsın böyle bir projenin hayata geçmesi için gereken taş işçiliği, mühendislik ve planlama, zamanının binlerce yıl ötesinde.

Bu da bilim insanlarını medeniyete dair tüm bildiklerini gözden geçirmeye itiyor. Tapınakların merkezlerinde yer alan sütunların ağırlıkları 20 ile 60 ton arasında değişiyor; bunların üstüne yerleştirilen işlenmiş taş bloklardan bahsetmiyoruz bile.

Bu blokların inşası ve taşımasının gerektirdiği teknik bilginin miktarı kadar önemli olan bir nokta daha var: İş gücü.

Sosyal Düzen ve Birlikte Çalışmak

Yıllarca, Göbeklitepe’yi inşa eden insanların ve çağdaşlarının tarım yapamayan, küçük gruplar halinde göç ederek yaşayan, ilkel avcı-toplayıcı insanlar olduklarına inanılıyordu. Göbeklitepe’yi tapınak tapınak, bölüm bölüm inşa ederken yüzlerce insanın birlikte çalışması gerektiği gerçeği bu eski kabulü sarsıyor.

Yani bu insanlar sadece bir araya gelmediler, uzun bir süre bir arada kalmak ve çalışmak zorundaydılar; bir sosyal düzene sahip olmadan ve ileri seviyede organizasyonel yeteneklerini kullanmadan bunun olması imkansız görünüyor.

Unutulan Hazine

Girişte de belirtildiği gibi keşfinden 30 yıl sonrasına kadar Göbeklitepe adeta unutuluyor; zira 1960’lardaki ilk keşifte ne tarihçe, ne büyüklük ne de yapısal olarak önemi anlaşılabiliyor. Anlaşılamamakla kalmıyor, bir Orta Çağ mezar alanı olarak sınıflandırılıyor. 30 yıl sonra yetkililerin ve Klaus Schmidt’in buraya bir şans daha tanıması ile insanlık tarihinin hikayesi de değişmeye başlıyor.

İnce İşçilik ve Yaratıcılık

Göbeklitepe sadece devasa bir inşaat projesi değil, aynı zamanda taş işçiliğine dair benzersiz eserlerin olduğu, insan yaratıcılığının belki de başlangıcına tanıklık etmemizi sağlayan bir yapılar bütünü. Tüm ana sütunların üstünde incelikle işlenmiş hayvan çizimleri bulunuyor. Bazı sütunlarda ise direkt sütunun üstünde oyularak yaratılmış, detaylı ve sanatsal yanı reddedilemeyecek hayvan heykelleri görülmekte.

Ayrıca tarihteki ilk anıtsal tapınak olan Göbeklitepe’nin, Neolitik Çağ’ın ibadet ve hac merkezi olduğu düşünülüyor. Bilim insanları tarafından dünya tarihini değiştiren bir keşif olarak kabul edilen bu miras, 12 bin yıl öncesinden bizlere ve tüm insanlığa emanet.

Göbeklitepe arkeolojik alanı, Türkiye’nin en mistik şehirlerinden olan ve "Peygamberler Kenti" olarak da adlandırılan Şanlıurfa il merkezinin 15 km kuzeydoğusundaki Örencik Köyü civarında bulunuyor. Kazı alanında elde edilen buluntuların bazılarını ise Şanlıurfa Müzesi’nde görebilmek mümkün.


KURAP ve BookingAgora Sharm–El Şeyh’de Toplandı

Kurumsal Acenteler Platformu (KURAP) Aralık ayı olağan toplantısı; Bookingagora ev sahipliğinde, Şarm El-Şeyh’teki Radamis Rixos Hotel’de gerçekleştirildi.

Toplantıda, IATA nezdindeki USD cinsinden süresiz teminat mektuplarının tek para birimi üzerinden devam etmesi konusu öncelikli olarak ele alındı.

Önümüzdeki 2026 yılına ait Türk Hava Yolları ve IATA ödeme takvimleri, görüşülen bir diğer önemli konuydu.

Son olarak TKPAY ve Türk Hava Yolları teşvik politikası, 2025 yılının kurumsal acenteler açısından değerlendirilmesi ve 2026 hedefleri toplantı gündeminde yer aldı.

Toplantıyı takip eden günlerde Rixos Adults Only, Rixos Premium Seagate ve Swissôtel Sharm El Sheikh otel incelemeleri gerçekleştirildi.

