Urartu Krallığı

Urartular, merkezi Van, Urmiye ve Sevan gölleri arasında bulunan bir Demir Çağı devletiydi.

Urartu Devleti'nin egemenlik sahası, günümüzde Türkiye, İran, Irak ve Ermenistan topraklarının yanı sıra Gürcistan'ın güney kesimleri ile Azerbaycan'ın batı bölgelerini kapsıyordu.

Krallık, M.Ö. 9. yüzyılın ortalarında ortaya çıkmış; M.Ö. 8. ve M.Ö. 7. yüzyıllarda Ermeni Yaylası'nda siyasi hâkimiyet kurmuştur.

Urartuların tek bir devletten oluşmadığı ve daha ziyade değişik kabilelerden oluşan bir konfederasyon şeklinde yönetildikleri varsayımı kralların sözlerinden anlaşılmaktadır.

Urartu Devleti'nin kuzey politikası sayesinde bu toprakların Urartu'ya katılması ve 8 konfederasyonların birleşik hareket etme arzularının artması, merkezî devlet sisteminin kurulması için ilk aşamayı oluşturmuştur.

Urartu Kalesi Yıkıntıları

MÖ 9. yüzyılda konfederasyonlar birleşerek Urartu Devleti'ni oluşturmuşlardır. Aslında bu devre bir geçiş sürecidir.

Urartu Devleti için merkezî sisteme yönelik ilk organizasyonlar Lutipri döneminde başlamıştır.

Lutipri (MÖ 880–860) devri olayları hakkında fazla bir bilgi yoktur. Ancak Asur kralı II. Asur Nasirpal’ın (MÖ 883–859) ikinci saltanat yılı yazıtlarından anlaşıldığına göre Asur'a vergi vermek zorunda kalmışlardır.

Urartu, Asurlular ile sık sık çatışmaya girmiş ve bir dönem Batı Asya'nuın en güçlü siyasal oluşumlarından biri hâline gelmiştir.

Arkeolojik buluntular, Urartu'nun özellikle anıtsal kaleleri ve gelişmiş metal işçiliğiyle öne çıktığını göstermektedir.

Argişti’nin babası Kral Menua

Demir Çağı'na girilmesinden sonra demirden yapılan silahların askerî alanda kullanılmaya başlanılmasıyla birlikte askerî başarılar artmaya başladı.

M.Ö. 858-856 yıllarında Asurluların Kral III. Şalmaneser komutasında Urartu içlerine yaptığı akınlar neticesinde Urartu aşiretleri arasındaki birleşme süreci hızlandı ve yaklaşık M.Ö. 844 yılında Van Gölü kıyısında Tuşpa'da, I. Sarduri'nin idaresi altında birleşme gerçekleştirilerek Urartu Krallığı ortaya çıkmış oldu.

Urartu kralları, Hurri-Urartu dil ailesine mensup Urartuca ile yazılmış çivi yazılı kitabeler bırakmıştır.

İlk Urartu yazıtı ve Van Kalesi'ndeki ilk anıtsal mimari bu krala aittir.

Kral Agrişti

I. Argişti devri

I. Argişti iktidarı döneminde Urartular askerî ve ekonomik açıdan tam bir zirve noktasına eriştiler. Asur ticaret yolları üzerinde kurulmuş yerleşim birimlerinin ve Transkafkasya'daki Erebuni Kalesi’nin Urartu topraklarına dâhil edilmesiyle, batıda ülkenin sınırları genişletilmiştir.

Geliştirilen sulama kanalları ve yapılan yollardan Urartu Krallığı sathında bir ağ inşa edilmiştir.

Argishtihinili eski bir Urartu şehir devletidir.

M.Ö. 8 le M.Ö. 6. yüzyıllar arasında, Urartuların Kafkaslar'a doğru yayıldığı I. Argişti döneminde, Urartu Devleti'nin başşehri olarak kurulmuş ve I. Argişti'nin onuruna şehre Argiştihinili adı verilmiştir.

Urartu Sanatı

Argiştihinili, Armavir kentinin 15 kilometre güneybatısında bulunan Argiştihinili Kalesi kalıntıları, Nor-Armavir ve Armavir-Merkez köyleri arasında Aras nehrinin kıyısında Ermenistan'da yer almaktadır.

Argişti'nin Aras Nehri ile onun bir yan kolu olan Kasakh Nehri arasında sulama kanallarından oluşturduğu ağ, şehir ile aynı zamanda inşa edilmişti. Bugün hâlâ bazı kanallar gözle görünebilmektedir.

Argiştikhinili'nin temellerinde bulunan Urartuca çivi yazısı kitâbelerden birinin tercümesi şu şekildedir:

“ Menua oğlu I. Argişti konuşuyor.

Heybetli bir kale inşa ettim ve ona kendimden bir isim verdim: Argiştihinili.

Arazi el değmemiş, bakımsız ve çoraktı. Üzerinde hiçbir şey inşa edilmemişti. Üstünde akan ırmaklardan tam dört tane kanal inşa ettim.

Daha sonra üzerinde üzüm bağları ile meyve bahçeleri birbirlerinden ayrıldılar. Orada pek çok cesaretli girişimlerde bulundum ve büyük başarılar elde ettim.

Menua oğlu I. Argişti, güçlü kral, yüce kral, Biainili kralı, Tuşpa'nın hâkimi“

Kral Argişti tableti

M.Ö. 7. yüzyıldaki en güçlü krallardan biri olan II. Rusa'ın ölümünden sonra ise Uratu devleti gittikçe zayıflamış, bu yüzyıldaki İskit ve Med akınları Urartu'ya büyük zarar vermiştir.

