Sagalassos Antik Kenti – Burdur

Burdur’un Ağlasun ilçesinde yer alan, çeşmelerinin görkemiyle anılan Sagalassos Antik Kenti, dünyanın en yüksek rakımlı, 9.000 kişilik tiyatrosu ve kendine has kaya mezarlarıyla bilinir.

Ayrıca, içinde pek çok havuz bulunan Roma hamamının da iki katı korunmuş şekilde günümüze kadar ulaşmıştır.
Akdağ yamaçlarına kurulan kent, deniz seviyesinden 1.500-1.700 metre kadar yüksekliktedir.
Roma döneminde, Pisidia bölgesinin en önemli kentlerinden biri olmuştur. Sagalassos’ta bulunan yapıların büyük bir çoğunluğu Roma dönemine aittir.

Sagalassos Apollo Heykeli – Burdur Müzesi
Kentte ilk yerleşimin izleri günümüzden 12 bin yıl öncesine kadar uzanmaktadır.
MS 13. yüzyılın başlarında ise Selçukluların, son Bizans askeri kale yerleşimini ortadan kaldırmasıyla kentte yaşam sona ermiştir.
İlk olarak, 1706'da Paul Lucas tarafından keşfedilen Sagalassos'ta arkeolojik kazılar 1990'da başlatılmıştır.
Sagalassos, Anadolu'nun en iyi korunagelmiş antik kentlerinden biridir. Kente girişte, saray büyüklüğünde bir kent konağının avlusu ve salonları yer alır.

Kentin alt kısmına büyük Roma İmparatorluk Hamamı hâkimdir. Aşağı agora etrafında, agora çeşmesi ile Apollo Klarios Tapınağı’nın ve Hadrian Çeşmesi’nin kalıntıları yer alır.
Yukarı agora etrafında pek çok anıt açığa çıkarılmış ve onarılarak ayağa kaldırılmıştır.
Kentin en belirgin yapısı, suları günümüzde de çağlayan Antoninler Çeşmesi’dir.
Sagalassos'ta bulunan ve Traian dönemine tarihlenen Ares, Herkül, Hermes, Zeus, Athena ve Poseidon büstleri Antik Dönem heykeltıraşlığının önemli örneklerinden sayılmaktadır.

Sagalassos Antik Şehri ışıklandırması
Kalıntılar arasında kent meydanına açılan iki anıtsal kemer, agoranın dört köşesinde yükselen onursal sütunlar, belediye binası, kent konseyi binası, kilise ve dans eden kızlar kabartmaları ile tanınan heroon dikkat çekicidir.
Ayrıca, içinde pek çok havuz bulunan Roma hamamının iki katı, kentin antik kütüphanesi ile tiyatrosunun kalıntıları da korunmuş şekilde günümüze kadar ulaşmıştır.

Sagalassos tiyatro
Kent, antik dönemlerdeki en uzun süreli seramik üretimi merkezi olarak Dünya Mirası Listesi'ne önerilmiş ve 2009 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne alınmıştır.
Sagalassos Ören Yeri’nde gerçekleştirilen kazılarda çıkarılan pek çok eser Burdur Müzesi'nde sergilenmektedir.
Doğanın en huzurlu hali: Karadeniz Yaylaları

Deniz, güneş, kum üçgeninde tatil yapmaktan usananlar, sıcaktan bunalıp sosyal mesafeye takılmadan tatil yapmak isteyenler için en iyi çare doğanın kendisidir.
Gökyüzü ile yeryüzünün buluştuğu, bulutlara dokunabileceğiniz, doğanın büyüsünü içinize çekebileceğiniz en iyi seçeneklerden biri Karadeniz Yaylalarıdır.
Aşağıda ilginizi çekebilecek, en görülesi yaylaları huzurunuza getiriyoruz.
1. Kavrun Yaylası

Kavrun Yaylası Rize ilinin merkezine 29 km uzaklıktaki Çamlıhemşin ilçesine bağlı bir yayladır. Ayder yaylasına 10 km uzaklıktadır.
Aşağı Kavrun ve Yukarı Kavrun olmak üzere iki kısma ayrılır.
Rakımı en düşük 1.980, en yüksek 2.350 metredir.
Yaylanın ortasından Fırtına Deresi'nin kollarından olan Kavran Deresi geçmektedir. Yaylaya ulaşım toprak yol üzerinden yapılmaktadır.

Yukarı Kavrun Dağ Gölü
Yaylada yarı okyanus, yarı karasal iklim hakimdir.
Doğu Karadeniz'deki diğer yaylalardan farklı olarak konutlar birbirine uzak değildir. Yayla evlerinin kuzey duvarları, rüzgardan etkilenmemesi için daha kalın yapılmıştır.
Yayladaki evlerin %70 eğimli arazide, %30'u ise Kavran Deresi kenarlarındadır.
2. Elevit Yaylası

Rize'nin Çamlıhemşin ilçesine bağlı olan Elevit yaylası 1.800 metre yükseklikte olup Çamlıhemşin ilçesine 55 km uzaklıktadır.
Elevit yaylası aynı zamanda Elevit köyü olarak da bilinmektedir.
Köyün ortasında, dağlardan süzülerek geçen bir akarsu bulunmaktadır. Bu akarsunun diğer tarafında sıralanmış evlerin manzarası görülmeye değer niteliktedir.
Yayla daha çok gurbetçiler tarafından yaz aylarında ziyaret edilmektedir. Konaklama imkanı bulunan yaylanın geleneksel yayla evleri de ilgi çekicidir.

