Kurap ve Emirates Birlikte Toplandılar

Kurumsal Acenteler Platformu (KURAP)’ın Kasım ayı olağan toplantısı, Emirates Havayolları ev sahipliğinde Fairmont Quasar Hotel’de gerçekleşti.

Hikâyesi 1985 yılında iki uçakla başlayan Emirates Havayolları, bugün dünyada A380 ve Boeing 777’lerden oluşan, geniş gövdeli en büyük uçak filolarından birine sahip.

Emirates Havayolları’nın rezervasyon sistemlerindeki yenilikler ile uçak içi Business ve Premium Economy sınıflarındaki gelişmeler, Türkiye Satış Müdürü Deniz Sümerpalazoğlu ve Emirates Türkiye ekibi tarafından detaylı bir sunumla anlatıldı.

KURAP gündeminde ise başta kurumsal çalışan acentelerin yaşadığı vize sorunları vardı.

Görüşülen diğer konular ise yaklaşan TÜRSAB seçimleri, havayolları uygulamaları ve NDC kullanımlarıydı.

Çok güzel bir akşam yemeği ile sona eren toplantı ve ev sahiplikleri için Emirates Havayollarına ve Fairmont Quasar Hotel yetkililerine çok teşekkür ediyoruz .


Dünyanın En İyi Köyleri Arasında 3 Türk Köyü Var

Bu yıl Birleşmiş Milletler’e Afrika, Amerika, Asya, Avrupa ve Orta Doğu’dan 270 köy, 2025 yılının En İyi Köyleri yarışması için başvuruda bulundu.

Japonya’da Koyasan’dan, Marmaris’ten Akyaka’ya; Slovenya’da Bled’den, Birleşik Arap Emirlikleri’nde Masfout’a kadar 29 ülkeden 52 köy, bu yılın en iyi köyleri değerlendirmesine layık görüldü.

En İyi Türk Köyleri

Seçkin köylerin listesi Çin’in Huzhou şehrinde özel bir törenle açıklandı. En İyi Köyler olarak seçilen 52 köy arasında ülkemizden de 3 köy bulunuyor. Bunlar:

Akyaka Köyü, Marmaris

Anıtlı Köyü, Mardin

Barbaros Köyü, Urla

B.M. Turizm Genel Sekreteri Zurap Poloılikasvilli:

“Turizm, kırsal alanlarda bölgenin ve dolaylı olarak yaşayanların yaşam standartlarını yükseltecektir. Bu yıl seçilen köylerin özelliği, geleneklerini, kültürlerini ve yaşadıkları yerin doğal yapısını korumalarıydı. Bu köyler, turizmi benimseyerek sosyal dayanışmanın artışı ve geleceği için sağlam bir temel oluşturacaklarına dair ümit verdiler.” şeklinde konuştu.

Kırsal Bölgelerde Turizm İvme Kazandı

BM Turizm Bölümü, En İyi Köyler ödülünü ilk defa 2021 yılında vermeye başladı. Ödül kriterleri, bağımsız Danışman Kurulu tarafından aşağıdaki başlıklar gözetilerek değerlendirildi:

  • Kültürel ve Doğal Kaynaklar

  • Bu Kaynakların Korunması ve Seviyesinin Artırılması

  • Ekonomik Sürdürülebilirlik
     

  • Sosyal Sürdürülebilirlik

  • Çevresel Sürdürülebilirlik

  • Turizm Kalkınması

  • Turizme Öncelik Veren Devlet Politikası

  • Altyapı ve Erişilebilirlik

  • Sağlık ve Güvenlik


Bir Turizmcinin Doğu Anadolu Gezisi

Kırk yıldır hem ülkemde hem de dünyanın birçok yerinde bulunma fırsatım oldu. Ancak çok arzu etmeme rağmen Türkiye’nin Doğu Anadolu Bölgesi’ni görmek bir türlü kısmet olmadı.

Bunun gerçekleşememesindeki neden, benim ihmalimden çok, bölgenin uzun yıllardır inişli çıkışlı bir güven sorunu yaşamasıydı.