M.Ö. 612'den itibaren herhangi bir etki gösteremeyen Urartular, MÖ 590 yılında İran'dan gelen Medler tarafından yıkılmıştır.


Dünyanın En Eski Gemi Enkazı Uluburun Batığı

Uluburun batığı, M.Ö. 14. yüzyılın sonlarına tarihlenen, dünyanın en eski Geç Tunç Çağı yapımı gemi enkazıdır.

Uluburun'un doğu kıyısına ve Kaş'ın yaklaşık 10 km güneydoğusuna yakın bir yerde bulunmuştur.

Batık, 1982 yazında, Bodrum, Yalıkavak'tan bir sünger dalgıcı olan Mehmed Çakır tarafından keşfedildi.

1984-1994 tarihleri arasında, her biri üç ila dört ay sürmüş ve toplamda 22.413 dalışı barındıran 11 sefer sonucunda Akdeniz'in en önemli Geç Tunç Çağı buluntularından biri olarak nitelendirilen batık açığa çıkarılmıştır.

Keşif
Batık alanı, 1982 yazında, Mehmet Çakır'ın öküz gönü külçeleri olarak bilinen metal külçelerinin taslağını çizmesi sonucunda keşfedildi.

Türk sünger dalgıçlarına genellikle Deniz Arkeolojisi Enstitüsü (Institute of Nautical Archaeology) araştırma ekipleri tarafından, süngerler için dalış yaparken eski enkazların nasıl tanımlanacağı konusunda eğitim verilirdi.

Sünger dalgıcı Mehmet Çakır'ın bulguları, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi Müdürü Oğuz Alpözen'in enkaz yerini tespit etmek için müze ve Deniz Arkeolojisi Enstitüsü arkeologlarından oluşan bir inceleme ekibi göndermesine yol açtı.

Batık

Bodrum Sualtı Arkeolojisi Müzesi'nde geminin gerçek boyutlarında kopyası, enkazın ve çevreye dağılmış kargonun dağılımı; geminin 15-16 metre uzunluğunda olduğunu göstermektedir.

Taştan çapa

Gemi 24 tane taştan çapa taşımıştır. Taşın türü, Ege'de neredeyse tamamen bilinmeyen bir türdür, ancak genellikle Suriye-Filistin tapınaklarında ve Kıbrıs'ta yapı malzemesi olarak kullanılmıştır.

Geminin hareket limanı
Gemi batığında bulunan kargodan yola çıkarak, geminin ya Kıbrıs’tan, ya da Siro-Kenan limanından (Doğu Akdeniz kıyılarında, günümüzdeki Lübnan, Suriye ve İsrail/Filistin sahillerini kapsayan antik Fenike ve Kenan coğrafyasındaki tarihi liman kentlerinden biridir) yola çıktığı tahmin edilmektedir.

Altın kadeh

Kargo
Geminin taşıdığı yük, Mısır mezar resimlerinden bilinen ticari hammaddelerden oluşuyordu.

Yük, Mısır, El-Amarna'da bulunan Amarna mektuplarında listelenen birçok kraliyet armağanı ile eşleşmektedir.

Bakır ve kalay külçeleri

  • Öküz gönü tipinde toplam 354 külçeden oluşan 10 ton ham bakır.
  • 121 bakır topuz ve oval külçe.

Cam külçeler
Kobalt mavisi, turkuaz ve lavanta renklerinde yaklaşık 175 cam külçe bulunmuştur. Kobalt mavisi cam külçelerinin kimyasal bileşimi, Mısır ve Miken kökenli cam işleri ile eşleşir.

Altın şahin kolye

Mısır takıları:

1) Altın disk şeklinde kolye 2) Altın şahin kolye 3) Altın tanrıça kolye 4) Fayans boncuklar 5) Kaya kristali boncuklar 6) Akik boncuklar 7) Fayans boncuklar 8) Devekuşu yumurtası kabuğundan boncuklar 9) Gümüş bilezikler 10) Hurda altın 11) Altın kadeh.

Diğer yükler
Afrika'dan gelen Dalbergia melanoxylon kütükleri.
Fildişi, bir düzineden fazla su aygırı dişi, kaplumbağa kabuğu.
Murex opercula (tütsü için olası bileşen) devekuşu yumurtası kabuğu.

Seramik yağ kabı

Kıbrıs seramikleri.
Kıbrıs kandilleri.
Bronz ve bakır kaplar (keçi başı şeklinde dört, kadın başı şeklinde bir adet olmak üzere bardaklar).
İki adet ördek şeklinde fildişi makyaj kutusu.

Mücevher, altın ve gümüş

Altın ve gümüş takı koleksiyonu.
Bikonik kadeh. Mısır kökenli altın, elektrum, gümüş ve steatit nesneler.
Üzerinde Nefertiti yazan altından bokböceği.
Bronz dişi heykelcik.

Katlanabilir yazı tahtası

Silah ve aletler

Ok uçları, Mızrak uçları, Gürzler.
Hançer, Balta, Yakın Doğu tipinde zırh.
Dört kılıç. Şimşir ağancından yapılmış katlanabilen iki kanatlı, fildişi menteşeli, yazı tahtası (Bu tip yazı tahtalarının en eski ve Anadolu coğrafyasında bulunmuş tek örneğidir).
Oraklar, bızlar, matkap uçları, testere, bir çift maşa, keskiler, baltalar, bileme taşı ve zımparalar.