Elevit Yaylası, horonları ile ünlü olması nedeniyle Ağustos aylarında yapılan şenlikleri ile de dikkat çeker.
Başta yaban keçisi olmak üzere Karadeniz'e özgü diğer yabani hayvanlar yaşam alanı bulur.
3. Huser Yaylası

Huser yaylası, Rize ilinin Çamlıhemşin ilçesine bağlı olup 2.328 metre yüksekliktedir. İçinde 45-50 civarı ev barındırır.
Bulut denizi ile meşhur Huser yaylası, bulutların arasında uçuyormuş gibi hissettiren ziyaretçilerine adeta salıncak deneyimini yaşatmaktadır.
Huser yaylası turizm açısından yüksek potansiyele sahiptir.
Bölgede bulunan doğa merkezli aktivitelere artan talep, yaylayı kısa süre içerisinde cazibe merkezine dönüştürmüştür.
Turistler yaylayı genellikle sis denizini izlemek için günübirlik gezi turlarıyla ziyaret etmektedirler.
4. Pokut Yaylası

Çamlıhemşin İlçesi’nin güneyinde, Fırtına ve Hala derelerinin oluşturduğu vadiler arasında, orman üst sınırı civarında 2.032 metre rakımda yer alan Pokut Yaylası, doğa yürüyüşü ve dinlenme için ideal bir ortam sunmaktadır.
Zengin biyolojik çeşitliliğe sahip olan yayla, özgün sivil mimari örnekleriyle de dikkat çekmektedir.

Çamlıhemşin İlçesi’ne 20 kilometre mesafede bulunan Pokut Yaylası, sisli manzaraları ve otantik ahşap evleri ile ziyaret edenlere masalsı görüntüler sunuyor.
5. Amlakit Yaylası
Amlakit yaylası, Rize ilinin Çamlıhemşin ilçesine bağlı bir yayladır.
Yaylanın rakımı 1.900 ila 2.200 metre arasında değişmektedir.
Konum olarak Palovit Yaylası'nın aşağısında, Zilkale'ye inen vadideki çamlıklara bitişiktir.

Amlakit yaylasının batısında 2.250-2.300 metre yüksekliğinde Yukarı Amlakit yaylası olarak da bilinen Kotençur yaylası bulunur. Palovit Deresi ise yaylayı ikiye böler.
Bu yayla da Amlakit yaylasına bağlıdır. Amlakitliler, bu yaylaya Yukarki (Okarki) yayla derler.
Hayvancılık zamanında çok sık gidilen bu yayla, hayvancılığın bitecek derecede azalmasıyla kullanılmamaktadır.
Doğa yürüyüşü yapan ziyaretçilerin kamp yapmak için tercih ettiği yaylalardan biridir.

Yaylada birçok endemik çiçek türü bulunmaktadır.
2014 yılında cep telefonları yayladaki tek bir noktada çektiği için, köylüler cep telefonlarını ceplerinde taşımak yerine sinyal alan noktada yer alan kutuya bırakıyorlardı.
6. Anzer Yaylası (Lazca: Anzeri Gola)
Anzer yaylası Rize'nin İkizdere ilçesinin 35 km güney batısında kalmaktadır.
Aşağı Anzer (Çiçekliköy) ve Yukarı Anzer (Ballıköy) olmak üzere ikiye ayrılır.

Balıyla ünlü olan yayla aynı zamanda önemli bir ekoturizm alanıdır.
Doğal güzelliğinin ve Anzer balı üretiminin merkezi olmasının yanı sıra çok sayıda endemik türde çiçeğe de ev sahipliği yapması nedeniyle yerli ve yabancı turistleri bölgeye çekmektedir.
Anzer yaylası 1991 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla turizm merkezi ilan edilmiş olup 3 bin metreyi aşan doruklara ve 2 bin metreye kadar yükselen ormanlara sahiptir.

Ayrıca, alternatif turizm aktivitelerinden trekking, yamaç paraşütü ve zirve tırmanışları için de uygun olup, bir taraftan Çoruh Nehri ve Bayburt iline, diğer taraftan da Uzungöl Turizm Merkezine ulaşım olanağı sağlar.
7. Palovit Yaylası (Ermenice: Balahovit)
Rize ilinin Çamlıhemşin ilçesine bağlı bir yayladır. Çamlıhemşin'e olan uzaklığı 80 km'dir.
2.400 metre yükseklikteki yaylada yaklaşık 80 hane bulunmaktadır.

Trovit yaylasının ardındaki tepe aşılarak bu yaylaya araçla üç saatte ulaşılabilmektedir.
Yayla dört ayrı kısımdan oluşmaktadır. Bunlar; Çilingir, Ortaköy, Çoneva ve karşı kısımda yer alan Meleskur yaylalarıdır.
Palovit'in diğer bir özelliği ise, bulunduğu vadi üzerindeki en büyük yayla olmasıdır.
Palovit üzerinden Samistal, Kavrun, Ayder yaylalarına geçiş yapılabilmektedir.
Buranın aşağısında Amlakit, yukarısında ise Hapivanak yaylaları bulunmaktadır.
8. Kümbet Yaylası

Kümbet Yaylasına özel endemik Lilium ciliatum çiçeği
Kümbet Yaylası, Doğu Karadeniz bölgesinde, 1.640 metre rakımlı bir yayladır. Giresun'un 52 km güneyinde Dereli ilçe sınırlarındadır.
Aymaç Tepesi, Şah İsmail Düzü, Melikli Obası, Şıh Obası, Yavuzkemal gibi çok sayıda yayladan oluşan Kümbet Yaylaları kamp ve piknik alanı şeklinde yoğun olarak kullanılmaktadır.
Kümbet'in 2 km batısındaki Aymaç, eşsiz bir zirvedir.