Günümüzde nüfus artışıyla beraber seyahat alışkanlığı her sene artmakta. Turistik yerlerin rahatça, içimize sindire sindire gezilmesi zorlaştı. Trafik, bilet kuyrukları, görmek istediğiniz eserlerin önünde kümeleşen insanlar ziyaretin tadını kaçırıyor.

Doğu Anadolu Bozkırı

Halbuki Doğu Anadolu daha az ayak basılan bir yer. Bir yerden bir yere giderken bazen hiç bina görülmüyor. Bozkırın hiçliği huzur veriyor, hayal kurduruyor.

Birinci gün

İstanbul Havalimanı’ndan THY’nin TK 2228 sefer sayılı uçağı ile saat 14.10’da Ağrı Havalimanı’na indik. Doğubayazıt’a yaklaşırken, ülkemizin en yüksek dağı olan, tepesinde karların eksilmediği Ağrı Dağı bize yüzünü gösterdi. Hava açık olduğundan görünüm kusursuzdu.

Otele yerleşmeden önce şehir merkezinde bulunan ve büyük kısmı İran’dan getirilen Kaçakçılar Çarşısı’nı gezdik.

Ağrı Dağı

Burada en çok satılanlar çay, sigara, porselen eşya ve spor kıyafetleri. Alırken çok dikkat etmek lazım. Malın en kötüsünü çaktırmadan araya sıkıştırıyorlar. Ben, bizim Siirt fıstığının aynısı olan İran fıstığı aldım; yarısının içi boş çıktı.

Konakladığımız otel, bölgenin kısıtlı sayıdaki iyi otellerinden sayılan, üç yıldız seviyesindeki Ertur Butik Otel’di. Fazla bir konfor beklemediğimizden hayal kırıklığı yaşamadık.

İkinci gün

Öğleden önce, tufan sonucunda karaya oturduğu düşünülen ve Nuh’un Gemisi olduğuna inanılan, gemi biçimli siluet şeklindeki yapıyı gördük. Söz konusu efsane olunca mantık yürütmemek lazım.

Nuh’un Gemisinin Tasviri

Dönüşte istikametimiz İshak Paşa Sarayı’ydı. Bozkırda bir mücevher gibi parlayan bu eser tam 99 yılda inşa edilmiş. Ovaya tepeden bakan bu yapıt, taş işlemeli kapılarıyla giriş yapılan 116 odalı bir külliye.

Doğubayazıt’a 8 km mesafede, ovaya hâkim dik bir tepe üzerinde, bir masal dünyasından fırlamışçasına tüm heybetiyle görenleri kendine hayran bırakan İshak Paşa Sarayı, içine girdiğim andan itibaren büyüleyici atmosferi ve efsaneleriyle bütün ruhumu sarıp sarmaladı.

Saray, kitabesinden anlaşıldığı üzere 1784 yılında Çıldıroğulları’ndan II. İshak Paşa döneminde yaptırılmış. Osmanlı mimarisinin Anadolu’da günümüze ulaşabilen tek saray yapısı olarak kabul ediliyor.

İsahak Paşa Sarayı

Sarayın görkemli binasının kuzeybatı köşesindeki kapısından içeri girip, 21 basamaklı merdivenlerden iner inmez bir zindan karşıma çıkıyor. Hücre bölümlerinde dolaşırken, taş duvarların buz gibi soğukluğunun etkisiyle bedenimin titrediğini hissediyorum.

Gözlerim, duvar seviyesinin üst kısmında bulunan küçük mazgal pencereden içeriye süzülen ışığa takılıyor. Sanki ışık değil, zindanın duvarlarından süzülen Yaşar Kemal’in kitabındaki satırlar.

Bu taş yapının her karesinde Selçuklu sanatının karakteristik özellikleri yer alıyor. Ancak uzmanlar, Barok-Rokoko gibi dönemin Batı etkisinin yanı sıra İran’ın etkileriyle de yoğrularak değişik ve etkileyici bir karakter ortaya çıktığını; farklı medeniyetlere ait izleri olsa da saraydaki motiflere ve kompozisyonlara bakıldığında geleneksel Selçuklu sanatının ağır bastığını söylüyorlar.