Ağırlıklar

19 zoomorfik ağırlık.
20 geometrik şekilli ağırlık.

Besin maddeleri

Badem, Çam fıstığı, İncir, Zeytin, Üzüm, Aspir, Çörek otu, Sumak, Kişniş, Nar.


KURAP Eylül ayında Toplandı

Temmuz ve Ağustos aylarında ara verilen Kurumsal Acenteler Platformu KURAP’ın Eylül ayı olağan toplantısı Mappa Turizm evsahipliğinde Four Seasons Bosphorus‘da gerçekleşti.

Türk Hava Yollar’ın rezervasyon ve biletlemelerinde yaşanan bazı sistemsel sorunlar gündemin ilk maddesiydi. GDS ‘lerin Türk Hava Yolları ile yaptığı anlaşmalar çerçevesinde NDC’lerin GDS’lerde olabilmesi ancak anlaşmaların full content olup olmadığının belirlenmesi gerektiği konuşuldu.

Ayrıca Kurap’ın yeni dönemde toplantı kriterleri ve yeni dönem uygulamaları tartışıldı.

Mükemmel evsahiplikleri için Mappa Turizm Ailesine teşekkür ediyoruz.


Yerel Gözlemevlerinin Turizm Stratejisi Oluşturmada Anahtar Görevi Var

Uluslararası organizasyonlarının sürdürülebilir turizm programlarını desteklemelerinin arka planında, turistik bölgelerde yerel gözlemevlerinin açılmasının, yeniden sürdürülebilir turizmi şekillendirmede önemli rol oynadığı; yayımlanan raporda vurgulandı.

Rapor düzenli, dakik ve güvenilir biçimde üretilecek bilgilerin önemini vurguluyor.

Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Turizm Gözlemevleri (INSTO) turistik destinasyonların arz ve talep trendlerini, kaynak kullanımlarını ve turizm kapasitelerini gözlemlemeleri ve çıkan sonuçlara göre planlama, yatırım ve karar almanın önünü açma kararına oy birliği ile vardı.

Rapor aynı zamanda gözlemevlerinin, kamu ve özel sektör hissedarlarının önceliklerini belirleme, koordinasyonun sıkılaştırılması ve daha şeffaf ve hesabı tutulabilir turizmin oluşmasında devletin öncülüğünün önemi üzerinde duruyor.

Rapor ilk defa Sao Paulo'da toplanan Latin Amerika turizm bakanlarının katıldığı Dünya Seyahat Pazarı (WTM) zirvesinde katılanlara sunuldu.

İçerik, Birleşmiş Milletler Turizm Bölümü ile Latin Amerika Kalkınma Bankası arasında anlaşmaya varılan uzun süreli işbirliği taahhüdünün sürdürülebilir turizmin varlığını devam ettirebilmesi için olmazsa olmaz olduğunun altını çizmekte.


Sagalassos Antik Kenti – Burdur

Burdur’un Ağlasun ilçesinde yer alan, çeşmelerinin görkemiyle anılan Sagalassos Antik Kenti, dünyanın en yüksek rakımlı, 9.000 kişilik tiyatrosu ve kendine has kaya mezarlarıyla bilinir.

Ayrıca, içinde pek çok havuz bulunan Roma hamamının da iki katı korunmuş şekilde günümüze kadar ulaşmıştır.

Akdağ yamaçlarına kurulan kent, deniz seviyesinden 1.500-1.700 metre kadar yüksekliktedir.

Roma döneminde, Pisidia bölgesinin en önemli kentlerinden biri olmuştur. Sagalassos’ta bulunan yapıların büyük bir çoğunluğu Roma dönemine aittir.

Sagalassos Apollo Heykeli – Burdur Müzesi

Kentte ilk yerleşimin izleri günümüzden 12 bin yıl öncesine kadar uzanmaktadır.

MS 13. yüzyılın başlarında ise Selçukluların, son Bizans askeri kale yerleşimini ortadan kaldırmasıyla kentte yaşam sona ermiştir.

İlk olarak, 1706'da Paul Lucas tarafından keşfedilen Sagalassos'ta arkeolojik kazılar 1990'da başlatılmıştır.

Sagalassos, Anadolu'nun en iyi korunagelmiş antik kentlerinden biridir. Kente girişte, saray büyüklüğünde bir kent konağının avlusu ve salonları yer alır.

Kentin alt kısmına büyük Roma İmparatorluk Hamamı hâkimdir. Aşağı agora etrafında, agora çeşmesi ile Apollo Klarios Tapınağı’nın ve Hadrian Çeşmesi’nin kalıntıları yer alır.

Yukarı agora etrafında pek çok anıt açığa çıkarılmış ve onarılarak ayağa kaldırılmıştır.

Kentin en belirgin yapısı, suları günümüzde de çağlayan Antoninler Çeşmesi’dir.

Sagalassos'ta bulunan ve Traian dönemine tarihlenen Ares, Herkül, Hermes, Zeus, Athena ve Poseidon büstleri Antik Dönem heykeltıraşlığının önemli örneklerinden sayılmaktadır.

Sagalassos Antik Şehri ışıklandırması

Kalıntılar arasında kent meydanına açılan iki anıtsal kemer, agoranın dört köşesinde yükselen onursal sütunlar, belediye binası, kent konseyi binası, kilise ve dans eden kızlar kabartmaları ile tanınan heroon dikkat çekicidir.