Kümbet Şelalesi
Yine civarda bulunan Türkmen obaları da görülebilir.
Kümbet yaylası yağmurlu olduğunda, piknik yapanlar 6-8 km daha yol kat ederek dağın güney yamacında bulunan Şebinkarahisar'ın kurak ikliminden faydalanabilirler.
Her Temmuz ayının 2. pazar günü Dereli Belediye Başkanlığının öncülüğünde, yöre halkı ve turistlerin yoğun olarak katıldığı Geleneksel Kümbet şenlikleri yapılmaktadır.
Uçakla Seyahatte Dijital Kimlik Vizyondan, Uygulamaya Geçiş
Turizm yazılımcıları yıllardır yolcuların pasaport veya kimlik kontrollerinde sıra beklemeden hızlıca giriş yapabilme sistemleri üzerinde çalışmaktalar. Başka ülkelere giriş yapan yolcuların pasaport veya kimliklerini gösteren diğer formların taranarak sadece o ülkede değil, giriş yapacağı tüm ülkelerde geçerli olması için büyük adımlar atılıyor. Turizm endüstrisi, müşterilerinin kusursuz bir seyahat yapmaları için, yıllardır havayollarıyla, havalimanlarıyla, teknoloji tedarikçileriyle ve hükümet yetkilileriyle ortak çalışma yürütmekte.
International Air Transport Association (IATA), müşteri deneyimleri üst yöneticisi Younkyung Kim; “ Bir iki yıl içinde teknolojik programı tamamen devreye sokacağımız duruma çok yaklaştık. İş birliği içinde olduğumuz havayolları, havalimanı yöneticileri ve hükümet yetkilileri her zamankinden daha fazla katkıda bulunmağa başladılar “ şeklinde konuştu. Teknoloji artık ana sorun olmaktan çıktı IATA ve Amadeus, teknolojinin dijital kimliğin çalışmalarını başarılı biçimde sona erdirmekte artık bir engel teşkil etmediği konusunda hem fikirler. Şu anda üstünde durulan, değişik sistemlerin bir araya getirilebilmesi.
Amadeus’tan kusursuz seyahat departmanı yöneticisi Alessandro Minucci "Teknolojiyi artık istediğimiz gibi kullanabiliyoruz. Şimdiki durumumuz hükümetler seviyesinde biyometrelerle kimlik bilgilerinin örtüşümünün doğru şekilde birbirleriyle senkronize edebilmek. Endonezya, İngiltere, Hindistan, Brezilya gibi bazı ülkeler, Avrupa Dijital Kimlik Cüzdanı benzeri programları uygulamaya başlamış durumdalar. Güvenilir hükümet kimlikleri ile birlikte biyometrik kimlik doğrulama programının kullanılabilir hale gelmesinin son aşamasındayız “ şeklinde konuştu. Test aşamasında olan program uygulamaları örnekleri • Curaçao sınır güvenliği mobil teknolojiyi kullanmakta. • Endonezya havalimanlarında temassız biyometrik doğrulama devrede. • Mançester Havalimanı yine biyometrik doğrulamayı kullanıyor. • MSC Cruise’un Miami limanında biyometrik terminali bulunmakta.
Denemelerden, işlemlere Buluşun en dikkat çeken örneği son aylarda oluşan IATA Temassız Seyahat konseptinin gerçekleşmesi oldu. Havayolları, havalimanları ve altı dijital cüzdan temin edicilerinin iş birliği ile dijital kimliklerin doğrulanmasının tek bir yerle sınırlı kalması yerine tüm seyahat boyunca kullanılmasının başarılı gösterimi konseptin rüştünün ispatı oldu.
SITA ( Société Internationale de Télécommunications Aéronautiques ) Hindistan’ın Bengaluru Havalimanındaki yolcuların cep telefonlardındaki dijital kimlik uygulamasıyla havalimanına girişleri, güvenlikten geçişleri ve uçağa binişlerinin sorunsuz uygulamasının yöneticisi oldu. Yolcular yeni uygulama için hazırlar Younkyung Kim, IATA’nın tüm dünyada yaptırdığı anketlere göre yolcuların yüzde sekseninin seyahatleri boyunca akıllı telefonlarıyla kimlik doğrulaması yapmak istediklerinin saptandığını bu oranın milenyumda doğanlar için %90’a kadar çıktığını ifade etti.
Havacılık Turizm Denilince İlk Akla Gelendir

Havayolu seyahatinin global turizm endüstrisindeki hayati rolü tartışılamaz.
İstatistikler havayolu ile yapılan seyahatin diğer tüm taşıma alternatiflerine olan oranının %58 olduğunu gösteriyor.
Bir diğer deyişle havacılık ve turizm endüstrisi, sürdürülebilir büyüme için birbirlerine sımsıkı bağlı kavramlardır.
Turizm sektörü
Turizm küresel ekonomiye en fazla katkı yapan iş kollarından biri durumunda. Sektör 330 milyon kişiye iş sağlayarak tüm dünyada Gayrisafi Yerel Üretime 9.9 trilyon Amerikan Doları katkıda bulunuyor.
Bu tutar tüm GYÜ’nün %9.1’ini oluşturuyor.