İshak Paşa Sarayı Harem Dairesi

Sarayın dikkat çekici özelliklerinden biri de ısıtma yöntemi. Şöyle ki; ocaklarda ısıtılan sıcak suyun toprak künkler vasıtasıyla yapı içerisinde dolaştırılmasıyla bir nevi kalorifer sistemi oluşturularak iç mekânların ısıtılması sağlanmış.

Özellikle bölgenin iklim koşulları da göze alındığında, o dönem itibarıyla ne kadar ileri bir ısıtma sistemi olduğu bugün hâlâ şaşkınlık ve hayranlıkla karşılanıyor.

İshak Paşa Sarayı’nı gördükten sonra öğle yemeğimizi Doğubayazıt’ta yiyoruz. Bu bölgede menülerin hemen hepsinde et yemekleri başta yer alıyor. Zaten Doğu Anadolu, büyük ve küçükbaş hayvancılığın en yaygın olduğu geçim kaynağı.

Yemek sonrası Van’a doğru yola çıkıyoruz. Tendürek Dağı Geçidi’nden (2644 m) ve Çaldıran Ovası’ndan geçerek Bendi Mahi Çayı üzerindeki Muradiye Şelalesi’nde çay, kahve ve fotoğraf molası veriyoruz.

Muradiye Şelalesi

Bir saatlik yolculuktan sonra Van’ın merkezine varıyoruz. Tahminlerimin ötesinde gelişmiş, modern bir şehirle karşı karşıyayım. Ana caddesinde her tür tanınmış markanın satıldığı mağazalar, tertemiz kafeler ve şık görünümlü restoranlar var. Şaşkına döndüm ve gururlandım.

Otelimiz beş yıldızlı Elit Hotel.

Üçüncü gün

Kahvaltı sonrası Van’ın Başkale yolu üzerinde, 1643 yılında Osmanlılara bağlı Mahmudi Beyi Sarı Süleyman tarafından yaptırılan Hoşap Kalesi’ni geziyoruz.

Kale, aynı adı taşıyan Hoşap Suyu’nun sarp kayalıkları üzerinde yükseliyor. “Hoşap” kelimesi, Farsçada “iyi” veya “tatlı su” anlamına geliyormuş. Kalenin batıya bakan girişi ve özgün kapısı bozulmadan günümüze kadar ulaşabilmiş.

Hoşap Kalesi

Kapının üstünde yapımıyla ilgili Farsça bir kitabe ve aslan kabartmaları var. Kale içindeki eski hamam, cami, medrese, çeşme, su sarnıcı, zindan ve odalarda geçmişin izlerini görebiliyoruz.

Hoşap’ın bilinen tarihi Urartular’a kadar iniyor. Bu dönemde Hoşap Kalesi’nin, güneydoğuya açılan Tuşba-Kelişin yolu ile Van-Kotur yolunun kesiştiği kavşak noktasında askeri bir tesis olarak kurulduğu kabul edilmekte.

Selçuklu Hanedanı ile başlayan Türk hâkimiyeti, İlhanlılar döneminde devam etmiş ve bu dönemde “Vilayet-i Ermen” olarak adlandırılan Hoşap, Van Eyaleti’nin bir şehri olarak tanınmış.

Daha sonra Mahmudi’ler olarak adlandırılan Kürt aşireti Hoşap’a yerleştirilmiş. Burada Mahmudiler, kendi adlarıyla anılan bir beylik kurmuşlar.

Hoşap’ta günümüze kadar sağlam kalmış kalede yaşayan bu beyler, varlıklarını 1839 Tanzimat Fermanı’nın ilanına kadar sürdürmüşler.

Hoşap Kalesi gezisinin ardından Urartular’ın ikinci büyük kalesi Çavuştepe’yi görüyoruz.

Çavuştepe Kalesi, Van’ın Gürpınar ilçesinde, Bol Dağları’nın batı ucunda yer alıyor. Aşağı ve yukarı kale olmak üzere iki bölümden meydana gelmiş. MÖ 764–734 yılları arasında Urartu Kralı II. Sarduri tarafından kurulmuş. Kale, Urartu dilinde “Sardurihinli”, yani “Sarduri’nin kurduğu kent” olarak adlandırılıyor.