Ayrıca, içinde pek çok havuz bulunan Roma hamamının iki katı, kentin antik kütüphanesi ile tiyatrosunun kalıntıları da korunmuş şekilde günümüze kadar ulaşmıştır.

Sagalassos tiyatro

Kent, antik dönemlerdeki en uzun süreli seramik üretimi merkezi olarak Dünya Mirası Listesi'ne önerilmiş ve 2009 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne alınmıştır.

Sagalassos Ören Yeri’nde gerçekleştirilen kazılarda çıkarılan pek çok eser Burdur Müzesi'nde sergilenmektedir.


Doğanın en huzurlu hali: Karadeniz Yaylaları

Deniz, güneş, kum üçgeninde tatil yapmaktan usananlar, sıcaktan bunalıp sosyal mesafeye takılmadan tatil yapmak isteyenler için en iyi çare doğanın kendisidir.

Gökyüzü ile yeryüzünün buluştuğu, bulutlara dokunabileceğiniz, doğanın büyüsünü içinize çekebileceğiniz en iyi seçeneklerden biri Karadeniz Yaylalarıdır.

Aşağıda ilginizi çekebilecek, en görülesi yaylaları huzurunuza getiriyoruz.

1. Kavrun Yaylası

Kavrun Yaylası Rize ilinin merkezine 29 km uzaklıktaki Çamlıhemşin ilçesine bağlı bir yayladır. Ayder yaylasına 10 km uzaklıktadır.

Aşağı Kavrun ve Yukarı Kavrun olmak üzere iki kısma ayrılır.

Rakımı en düşük 1.980, en yüksek 2.350 metredir.

Yaylanın ortasından Fırtına Deresi'nin kollarından olan Kavran Deresi geçmektedir. Yaylaya ulaşım toprak yol üzerinden yapılmaktadır.

Yukarı Kavrun Dağ Gölü

Yaylada yarı okyanus, yarı karasal iklim hakimdir.

Doğu Karadeniz'deki diğer yaylalardan farklı olarak konutlar birbirine uzak değildir. Yayla evlerinin kuzey duvarları, rüzgardan etkilenmemesi için daha kalın yapılmıştır.

Yayladaki evlerin %70 eğimli arazide, %30'u ise Kavran Deresi kenarlarındadır.

2. Elevit Yaylası

Rize'nin Çamlıhemşin ilçesine bağlı olan Elevit yaylası 1.800 metre yükseklikte olup Çamlıhemşin ilçesine 55 km uzaklıktadır.

Elevit yaylası aynı zamanda Elevit köyü olarak da bilinmektedir.

Köyün ortasında, dağlardan süzülerek geçen bir akarsu bulunmaktadır. Bu akarsunun diğer tarafında sıralanmış evlerin manzarası görülmeye değer niteliktedir.

Yayla daha çok gurbetçiler tarafından yaz aylarında ziyaret edilmektedir. Konaklama imkanı bulunan yaylanın geleneksel yayla evleri de ilgi çekicidir.

Elevit Yaylası, horonları ile ünlü olması nedeniyle Ağustos aylarında yapılan şenlikleri ile de dikkat çeker.

Başta yaban keçisi olmak üzere Karadeniz'e özgü diğer yabani hayvanlar yaşam alanı bulur.

3. Huser Yaylası

Huser yaylası, Rize ilinin Çamlıhemşin ilçesine bağlı olup 2.328 metre yüksekliktedir. İçinde 45-50 civarı ev barındırır.

Bulut denizi ile meşhur Huser yaylası, bulutların arasında uçuyormuş gibi hissettiren ziyaretçilerine adeta salıncak deneyimini yaşatmaktadır.

Huser yaylası turizm açısından yüksek potansiyele sahiptir.

Bölgede bulunan doğa merkezli aktivitelere artan talep, yaylayı kısa süre içerisinde cazibe merkezine dönüştürmüştür.

Turistler yaylayı genellikle sis denizini izlemek için günübirlik gezi turlarıyla ziyaret etmektedirler.

4. Pokut Yaylası

Çamlıhemşin İlçesi’nin güneyinde, Fırtına ve Hala derelerinin oluşturduğu vadiler arasında, orman üst sınırı civarında 2.032 metre rakımda yer alan Pokut Yaylası, doğa yürüyüşü ve dinlenme için ideal bir ortam sunmaktadır.

Zengin biyolojik çeşitliliğe sahip olan yayla, özgün sivil mimari örnekleriyle de dikkat çekmektedir.

Çamlıhemşin İlçesi’ne 20 kilometre mesafede bulunan Pokut Yaylası, sisli manzaraları ve otantik ahşap evleri ile ziyaret edenlere masalsı görüntüler sunuyor.

5. Amlakit Yaylası

Amlakit yaylası, Rize ilinin Çamlıhemşin ilçesine bağlı bir yayladır.

Yaylanın rakımı 1.900 ila 2.200 metre arasında değişmektedir.

Konum olarak Palovit Yaylası'nın aşağısında, Zilkale'ye inen vadideki çamlıklara bitişiktir.

Amlakit yaylasının batısında 2.250-2.300 metre yüksekliğinde Yukarı Amlakit yaylası olarak da bilinen Kotençur yaylası bulunur. Palovit Deresi ise yaylayı ikiye böler.

Bu yayla da Amlakit yaylasına bağlıdır. Amlakitliler, bu yaylaya Yukarki (Okarki) yayla derler.

Hayvancılık zamanında çok sık gidilen bu yayla, hayvancılığın bitecek derecede azalmasıyla kullanılmamaktadır.