Dünya Seyahat ve Turizm Konsülü'nün tahminine göre 2034 yılında sektörün global katkısı 16 trilyon dolara, tüm sektörler arasındaki payı ise %11.4’e yükselecek.
Havacılığın turizmdeki hayati önemi
Gelişmekte olan ülkeler kendi ekonomilerinin sürdürülebilir olması için günümüzde turizme büyük çapta ihtiyaç duymaktadırlar.
Bu ihtiyaç özellikle turizm pazarından coğrafi konumlarından dolayı uzak olan ekonomiler için hayati önem taşımaktadır.

Turist akını olmadıkça bu bölgelerin ekonomileri belirgin bir şekilde zayıflayacaktır.
Havacılığın turizm istihdamına ve Gayrisafi Yerel Üretime olan katkıları şunlardır:
Doğrudan katkı: Tahminlere göre küresel çapta 16.4 milyon turizm çalışanının varlığı hava yoluyla gelen ziyaretçilerin harcamaları sayesinde gerçekleşmektedir.
Çalışanların sahaları içinde oteller, restoranlar, yerel ulaşım ve araç kiralama bulunurken, havayollarında çalışanlar bu kapsama dahil değil.

Dolaylı katkı: İlave olarak 21 milyon iş gücü ise turizm endüstrisinin tedarik zinciri tarafından üretilmektedir.
Sürdürülebilir turizm
Turizmin sürdürülebilir ekonomik gelişimdeki payı yadsınamaz. Ancak gerek turizm sektörü yöneticilerinin, gerekse hükümetlerin, ekonomik faydalara odaklanmaktan başka, çevresel faktörleri ve sosyal etkilenmeleri de dikkate almaları gerekmektedir.
Hükümetlerin proaktif olarak stratejik, bütünsel ve sürdürülebilir katkılarının olduğu ülkelere örnek olarak Yeni Zelanda, Kosta Rika, İzlanda ve Butan gösterilebilir.

Dünya Seyahat ve Turizm Konsülü turizmdeki sürdürülebilir gelişimi sağlamak için bazı ana prensipler saptamış bulunuyor. Bunlar;

Dünya Seyahat ve Turizm Konsülü
- Olumlu yönde doğal ve kültürel çevrelere katkıda bulunmak.
- Özellikle gençlere, kadınlara ve yerli halklara fayda sağlamak.
- Yetenekli iş gücünü cazip hale getirip gelişimini kolaylaştırmak.
- Aşırı kalabalıkların ziyaret ettikleri ülkelerde çözüm için en son
teknolojiyi kullanmak ve yenilikçi çözüm önerileri sunmak. - Sürdürülebilir mamuller için tüketici talebi üretmek.
Priamos (Truva) Hazinesi

1871 tarihindeTruva kazılarının başlangıcı
Truva Savaşındaki Truva şehrinin son kralı olan Priamos’un hazinesi altın ve diğer diğer maddelerden oluşmuş eserlerdir.
Ustaca gizlenmiş bu hazine, Çanakkale’ye 40 kilometre uzaklıktaki Hisarlık mevkiinde, Frank Calvert ve Heinrich Schliemann tarafından keşfedilmiştir.

Agamemnon’un altından maskesi
Bulunan hazinenin büyük kısmı Moskova’da Puşkin Müzesindedir.
Türkiye’de yaşayan İngiliz diplomat ve aynı zamanda amatör bir arkeolog olan Frank Calvert, bir kısmı kendine ait olan çiftlik arazisinde kazı yapmaya başlamıştır.
Kazıları sonunda bir hayli eski eseri toprağın altından çıkarmayı başarmıştır.
Bu arada varlıklı bir girişimci olan Alman arkeolog Heinrich Schliemann Türkiye’ye gelerek Truva antik bölgesinde, Pınarbaşı mevkiinde kazı çalışmalarına başlamış ancak bir şey elde edememiştir.

Truva hazinesini bulan ve kaçıran arkeolog Heinrich Schliemann
Heinrich Schliemann yaşadığı hayal kırıklığı sonrası kazı işlerini bırakmak üzereyken Frank Calvert kendisine Hisarlık bölgesinde kazılara devam etmesini önermiştir.
Schliemann bölgede 1871’den 1873’e, daha sonra 1878’den 1879’a yapmış olduğu kazılarda Bronz Çağına ve Roma dönemine ait kalıntıları ortaya çıkarmıştır.
Schliemann kazılar sonrası bu antik şehirlerin Truva antik kentine ait olduğunu iddia etmiş ve bu iddiası o zamanda ve de zamanımızda geniş çapta kabul görmüştür.
Kendisinin ve Calvert’in bulduğu binlerce eserler arasında altın örgülü taçlar, yüzükler, bilezikler, çeşitli küpeler ve kolyeler, düğmeler, kemerler yer almaktadır.