KURAP üyesi acentelerin her zaman güvendiği çözüm ortağı olan Bookingagora ailesine, gerçekleştirdikleri toplantı ve Fam Trip ev sahipliği için çok teşekkür ediyoruz. Her şey mükemmeldi.


2026 Yılını Tarif Eden 5 Seyahat Trendi

1. Her şeyden önce sessizlik

Önümüzdeki yılın tatil tercihi eğilimlerinin başında sessiz yerlere gitmek geliyor.

Aynı zamanda "Hushpitality" olarak anılan bu trendin amacı, modern hayatın günlük telaş ve stresinden uzaklaşmaktır. Bu nedenle İngiltere’de dijital detoks kabinleri her geçen gün daha fazla rağbet görüyor.

Sükûnet içinde bir tatil yapmak istediğinizde dünyanın birçok yerinde kendiniz için bu fırsatı yaratabilirsiniz.

İsveç’in Skåne bölgesindeki "Sessiz Yerler Haritası"ndan kendinize uygun bir nokta seçebilir ya da Oregon’daki Gökyüzü Işığı Mağarası’nda (Skylight Cave) tamamen karanlık içinde üç gün geçirebilirsiniz.

Oregon’da Gökyüzü Işığı Mağarası

2. Yapay zekâ devrede

Önümüzdeki yıl, seyahat sektöründe yapay zekâ uygulamalarıyla hiç şüphesiz daha sık karşılaşacağız.

Amadeus’un yapmış olduğu analize göre, 2026 yılı tatillerini planlayanlar şimdiden yapay zekayı kullanmaya başladılar bile.

Expedia ve Booking.com gibi sektörün büyük oyuncuları, rezervasyon sistemlerine ChatGPT entegre ederek "botların" sizin için tatil planı yapmasını eskisinden çok daha kolay bir imkân dâhilinde sundu.

Uzmanlar, yapay zekânın sunduğu avantajların yanı sıra, kapasiteyi aşan aşırı turist akınlarına (overtourism) da yol açabileceğine dikkat çekiyor.

3. Sürpriz seyahatler

İster "karar yorgunluğu" deyin, ister belirsizliğin cazibesi; tatilde nereye gideceğine dair bir fikri olmayan insan sayısında ciddi bir artış var.

Faroe Adaları’nda tatil yapmak isteyenler, artık sürdürülebilir doğayı ön plana alarak karar veriyor.

Mendoza’daki (Arjantin) Susana Balbo’s Winemaker’s House & Spa Suites, müşterilerini rezervasyon stresine sokmadan işlem yapmalarını sağlayan yeni bir sistem geliştirdi.

Cruise (gemi seyahati) sektöründe ise rotanın önceden belli olmadığı ve yolcuları meraklandıran gizemli seferler düzenlenmeye başlandı.

PR şirketi Lemongrass, programı önceden netleşmeyen bu tip "gizemli seyahatlere" olan ilginin her geçen gün arttığını tespit etti.

4. Hava yolu yerine kara yolu

Hilton Otelleri tarafından yayımlanan 2026 Trend Raporu’na göre, sosyal medyada etiketlenen ve yolculara açık olan yolları gösteren 6 milyon paylaşım, kara yolu seyahatini yeniden cazip kılıyor.

BehaviorSMART firmasının davranış uzmanı Milena Nikolova’ya göre, kara yolu seyahatinin adeta patlama yaratmasının sebebi Kuzey Amerika ve Avrupa’da insanla araç arasındaki ilişkinin doğasından kaynaklanıyor. Bu bölgelerde taşıt kullanmak hâlâ büyük bir keyif aracı olarak görülüyor.

5. Herkese uyan tatillerin yerine ultra-kişisel seçenekler

Seyahat endüstrisi, tatillerin "hiper-kişiselleşmesi" yolunda hızla ilerliyor.

Özel olarak tasarlanan turlar; boşanma sonrası depresyonundan yas süreci acısını hafifletmeye, menopoz döneminin rahat geçirilmesinden evlilik sorunlarının giderilmesine kadar geniş bir yelpazeye hitap ediyor. Ayrıca tenis oynamak isteyenlerden tarlada hasat yapmak isteyenlere kadar her ilgi alanına özel seçenekler sunuluyor.

Unplugged konseptini hayata geçiren şirketin kurucu ortağı Hector Hughes: “İnsanlar sıkıntılarını aşıp eski huzurlu günlerine dönmek için bu tip kişiselleştirilmiş turlara büyük ilgi gösteriyor. Bu, onların zihinsel olarak yeni bir seviyeye geçmesi için büyük bir fırsat” şeklinde konuştu.