Doğa yürüyüşü yapan ziyaretçilerin kamp yapmak için tercih ettiği yaylalardan biridir.

Yaylada birçok endemik çiçek türü bulunmaktadır.

2014 yılında cep telefonları yayladaki tek bir noktada çektiği için, köylüler cep telefonlarını ceplerinde taşımak yerine sinyal alan noktada yer alan kutuya bırakıyorlardı.

6. Anzer Yaylası (Lazca: Anzeri Gola)

Anzer yaylası Rize'nin İkizdere ilçesinin 35 km güney batısında kalmaktadır.

Aşağı Anzer (Çiçekliköy) ve Yukarı Anzer (Ballıköy) olmak üzere ikiye ayrılır.

Balıyla ünlü olan yayla aynı zamanda önemli bir ekoturizm alanıdır.

Doğal güzelliğinin ve Anzer balı üretiminin merkezi olmasının yanı sıra çok sayıda endemik türde çiçeğe de ev sahipliği yapması nedeniyle yerli ve yabancı turistleri bölgeye çekmektedir.

Anzer yaylası 1991 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla turizm merkezi ilan edilmiş olup 3 bin metreyi aşan doruklara ve 2 bin metreye kadar yükselen ormanlara sahiptir.

Ayrıca, alternatif turizm aktivitelerinden trekking, yamaç paraşütü ve zirve tırmanışları için de uygun olup, bir taraftan Çoruh Nehri ve Bayburt iline, diğer taraftan da Uzungöl Turizm Merkezine ulaşım olanağı sağlar.

7. Palovit Yaylası (Ermenice: Balahovit)

Rize ilinin Çamlıhemşin ilçesine bağlı bir yayladır. Çamlıhemşin'e olan uzaklığı 80 km'dir.

2.400 metre yükseklikteki yaylada yaklaşık 80 hane bulunmaktadır.

Trovit yaylasının ardındaki tepe aşılarak bu yaylaya araçla üç saatte ulaşılabilmektedir.

Yayla dört ayrı kısımdan oluşmaktadır. Bunlar; Çilingir, Ortaköy, Çoneva ve karşı kısımda yer alan Meleskur yaylalarıdır.

Palovit'in diğer bir özelliği ise, bulunduğu vadi üzerindeki en büyük yayla olmasıdır.

Palovit üzerinden Samistal, Kavrun, Ayder yaylalarına geçiş yapılabilmektedir.

Buranın aşağısında Amlakit, yukarısında ise Hapivanak yaylaları bulunmaktadır.

8. Kümbet Yaylası

Kümbet Yaylasına özel endemik Lilium ciliatum çiçeği

Kümbet Yaylası, Doğu Karadeniz bölgesinde, 1.640 metre rakımlı bir yayladır. Giresun'un 52 km güneyinde Dereli ilçe sınırlarındadır.

Aymaç Tepesi, Şah İsmail Düzü, Melikli Obası, Şıh Obası, Yavuzkemal gibi çok sayıda yayladan oluşan Kümbet Yaylaları kamp ve piknik alanı şeklinde yoğun olarak kullanılmaktadır.

Kümbet'in 2 km batısındaki Aymaç, eşsiz bir zirvedir.

Kümbet Şelalesi

Yine civarda bulunan Türkmen obaları da görülebilir.

Kümbet yaylası yağmurlu olduğunda, piknik yapanlar 6-8 km daha yol kat ederek dağın güney yamacında bulunan Şebinkarahisar'ın kurak ikliminden faydalanabilirler.

Her Temmuz ayının 2. pazar günü Dereli Belediye Başkanlığının öncülüğünde, yöre halkı ve turistlerin yoğun olarak katıldığı Geleneksel Kümbet şenlikleri yapılmaktadır.