Schliemann tüm bunlara Priamos’un hazinesi ismini vermiştir.
Schliemann kazıları esnasında 27 Mayıs 1873 tarihinde başına gelen en ilginç olayı hatıralarında şöyle anlatmıştır:
“Kral Priamos’un sarayı kenarındaki duvarın dibinde kazı yaparken iyi şekilde korunmuş bakırdan yapılmış irice bir sandığa rastladım. İçine açtığımda çoğu altından yapılmış bir çok parça bulunuyordu.
Bunları işçilerin hücumundan korumak için çalışmaya paydos diyerek ara verdim.
İşçiler dinlenirken birbirine yapışık duran bazı parçaları geniş bir bıçakla birbirlerinden ayırdım.
Hazineyi tek başıma oradan alıp taşıyamayacağım için sevgili eşim Sophie’yi yardıma çağırdım. Çıkan parçaları eşimin şalına sarıp işçilerin gözünden uzaklaştırdım.“

Truva hazinesinin takıları Heinrich Schliemann’ın eşinin üstünde
Schliemann'ın anlattıklarının doğru olmadığı daha sonra ortaya çıktı. Kendisi daha sonra Sophie’nin babasının ölümü sebebiyle Atina’da olduğunu itiraf etti.
Kazıda bulunan eşyaların bir kısmının listesi şöyledir:
Bakır kalkan
Kulplu bakır kazan
Altınla işlenmiş gümüş vazo
8,750 adet altın yüzük
6 adet altın bilezik
Dövme altın şişe
2 adet altın kupa
Elektrum kupa
6 adet gümüş dövme bıçak
Bakır metalle kaynaşmış 3 adet gümüş vazo
13 adet bakır mızrak başı
14 adet bakır balta
7 adet bakır hançer
Puşkin Müzesindeki altın kolye
Sanat koleksiyonu
Görüldüğü üzere Schliemann Priamos (Truva) hazinesini kendi ülkesine kaçırdı. Resmi makamların bundan haberinin olması, Schliemann’ın eşi Sophia’nın davetlerde Truvalı Helen’ın altın tacını ve kolyesini takması sonucunda oldu.
Kazıyı Osmanlı hükümeti adına denetlemekle görevli Emin Efendi hapis cezasına çarptırıldı. Osmanlı hükümeti Schliemann’a verilen kazı iznini iptal ederek ona bulduklarını geri vermesi için dava açtı.
Schliemann Mora Yarımadası’nın kuzey doğusunda bulunan antik kalıntıların bulunduğu Miken’e gitti. Ancak orada da Yunan Arkeoloji Kurumu kendisini gözlemlemek için denetmen gönderdi.

Truva Müzesi
Daha sonra Schliemann Osmanlı İmparatorluğu’na Truva’da tekrar kazı yapabilme karşılığında bulunan hazinenin bir kısmını iade etti. Ancak bu isteği kabul görmedi.
Bu parçalar İstanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.
İade edilmeyen kısım ise 1881 yılında Berlin’de ki Royal Museums of Berlin (Königliche Museen zu Berlin) tarafından satın alındı.
II. Dünya Harbi sonrası Almanya’nın bir kısmının Ruslar tarafından işgal edilmesi fırsatı kullanılarak hazine Rusya’ya götürüldü.
Günümüzde Truva hazinesinin büyük bir kısmı Puşkin Müzesinde sergilenmektedir.
Dolandırıcılıkta Kimlik Krizi

Ticari tüm işlemlerde dolandırıcılık artık birbirinden ayrı olaylar şeklinde tezahür etmiyor.
Dolandırıcılık tekrar eden, her defasında test edilen otomatikleşmiş iş akışı şeklinde ve hemen her iş alanında yeniden konuşlandırılmış biçimde işlemekte.
Dolandırıcılığın yeni yüzü
Dolandırıcılık yeni bir şey değil. Fakat artık bir defada anlaşılabilecek bir olay olmaktan çıkmış durumda.
Günümüzde dolandırıcılık işlemi esnasında mağdur olan kişi, karşısındakini bildiği bir cihazı kullanan meşru biri olarak algılamaktadır.

İşlemin bir sahtekarlık olduğu ancak belli bir zaman geçtikten sonra anlaşılmaktadır.
Şimdilerde dolandırma işlemi, neredeyse her defasında yapılış biçiminin zamana göre değiştiği, devamlılık gösteren bir döngüye dönmüş durumda.
Tek bir vakayı test etmek yerine, hackerlar, binlerce varyasyonları aynı anda kullanarak, kimlik içeriği ile, ödeme metotlarıyla, check-out hızıyla oynayarak amaçlarına erişebilmektedirler.
Otomasyon ve yapay zeka, dolandırıcılıkta kullanılan planı üretmezler. Ancak onları daha hızlı, daha kalıcı ve ölçekleri daha kolay uygulanabilir hale getirirler.
Bununla birlikte işin ilginç tarafı, otomasyon ve yapay zeka dolandırıcılık yollarının paralelinde gelişilmektedirler.
Yapay zeka, sahte evraklar ve deepfake uygulayarak, standart kontrolları devre dışı bırakan taktiklerle, sahte kimlik bilgilerinin yaratılmasını desteklemektedir.
Dolandırıcılık herkesi etkiliyor
Bu atakların yapılabilmesi ve ölçeklendirilmesi kolaylaştığından, sahtekarlar artık sadece büyük platformları hedeflemiyor.
Her iş kolundaki her iş yeri gizli olması gereken bilgilerinin hızlı ve doğru şekilde açığa çıkma tehlikesiyle karşı karşıya kalabiliyor.