Çavuştepe Kalesi

Gevaş’ta, yine göl kenarında öğle yemeğini alıyor ve tekneyle Akdamar Adası’na geçiyoruz.

Van merkezine 55 km uzaklıktaki Van–Tatvan karayolundaki iskeleden, yirmi dakikalık bir motor yolculuğu ile ulaşılan Akdamar Adası, orijinal kilisesi ile tanınmakta.

Akdamar Kilisesi, yörede hüküm süren Vaspurakan Hanedanı’nca Kral I. Gagik tarafından M.S. 915–921 yılları arasında Mimar Keşiş Manuel’e yaptırılmış. Kilise, merkezi kubbeli, dört yapraklı yonca biçiminde haç planında olup, kırmızı kesme tüf taşlarıyla inşa edilmiş.

Akdamar Klisesi

Yapının dışındaki taş kabartmalarda İncil ve Tevrat’tan alınan dini konuların yanı sıra dünyevi konular, saray hayatı, av sahneleri, insan ve hayvan figürleri tasvir edilmiş. Bu kabartmalarda Orta Asya Türk sanatının yoğun etkilerini taşıyan 9. ve 10. yüzyıl Abbasi sanatının etkilerini görmek mümkün.

Kilise duvarlarının iç yüzeyleri, günümüzde hemen hemen kaybolmaya yüz tutan dini konulu fresklerle bezenmiş. Bu duvar resimleri, yöredeki en kapsamlı ve en erken tarihli örnekler olarak ayrı bir önem taşıyor.

Adanın adının nereden geldiğine dair yaygın halk hikâyesine göre, zamanında bu adada yaşayan Ermeni başkeşişin, güzelliği dillere destan Tamara adında bir kızı varmış.

Akdamar Adası Ayin

Adanın çevresindeki köylerde çobanlık yapan bir genç, bu kıza âşık olmuş. Bu genç, Tamara ile buluşmak için her gece adaya yüzer, Tamara ise gece karanlığında yerini belli etmek için onu bir fenerle beklermiş.

Bundan haberdar olan kızın babası, fırtınalı bir gecede elinde fenerle adanın kıyısına inip sürekli yer değiştirerek, gencin boşuna yüzüp gücünü yitirmesine neden olmuş.

Yüzmekten gücünü yitirip yorulan genç çoban Van Gölü’nde boğulmuş ve boğulmadan önce son nefesiyle “Ah Tamara!” diye haykırmış. Bunu duyan kız da hemen ardından kendini gölün sularına bırakmış. O günden sonra ada, “Ah Tamara!” ismiyle anılmakta.

Van’a geri dönüyoruz. Yine Elit Hotel’de konaklıyoruz.

Dördüncü gün

Öğle öncesi Van (Tuşba) Kalesi’ni görmeye gidiyoruz. Kalede Urartular’dan kalma Madır (Sardur) Burcu, Analı Kız Açık Hava Tapınağı, Bin Merdivenler ile ana kayaya oyulmuş sur duvar yatakları ve sur duvarları bulunuyor. Ayrıca I. Argişti, Menua ve II. Sarduri kaya mezarlarının da aralarında olduğu sekiz adet kaya mezarı, Urartu mimarisinin en görkemli anıtları arasında.

Van Kalesi

Van Kalesi, 2016 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne eklenmiştir.

İkinci durağımız Van Müzesi. Van Müzesi’nin ilk temelini, 1932 yılında yapılan bir depo binası oluşturmuş. Yeni müze binasında 23 sergi holü bulunuyor. Müzede; Urartular, Roma, Bizans, Selçuklu, Akkoyunlu, Karakoyunlu ve Osmanlı dönemlerine ait eserler, sikkeler ve Van halk kültürüne ışık tutan etnografik eserler ziyaretçilerini bekliyor.

Müze ziyaretinden sonra, Van kedilerinin bulunduğu bir mekânda kedileri görüyoruz.

Van Kedisi

Otobüsümüz Tatvan’a doğru yol almaya başladı. Öğle yemeği olarak bölgenin ünlü büryan kebabını yiyoruz.