Uçakla Seyahatte Dijital Kimlik Vizyondan, Uygulamaya Geçiş

 Turizm yazılımcıları yıllardır yolcuların pasaport veya kimlik kontrollerinde sıra beklemeden hızlıca giriş yapabilme sistemleri üzerinde çalışmaktalar. Başka ülkelere giriş yapan yolcuların pasaport veya kimliklerini gösteren diğer formların taranarak sadece o ülkede değil, giriş yapacağı tüm ülkelerde geçerli olması için büyük adımlar atılıyor. Turizm endüstrisi, müşterilerinin kusursuz bir seyahat yapmaları için, yıllardır havayollarıyla, havalimanlarıyla, teknoloji tedarikçileriyle ve hükümet yetkilileriyle ortak çalışma yürütmekte.  International Air Transport Association (IATA), müşteri deneyimleri üst yöneticisi Younkyung Kim; “ Bir iki yıl içinde teknolojik programı tamamen devreye sokacağımız duruma çok yaklaştık. İş birliği içinde olduğumuz havayolları, havalimanı yöneticileri ve hükümet yetkilileri her zamankinden daha fazla katkıda bulunmağa başladılar “ şeklinde konuştu. Teknoloji artık ana sorun olmaktan çıktı IATA ve Amadeus, teknolojinin dijital kimliğin çalışmalarını başarılı biçimde sona erdirmekte artık bir engel teşkil etmediği konusunda hem fikirler. Şu anda üstünde durulan, değişik sistemlerin bir araya getirilebilmesi.  Amadeus’tan kusursuz seyahat departmanı yöneticisi Alessandro Minucci "Teknolojiyi artık istediğimiz gibi kullanabiliyoruz. Şimdiki durumumuz hükümetler seviyesinde biyometrelerle kimlik bilgilerinin örtüşümünün doğru şekilde birbirleriyle senkronize edebilmek. Endonezya, İngiltere, Hindistan, Brezilya gibi bazı ülkeler, Avrupa Dijital Kimlik Cüzdanı benzeri programları uygulamaya başlamış durumdalar. Güvenilir hükümet kimlikleri ile birlikte biyometrik kimlik doğrulama programının kullanılabilir hale gelmesinin son aşamasındayız “ şeklinde konuştu. Test aşamasında olan program uygulamaları örnekleri    • Curaçao sınır güvenliği mobil teknolojiyi kullanmakta.    • Endonezya havalimanlarında  temassız biyometrik doğrulama devrede.    • Mançester Havalimanı yine biyometrik doğrulamayı kullanıyor.    • MSC Cruise’un Miami limanında biyometrik terminali bulunmakta.  Denemelerden, işlemlere Buluşun en dikkat çeken örneği son aylarda oluşan IATA Temassız Seyahat konseptinin gerçekleşmesi oldu. Havayolları, havalimanları ve altı dijital cüzdan temin edicilerinin iş birliği ile dijital kimliklerin doğrulanmasının tek bir yerle sınırlı kalması yerine tüm seyahat boyunca kullanılmasının başarılı gösterimi konseptin rüştünün ispatı oldu.  SITA ( Société Internationale de Télécommunications Aéronautiques ) Hindistan’ın Bengaluru Havalimanındaki yolcuların cep telefonlardındaki dijital kimlik uygulamasıyla havalimanına girişleri, güvenlikten geçişleri ve uçağa binişlerinin sorunsuz uygulamasının yöneticisi oldu. Yolcular yeni uygulama için hazırlar Younkyung Kim, IATA’nın tüm dünyada yaptırdığı anketlere  göre yolcuların yüzde sekseninin seyahatleri boyunca akıllı telefonlarıyla kimlik doğrulaması yapmak istediklerinin saptandığını bu oranın milenyumda doğanlar için %90’a kadar çıktığını ifade etti.


Havacılık Turizm Denilince İlk Akla Gelendir

Havayolu seyahatinin global turizm endüstrisindeki hayati rolü tartışılamaz.

İstatistikler havayolu ile yapılan seyahatin diğer tüm taşıma alternatiflerine olan oranının %58 olduğunu gösteriyor.

Bir diğer deyişle havacılık ve turizm endüstrisi, sürdürülebilir büyüme için birbirlerine sımsıkı bağlı kavramlardır.

Turizm sektörü

Turizm küresel ekonomiye en fazla katkı yapan iş kollarından biri durumunda. Sektör 330 milyon kişiye iş sağlayarak tüm dünyada Gayrisafi Yerel Üretime 9.9 trilyon Amerikan Doları katkıda bulunuyor.

Bu tutar tüm GYÜ’nün %9.1’ini oluşturuyor.

Dünya Seyahat ve Turizm Konsülü'nün tahminine göre 2034 yılında sektörün global katkısı 16 trilyon dolara, tüm sektörler arasındaki payı ise %11.4’e yükselecek.

Havacılığın turizmdeki hayati önemi

Gelişmekte olan ülkeler kendi ekonomilerinin sürdürülebilir olması için günümüzde turizme büyük çapta ihtiyaç duymaktadırlar.

Bu ihtiyaç özellikle turizm pazarından coğrafi konumlarından dolayı uzak olan ekonomiler için hayati önem taşımaktadır.

Turist akını olmadıkça bu bölgelerin ekonomileri belirgin bir şekilde zayıflayacaktır.

Havacılığın turizm istihdamına ve Gayrisafi Yerel Üretime olan katkıları şunlardır:

Doğrudan katkı: Tahminlere göre küresel çapta 16.4 milyon turizm çalışanının varlığı hava yoluyla gelen ziyaretçilerin harcamaları sayesinde gerçekleşmektedir.

Çalışanların sahaları içinde oteller, restoranlar, yerel ulaşım ve araç kiralama bulunurken, havayollarında çalışanlar bu kapsama dahil değil.

Dolaylı katkı: İlave olarak 21 milyon iş gücü ise turizm endüstrisinin tedarik zinciri tarafından üretilmektedir.

Sürdürülebilir turizm

Turizmin sürdürülebilir ekonomik gelişimdeki payı yadsınamaz. Ancak gerek turizm sektörü yöneticilerinin, gerekse hükümetlerin, ekonomik faydalara odaklanmaktan başka, çevresel faktörleri ve sosyal etkilenmeleri de dikkate almaları gerekmektedir.

Hükümetlerin proaktif olarak stratejik, bütünsel ve sürdürülebilir katkılarının olduğu ülkelere örnek olarak Yeni Zelanda, Kosta Rika, İzlanda ve Butan gösterilebilir.

Dünya Seyahat ve Turizm Konsülü turizmdeki sürdürülebilir gelişimi sağlamak için bazı ana prensipler saptamış bulunuyor. Bunlar;

Dünya Seyahat ve Turizm Konsülü

  • Olumlu yönde doğal ve kültürel çevrelere katkıda bulunmak.
  • Özellikle gençlere, kadınlara ve yerli halklara fayda sağlamak.
  • Yetenekli iş gücünü cazip hale getirip gelişimini kolaylaştırmak.
  • Aşırı kalabalıkların ziyaret ettikleri ülkelerde çözüm için en son
    teknolojiyi kullanmak ve yenilikçi çözüm önerileri sunmak.
  • Sürdürülebilir mamuller için tüketici talebi üretmek.