Dolandırıcılar marka sadakati veya rekabet sınırları içinde hareket etmezler. Onlar, hangi iş kolu olursa olsun, bir defa açık bir nokta yakaladıklarında bunu kolayca test edip diğer iş kollarını istismar etmekte kullanırlar.
Tek bir platformda doğrulama testini geçen kredi kartı, aynı yöntem kullanılarak kullanılamaz duruma gelene kadar diğer kredi kartlarında da kullanılır.
Çünkü bu yöntemler ticaret yapanları, endüstrileri, daha geniş veri tabanına erişim yapan iş kollarını kapsamaktadır.
Dolandırıcılık yayılmakta
Daha önce az sayıda yüksek rakamlı işlemlere odaklanan dolandırıcılık artık orta ve hatta küçük boyuttaki işlemlere yayılma meyli göstermektedir.
Her ne kadar geçtiğimiz yıl dolandırıcılık sayısı bir önceki yıla göre %20 düşüş gösterse de yapılan araştırmalarda işletmelerin %70’I dolandırılma korkusu nedeniyle işlerini yeterince büyültemediklerini ifade etmekteler.
Vaka çalışması
Spor eşyaları satan mağaza yöneticileri gözlerinin önünde saklı vaziyette duran dolandırıcılığı nasıl fark etti?
Geçtiğimiz yıl Ağustos ayında global çapta perakende spor malzemeleri satan mağaza, hediye kartı promosyonu kullanarak yüzde bin gibi inanılmaz bir oranda satışlarını artırdı.

İşin aslında mağaza dolandırıcılık atağına maruz kalmıştı.
Otomatik çalışan binlerce bot, hediye kartlarının numaralarını taklit ederek, paraları dolandırıcıların hesabına aktarmaktaydı.
Olay anlaşılana ve müdahale edilene kadar zarar 750,000 Doları geçmişti.
Dolandırıcılığın ortaya çıkarması otorizasyondan sonra gerçekleşmiş, hem gelir kaybı zararı hem de kart işlem ücretleri için ödenen masraflardan dolayı mağaza üst üste iki darbe yemişti.
Zayıflığın istismarı
İşin tarihçesine bakılırsa dolandırıcılık savunmanın zayıf olduğu yer ve zamanlara doğru kayma göstermiştir.
Şimdilerde ise hızla on-line ve yüz yüze bireysel alışveriş kısmında kendini göstermektedir.

On-line işlemlerde dolandırıcılığın önlenmesi konusunda yeni önlemler alınırken, hackerlar daha az kontrollerin olduğu yüz yüze alışverişlerde aradaki açıkları kullanarak adapte olmayı başarmaktalar.
Müşteri acenteyse
Acente aracılığı ile yapılan ticarette üçüncü bir ortak devreye girmektedir.
Bu problemlerin daha da zorlaşmasına ve yeni problemlerin doğmasına yol açmaktadır.
Ticaretle uğraşanlar hakiki acenteyle, sahte ve istismarcı acenteyi ayırmak zorunda kalırlar.
Acentenin müşteri tarafından yasal kılındığının mutlak surette satıcı tarafından doğrulanması gerekmektedir.
Seyahat Acentesinin Önemi Ne Zaman Başlar?

İş seyahatinde beklenmedik durumlar her an kapıyı çalabilir.
Peki bu anlarda yanınızda sadece bir uygulama mı, yoksa gerçek bir uzman mı olsun?
Seyahatte yaşanan aksilik teknolojiyle değil, insanla çözülür.
Teknolojiyi kullanan insandır, krizi çözen de odur.

Kurumsal seyahat teknolojisi bugün inanılmaz bir noktada. Online rezervasyon sistemleri, anlık fiyat karşılaştırmaları, dijital seyahat politikası yönetimi, vs...
Bunların hepsi verimliliği artırıyor ve maliyetleri düşürüyor.
Ama teknolojinin bir sınırı var: Karar veremez, empati kuramaz, alternatif üretemez.
Bir sistem size uçuşunuzun iptal edildiğini bildirir.
Ama iptalden önce sizi arayıp yeni rotayı hazırlayıp sunan, o gece otel bulan, transfer ayarlayan ve sabaha karşı sizi yatağınıza kavuşturan, insan destekli bir sistemdir.

Kriz anında Duty of Care bir seçenek değil, zorunluluktur.
Duty of Care (çalışan güvenliği sorumluluğu), iş seyahatinin en kritik ama en sık gözden kaçan boyutlarından biridir.
Şirketlerin, seyahatte olan çalışanlarının nerede olduğunu bilme, riskleri takip etme ve gerektiğinde harekete geçme yükümlülüğü vardır.
Jeopolitik gerilimler, hava koşulları ya da ani havayolu kararları bu sorumluluğu çok daha somut hâle getirir.

Bu tür durumlarda kurumların ihtiyacı olan şeyler şunlardır:
- Anlık lokasyon takibi: Hangi çalışan nerede?
- Proaktif müdahale: Sorun çıkmadan önce alternatif planlamak
- 7/24 erişilebilir destek hattı: Her saat başı, her zaman diliminde

Seyahat harcamalarını değerlendirirken şirketler genellikle bilet fiyatına, işlem ücretine ve görünür tasarruflara odaklanır.
Bu metrikler önemlidir ancak gerçek değerin yalnızca bir bölümünü anlatır.
Asıl değer şu anlarda ortaya çıkar:
- Çalışanınız gece 02.00’de mahsur kaldığında birinin telefonu açması.
- Hava sahası kapanmadan 3 saat önce rotanın değiştirilmiş olması.
- Çalışanın "biri benim için burada" hissini yaşaması ve bunu işverenine bağlaması.