Yemeğin ardından Ahlat’ta bulunan, UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine aday, eşi benzeri bulunmayan kümbetleri ve nefis işlemeli yüzlerce mezar taşını barındıran Selçuklu Mezarlığı’nı geziyoruz.

Akşamüstü Tatvan’dayız. Akşam yemeğimizi konakladığımız Taşar Royal Otel’de alıyoruz.

Beşinci gün

Kahvaltı sonrası istikamet Nemrut Krater Gölü. Kapladığı 13 kilometrekarelik alanla, türünde dünyanın ikinci büyük krater gölü. Adını, MÖ 2100’de yaşamış Babil Hükümdarı Nemrut’tan almış.

Derinliği ortalama 100, en derin noktası 155 metre. Göl çevresindeki sıcak sular ve kaplıcalar, volkanik faaliyetlerin son izleri sayılıyor. Kar ve kaynak sularıyla beslenen Nemrut Gölü’nün suları soğuk ve tatlı.

Nemrut Krater Gölü

Gölün etrafı dağlarla çevrili. Etrafta kimseler yok. Hakiki bir huzur ve terapi merkezi. Zamanımız olsaydı, gün batana kadar kalıp gölün sularına boş boş bakmak isterdim.

Önce Bitlis’e, sonra Muş’a geçiyoruz. Muş Ovası, Türkiye’nin en büyük ovalarından biri. Fazla bir tarım faaliyetinin olmaması üzücü.

Turu tamamlıyoruz. Yaşamımda yaptığım turlar arasında bu bölge, hatıralarımda özel bir yere sahip olacak.

Saat 17.40’ta THY’nin TK 2699 sefer sayılı uçağı ile İstanbul’a hareket ediyoruz.

Bu turu gerçekleştirip bu eşsiz yerleri görmemi sağlayan KURAP üyesi meslektaşım ve arkadaşım Orhon Atameriç’e teşekkürlerimi sunarım.

Behçet Demircan


Avrupa’da Tatil Yapma Eşitsizliği

Avrupa Birliği üyesi ülkelerde yaşayan halkın hatırı sayılır bir kısmı, kıtadaki derin gelir farkı nedeniyle bir haftalık bir tatile bile çıkamıyor. Geçen yıl yapılan araştırmalara göre, tatil yapamayanların oranı nüfusa kıyasla %27 seviyesindeydi.

Lüksemburg ve İsveç’te yaşayanların büyük çoğunluğu tatil yapabilirken, Romanya ve Yunanistan gibi Güney ve Doğu Avrupa ülkelerinde halkın bir kesimi bu imkândan mahrum kaldı.

 Zengin ülkelerin durumu

Nüfus artış hızı düşük, gelir seviyesi yüksek ülkelerde tatile çıkma imkânı diğer Avrupa Birliği ülkelerine göre daha yüksek. Tatile çıkma oranı en yüksek ülkelerin başında İskandinav ülkeleri ve onları takip eden Batı Avrupa ülkeleri geliyor.

Lüksemburg: Halkın yalnızca %9’u tatile çıkacak maddi imkânlardan yoksun olduklarını belirtti. Bu oran, Avrupa ülkeleri arasında tatil yapamayanların en düşük olduğu ülke konumunda.

İsveç: İsveç’te tatil yapamayanların oranı %12. Yüksek gelir seviyesi ve güçlü sosyal güvenlik sistemi, halkın büyük çoğunluğunun yıllık tatil yapmasını mümkün kılıyor.

Hollanda: Ülke içinde tatil seçenekleri fazla olmasına rağmen halkın %13’ü bunu karşılayacak gelire sahip değil.

Slovenya: Ekonomik istikrarına rağmen ülkede tatil yapamayanların oranı %15 seviyesinde.

Açıkça görülüyor ki, istikrarlı ekonomiye ve sağlıklı gelir dağılımına sahip ülkelerde yaşayan nüfus, tatile çıkmayı hayatlarının doğal bir parçası olarak görüyor.

Güney ve Doğu Avrupa’da durum

Güney ve Doğu Avrupa ülkeleri, kuzey ve batıdaki ülkelere kıyasla turist çekmekte zorlanmasalar da, halklarının ekonomik koşulları tatil yapma oranlarını düşürüyor.