Priamos (Truva) Hazinesi

1871 tarihindeTruva kazılarının başlangıcı

Truva Savaşındaki Truva şehrinin son kralı olan Priamos’un hazinesi altın ve diğer diğer maddelerden oluşmuş eserlerdir. 

Ustaca gizlenmiş bu hazine, Çanakkale’ye 40 kilometre uzaklıktaki Hisarlık mevkiinde, Frank Calvert ve Heinrich Schliemann tarafından keşfedilmiştir. 

Agamemnon’un altından maskesi

Bulunan hazinenin büyük kısmı Moskova’da Puşkin Müzesindedir.

Türkiye’de yaşayan İngiliz diplomat ve aynı zamanda amatör bir arkeolog olan Frank Calvert, bir kısmı kendine ait olan çiftlik arazisinde kazı yapmaya başlamıştır. 

Kazıları sonunda bir hayli eski eseri toprağın altından çıkarmayı başarmıştır.

Bu arada varlıklı bir girişimci olan Alman arkeolog Heinrich Schliemann Türkiye’ye gelerek Truva antik bölgesinde, Pınarbaşı mevkiinde kazı çalışmalarına başlamış ancak bir şey elde edememiştir.

Truva hazinesini bulan ve kaçıran arkeolog Heinrich Schliemann

Heinrich Schliemann yaşadığı hayal kırıklığı sonrası kazı işlerini bırakmak üzereyken Frank Calvert kendisine Hisarlık bölgesinde kazılara devam etmesini önermiştir.

Schliemann bölgede 1871’den 1873’e, daha sonra 1878’den 1879’a yapmış olduğu kazılarda Bronz Çağına ve Roma dönemine ait kalıntıları ortaya çıkarmıştır. 

Schliemann kazılar sonrası bu antik şehirlerin Truva antik kentine ait olduğunu iddia etmiş ve bu iddiası o zamanda ve de zamanımızda geniş çapta kabul görmüştür.

Kendisinin ve Calvert’in bulduğu binlerce eserler arasında altın örgülü taçlar, yüzükler, bilezikler, çeşitli küpeler ve kolyeler, düğmeler, kemerler yer almaktadır.

Schliemann tüm bunlara Priamos’un hazinesi ismini vermiştir.

Schliemann kazıları esnasında 27 Mayıs 1873 tarihinde başına gelen en ilginç olayı hatıralarında şöyle anlatmıştır:

“Kral Priamos’un sarayı kenarındaki duvarın dibinde kazı yaparken iyi şekilde korunmuş bakırdan yapılmış irice bir sandığa rastladım. İçine açtığımda çoğu altından yapılmış bir çok parça bulunuyordu.

Bunları işçilerin hücumundan korumak için çalışmaya paydos diyerek ara verdim. 

İşçiler dinlenirken birbirine yapışık duran bazı parçaları geniş bir bıçakla birbirlerinden ayırdım. 

Hazineyi tek başıma oradan alıp taşıyamayacağım için sevgili eşim Sophie’yi yardıma çağırdım. Çıkan parçaları eşimin şalına sarıp işçilerin gözünden uzaklaştırdım.“

Truva hazinesinin takıları Heinrich Schliemann’ın eşinin üstünde

Schliemann'ın anlattıklarının doğru olmadığı daha sonra ortaya çıktı. Kendisi daha sonra Sophie’nin babasının ölümü sebebiyle Atina’da olduğunu itiraf etti.

Kazıda bulunan eşyaların bir kısmının listesi şöyledir:

Bakır kalkan
Kulplu bakır kazan
Altınla işlenmiş gümüş vazo
8,750 adet altın yüzük
6 adet altın bilezik
Dövme altın şişe
2 adet altın kupa
Elektrum kupa
6 adet gümüş dövme bıçak
Bakır metalle kaynaşmış 3 adet gümüş vazo
13 adet bakır mızrak başı
14 adet bakır balta
7 adet bakır hançer

Puşkin Müzesindeki altın kolye

Sanat koleksiyonu

Görüldüğü üzere Schliemann Priamos (Truva) hazinesini kendi ülkesine kaçırdı. Resmi makamların bundan haberinin olması, Schliemann’ın eşi Sophia’nın davetlerde Truvalı Helen’ın altın tacını ve kolyesini takması sonucunda oldu.

Kazıyı Osmanlı hükümeti adına denetlemekle görevli Emin Efendi hapis cezasına çarptırıldı. Osmanlı hükümeti Schliemann’a verilen kazı iznini iptal ederek ona bulduklarını geri vermesi için dava açtı.

Schliemann Mora Yarımadası’nın kuzey doğusunda bulunan antik kalıntıların bulunduğu Miken’e gitti. Ancak orada da Yunan Arkeoloji Kurumu kendisini gözlemlemek için denetmen gönderdi.

Truva Müzesi

Daha sonra Schliemann Osmanlı İmparatorluğu’na Truva’da tekrar kazı yapabilme karşılığında bulunan hazinenin bir kısmını iade etti. Ancak bu isteği kabul görmedi.

Bu parçalar İstanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

İade edilmeyen kısım ise 1881 yılında Berlin’de ki Royal Museums of Berlin (Königliche Museen zu Berlin) tarafından satın alındı.

II. Dünya Harbi sonrası Almanya’nın bir kısmının Ruslar tarafından işgal edilmesi fırsatı kullanılarak hazine Rusya’ya götürüldü. 