Bu değer hiçbir tabloya sığmaz. Ama şirkete olan bağlılığa, verimliliğe ve itibarınıza doğrudan yansır.
İş seyahati yönetiminde teknoloji ile insan desteği rakip değil, tamamlayıcıdır.
Teknolojiyi doğru kullanan insanlar, kriz anında fark yaratır.
Çalışanlarınızın güvenliği ve şirketinizin itibarı, bunu hak ediyor.
BM Turizm Bölümü WhatsApp ile Eğitici Kursları Başlattı

Birleşmiş Milletler Turizm Bölümü, WhatsApp uygulaması kanalıyla misafir ağırlama tekniklerini gösteren eğitici kursları başlattı.
Bu dijital kurslar; tüm ağırlama ve turizm sektöründeki profesyoneller, müteşebbisler ve KOBİ'ler için özel olarak tasarlandı.
Tamamıyla WhatsApp üzerinden ilk defa İspanya’da yürürlüğe giren uygulama, hızlı erişim nedeniyle ilgililer tarafından çok olumlu bulundu.

Kurs; iş idaresi, müşteri hizmetleri ve ağırlama ile turizm sektörünün tanıtımında pratik becerileri geliştirmeyi hedefliyor.
Organizasyon alanında geniş tecrübesi olan Fundación Mahou San Miguel ortaklığı ile geliştirilen yazılım, İspanya’daki otel, restoran ve kafe (Horeca) sektöründe faaliyet gösteriyor.
Yüzde yüz sübvanse edilen ve İspanya’da halen 2.000 iş yerinde kullanılan uygulama, yeni kayıt kabul etmekte.

Kolay erişilebilir, kişiye özel ve yenilikçi format
WhatsApp tarafından iletilen kurs, esnek ve kolay anlaşılabilir nitelikte.
Program, özellikle zamanı kısıtlı olan ve mobil telefon üzerinden uygulama kullanmayı tercih edenler için tasarlanmış.
Tüm kurs paketini tamamlayanlar, Birleşmiş Milletler Turizm Bölümü ile Fundación Mahou San Miguel tarafından ortaklaşa verilecek sertifikanın sahibi olacaklar.
Programın içeriği; günlük iş yönetimi, dijital pazarlama, müşteri sadakati ve sürdürülebilirlik özelliklerinin yanında yerel ürünlere pratik yaklaşımı kapsayan kısa derslerden oluşmakta.

Birleşmiş Milletler Turizm Bölümü Genel Sekreteri Shaikha Al Nuwais, “Eğitimde yenilik; şu anda çeşitli zorluklarla karşılaşan turizm sektörü için olmazsa olmaz bir unsur. Bizler bu tarz eğitimi, sektörün tümünde beceri geliştirmesi açısından oyun değiştirici olarak görmekteyiz.
Günde milyonlarca insan tarafından kullanılacak bu uygulama; yerel ekosistemin gelişmesinde ve ziyaretçi deneyiminin olgunlaşmasında anında eğitim desteği verebilmesi açısından turizmin tüm alanlarında çığır açan bir yenilik olacaktır” şeklinde görüşünü bildirdi.
Ağrı Dağı Efsanesi

Doğu Anadolu’nun kalbindeki Ağrı Dağı’nı sadece bir dağ olarak görmek yanlış olur.
Ağrı Dağı antik çağın efsanesi, tarihin ve kültürün sessiz bekçisi, sayısız hikayenin yamaçlarında kök saldığı kutsal bir tapınaktır.
Nuh’un Gemisi
Ağrı Dağı’nın hiç tartışmasız en bilinen, tüm dünyada tanınan, dinî kitaplarda yer alan efsanesi Nuh’un Gemisi'dir.

Hristiyanlıkta Eski Ahit’in 8:4 bahsi, tarih öncesi gerçekleşen Büyük Tufan’da sular çekildiğinde Nuh’un Gemisi’nin Ağrı Dağı üzerine yerleştiğini yazmaktadır.
Milyonlarca Müslüman, Hristiyan ve Musevi, Ağrı Dağı’nın insanlığın başlangıcını ve Büyük Tufan sonrası yeni doğan bir medeniyeti temsil ettiğine inanmaktadır.
Ağrı Dağı araştırmaları; birçok kâşif, macera düşkünü ve dinî itikatları olanlar için âdeta saplantı hâline dönüşmüştür.

Şimdiye kadar Ağrı Dağı'nda Nuh'un Gemisi’nin kalıntılarıyla ilgili bilimsel bir kanıt bulunamamış olsa dahi, bölgede turistik faaliyetleri ve araştırmaları devam ettiren ısrar süregelmektedir.
Bünyesinde İshak Paşa Sarayı gibi son derece etkileyici bir yapıtı bulunduran Doğubayazıt ilçesiyle Ağrı Dağı’nın birlikteliği sadece bilimsel bir zemin yaratmakla kalmayıp aynı zamanda ziyaret edilmesi gereken mistik bir hava yaratmıştır.
Ağrı’nın sakinleri ve Türkler için Ağrı Dağı; kurtuluşun, ilahî merhametin ve bu dünya ile öbür dünya arasındaki sarsılmaz bağın sembolü olarak kabul edilmektedir.
Zirvesinin yılın her ayında karla kaplı olması, Ağrı Dağı’nın kilometrelerce uzaktan görülebilmesini sağlar.
Diğer yandan kurak stepleri ile kayalık vadisi ise dağın zirvesiyle tezat teşkil etmektedir.

Ağrı Dağı’nın aniden bastıran kar fırtınaları, ziyaretçilerine meydan okuyan acımasız hava şartları onun mistik duruşuna ayrı bir aura katmaktadır.
Günümüzde Ağrı Dağı
Araştırmacılar ve arkeologlar için popüler bir bölge olan Ağrı Dağı, özellikle jeolojik formasyonları ile ilgi çekmektedir.

Tarihçiler ve meraklılar, bölgenin üzerinde dile getirilen efsaneleri ve insanın yaratılışındaki rolünü kavrayabilmek amacıyla ziyaretlerini sürdürmektedirler.
Türk hükûmeti Ağrı Dağı’nın geniş kültürel ve turistik önemini iyi kavramış olup ekoturizmi ve kontrollü araştırmaları teşvik etmektedir.
Macera Turizmi için 5 Yeryüzü Cenneti

Vahşi doğa göz alabildiğine uzanmakta. Sonsuz ufuklar el değmemiş toprakları arayanları kendine çekmekte. Şehrin kaldırımlarında yürümektense kayalarla kaplı, geniş ağaçların ve belki de uçurumların olduğu dar yollarda yürümenin, kimsesiz kıyılara çarpan dalgaların sesini duyabilmenin özlemini mi çekiyorsunuz?
İşte macera arayanlara doğanın sihirli eliyle özenerek yarattığı 5 yeri sunuyoruz.
1 Kuzey İskoçya: Gerçek maceracılar için
Geniş gökyüzünün altında duran fundalıklar ve çıplak toprak üzerinde yürürken doğanın sessizliği, insanları çağırmakta.

Burada okyanus dalgaları kayalarla kaplı sahile şekil verirken, kalın otlar ince toprağa tutunuyor. Yürüyüşçüler için yol almayı sağlayan patikalar değil, sağlam zemine nasıl basacaklarının tercihleri. Yanlış bir adım ciddi yaralanmalara neden olabilir.

Maceracılar yolun bitiminden sonra yürümeye devam ettiklerinde mutlak bir yalnızlık başlıyor. Tepelerin ötesinde değişen güneş ışığı ve sadece rüzgârın müdahale ettiği sessizlik. Girişim burada maceracılara ödülünü veriyor.
2. Kosta Rika: Ekoturizm için rol model

Kosta Rika küçük bir ülke olmasına karşın maceracılar için hatırı sayılır bir biyolojik çeşitliliğe sahip.
Ülke yönetimi çevreye duyarlı her türlü tedbiri almış ve almaya devam ediyor. Ülkenin neredeyse dörtte biri koruma altında.

Kosta Rika’nın keşfedilmeyi bekleyen otuz millî parkı bulunuyor. Burayı ziyaret edenler gezegenimizin neden her zamankinden daha fazla korunması gerektiğinin bilincine varıyorlar.
3. Finlandiya: Uzak kuzeyin yolunda
Tüm Avrupa ülkeleri içinde Finlandiya en fazla orman yoğunluğuna; ren geyiği, kahverengi ayı, kurt ve kartal gibi yaban hayvanlarına sahip bir ülke.

Otlarla kaplı sulak alanlar ülkenin kuzeydoğusunda bulunan, Lapland’a sınır Ruka-Kuusamo’ya kadar uzanmakta.
Keskin reçine kokulu çam ağaçları boyunca, taşların üzerinde tarih öncesinden kalan kabartmalar var.

Yürüyüşe çıkan maceracıların bir kısmı daha hızlı gitmek için bisikleti tercih ederken, diğerleri ren geyiklerinin çektiği kızaklara binmeyi seçiyor.
4. Borneo: Sık bitki örtüsü

Güneydoğu Asya’nın diplerindeki Borneo Adası’nın göz alan yeşillikte eski çağlardan gelen ormanları sonsuza kadar uzanırken, kıyı kesimlerinde kalın mangrov labirentlerine rastlıyorsunuz.

Kinabalu Dağı’na yaklaşırken yükselen irtifadaki dar patikalarda, 1.200 ayrı cins orkide gözlemlenebiliyor. Yürüyüşe katılanlar açık alanlarda yürümek yerine yerel rehberlerin eşliğinde bölgenin gizlenmiş güzelliklerini görmeyi tercih ediyorlar.
5. Yeni Zelanda: Millî parklarda yürüyüş yapma cenneti
Özenle korunmuş on üç millî park Yeni Zelanda’yı yürüyüşçüler için ideal bir yer hâline getirmekte.

Kıvrılan patikalar kimselerin bulunmadığı açık alanlara çıkarken, vahşi doğa tüm görkemiyle size kendini hatırlatıyor.

Belli başlı patikalarda yürüyüş yapanların arttığı yaz aylarında bile bu trafik doğanın çarpıcı güzelliğini gölgeleyemiyor.