Günümüzde Truva hazinesinin büyük bir kısmı Puşkin Müzesinde sergilenmektedir.


Dolandırıcılıkta Kimlik Krizi

Ticari tüm işlemlerde dolandırıcılık artık birbirinden ayrı olaylar şeklinde tezahür etmiyor.

Dolandırıcılık tekrar eden, her defasında test edilen otomatikleşmiş iş akışı şeklinde ve hemen her iş alanında yeniden konuşlandırılmış biçimde işlemekte.

Dolandırıcılığın yeni yüzü

Dolandırıcılık yeni bir şey değil. Fakat artık bir defada anlaşılabilecek bir olay olmaktan çıkmış durumda.

Günümüzde dolandırıcılık işlemi esnasında mağdur olan kişi, karşısındakini bildiği bir cihazı kullanan meşru biri olarak algılamaktadır.

İşlemin bir sahtekarlık olduğu ancak belli bir zaman geçtikten sonra anlaşılmaktadır.

Şimdilerde dolandırma işlemi, neredeyse her defasında yapılış biçiminin zamana göre değiştiği, devamlılık gösteren bir döngüye dönmüş durumda. 

Tek bir vakayı test etmek yerine, hackerlar, binlerce varyasyonları aynı anda kullanarak, kimlik içeriği ile, ödeme metotlarıyla, check-out hızıyla oynayarak amaçlarına erişebilmektedirler.

Otomasyon ve yapay zeka, dolandırıcılıkta kullanılan planı üretmezler. Ancak onları daha hızlı, daha kalıcı ve ölçekleri daha kolay uygulanabilir hale getirirler.

Bununla birlikte işin ilginç tarafı, otomasyon ve yapay zeka dolandırıcılık yollarının paralelinde gelişilmektedirler.

Yapay zeka, sahte evraklar ve deepfake uygulayarak, standart kontrolları devre dışı bırakan taktiklerle, sahte kimlik bilgilerinin yaratılmasını desteklemektedir.

Dolandırıcılık herkesi etkiliyor

Bu atakların yapılabilmesi ve ölçeklendirilmesi kolaylaştığından, sahtekarlar artık sadece büyük platformları hedeflemiyor.

Her iş kolundaki her iş yeri gizli olması gereken bilgilerinin hızlı ve doğru şekilde açığa çıkma tehlikesiyle karşı karşıya kalabiliyor.

Dolandırıcılar marka sadakati veya rekabet sınırları içinde hareket etmezler. Onlar, hangi iş kolu olursa olsun, bir defa açık bir nokta yakaladıklarında bunu kolayca test edip diğer iş kollarını istismar etmekte kullanırlar.

Tek bir platformda doğrulama testini geçen kredi kartı, aynı yöntem kullanılarak kullanılamaz duruma gelene kadar diğer kredi kartlarında da kullanılır.

Çünkü bu yöntemler ticaret yapanları, endüstrileri, daha geniş veri tabanına erişim yapan iş kollarını kapsamaktadır.

Dolandırıcılık yayılmakta

Daha önce az sayıda yüksek rakamlı işlemlere odaklanan dolandırıcılık artık orta ve hatta küçük boyuttaki işlemlere yayılma meyli göstermektedir.

Her ne kadar geçtiğimiz yıl dolandırıcılık sayısı bir önceki yıla göre %20 düşüş gösterse de yapılan araştırmalarda işletmelerin %70’I dolandırılma korkusu nedeniyle işlerini yeterince büyültemediklerini ifade etmekteler. 

Vaka çalışması

Spor eşyaları satan mağaza yöneticileri gözlerinin önünde saklı vaziyette duran dolandırıcılığı nasıl fark etti?

Geçtiğimiz yıl Ağustos ayında global çapta perakende spor malzemeleri satan mağaza, hediye kartı promosyonu kullanarak yüzde bin gibi inanılmaz bir oranda satışlarını artırdı.


İşin aslında mağaza dolandırıcılık atağına maruz kalmıştı.

Otomatik çalışan binlerce bot, hediye kartlarının numaralarını taklit ederek, paraları dolandırıcıların hesabına aktarmaktaydı.

Olay anlaşılana ve müdahale edilene kadar zarar 750,000 Doları geçmişti.

Dolandırıcılığın ortaya çıkarması otorizasyondan sonra gerçekleşmiş, hem gelir kaybı zararı hem de kart işlem ücretleri için ödenen masraflardan dolayı  mağaza üst üste iki darbe yemişti.

Zayıflığın istismarı

İşin tarihçesine bakılırsa dolandırıcılık savunmanın zayıf olduğu yer ve zamanlara doğru kayma göstermiştir.

Şimdilerde ise hızla on-line ve yüz yüze bireysel alışveriş kısmında kendini göstermektedir.

On-line işlemlerde dolandırıcılığın önlenmesi konusunda yeni önlemler alınırken, hackerlar daha az kontrollerin olduğu yüz yüze alışverişlerde aradaki açıkları kullanarak adapte olmayı başarmaktalar.

Müşteri acenteyse 

Acente aracılığı ile yapılan ticarette üçüncü bir ortak devreye girmektedir.

Bu problemlerin daha da zorlaşmasına ve yeni problemlerin doğmasına yol açmaktadır.

Ticaretle uğraşanlar hakiki acenteyle, sahte ve istismarcı acenteyi ayırmak zorunda kalırlar.

Acentenin müşteri tarafından yasal kılındığının mutlak surette satıcı tarafından doğrulanması gerekmektedir.