Romanya: Halkın %59’u yılda bir hafta dahi tatile çıkmaya ekonomik güçlerinin yetmediğini belirtiyor. Bu oran, Avrupa ülkeleri arasında en yüksek seviyede.

Yunanistan: Turizmde dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olmasına rağmen halkın %46’sı yıllık tatile çıkamıyor.

Bulgaristan: Tatil yapamayanların oranı %41 seviyesinde.

Tatil eşitsizliğinin kökü

Eurostat araştırması, gelir seviyesinin tatile çıkabilme imkânı ile doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.
Zengin ekonomiler, yüksek maaş düzeyi ve güçlü sosyal programları sayesinde vatandaşlarına tatil olanağı sunarken; işsizliğin yüksek, ekonomik istikrarın düşük olduğu Romanya ve Yunanistan gibi ülkelerde halk temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor.

Açık nasıl kapatılır?

Tatil eşitsizliğini azaltmak için öncelikle sorunun temeline inmek gerekiyor.
Asgari ücretin artırılması ve sosyal güvenlik sisteminin güçlendirilmesi en önemli adımlar arasında yer alıyor.

Ayrıca, yurt içi tatil potansiyelinin artırılması ve turizm altyapısının sağlamlaştırılması da bu eşitsizliği azaltmada kilit rol oynayacaktır.


KURAP Ekim Ayında Toplandı

Kurumsal Acenteler Platformu (KURAP)’ın Ekim ayı olağan toplantısı, Hotel Komana Binbirdirek ev sahipliğinde gerçekleştirildi.

Toplantıda, kurumsal seyahat alanında havayolları ve diğer tedarikçilerle yaşanan güncel sorunlar, çözüm önerileri ile gelişen yeni dünya düzeninde acentelerin teknolojik açıdan benimsemesi gereken yeni nesil yöntemler ele alındı.

Hotel Komana Binbirdirek

Verimli geçen toplantının ardından katılımcılar, Hotel Komana Binbirdirek’in muhteşem manzaralı restoranında keyifli bir akşam yemeğinde bir araya geldiler.

Gece, üyemiz Active Turizm ortağı Orhon Atameriç’in doğum günü kutlaması ile devam etti.

Tüm misafirperverlikleri ve sıcak ev sahiplikleri için Hotel Komana Binbirdirek ailesine içten teşekkürlerimizi sunarız.


BM den Amerika Kıtası için Yapay Zeka Semineri

Birleşmiş Milletler (BM) Turizm Bölümü, Peru Turizm Bakanlığı ile ortaklaşa olarak Amerika kıtası ülkeleri için 70. Bölgesel Semineri’ni düzenledi.

Açılış konuşmasında mevcut ve gelecekteki bölgesel turizm fırsatlarının değerlendirilmesi üzerinde duruldu. Konuşmalarda öne çıkan başlıklar arasında yeni buluşlar, çevresel sürdürülebilirlik ve ekonomik iyileşme yer aldı.

Toplantı, ülkelerin temsilcilerini, turizm uzmanlarını ve bölgelerinde sektörün önde gelen şirket sahiplerini bir araya getirdi.

BM Turizm Bölümü Genel Sekreteri Zurab Pololikashvili, “Amerika kıtasındaki üye ülkeler, yapay zekâyı kullanarak mevcut geniş turizm fırsatlarını harekete geçirmek, turizmin yapısını dönüştürmek ve yeni projelerle turizm gelirlerini artırmak için ileriye dönük çalışmaların bir an önce başlamasına önem verdiklerini toplantının hemen her bölümünde dile getirdiler.” şeklinde konuştu.

Yapay zekanın tartışıldığı forum

Amerika kıtasındaki ülkeler için düzenlenen Yapay Zekâ ve Turizm semineri 31 Temmuz’da başladı. Seminerde yapay zekânın turizmi dönüştürme potansiyeli, yaratabileceği avantajlar ve olası riskler detaylı biçimde tartışıldı.

Yapay zekânın personel ihtiyacını azaltarak işsizlik oranlarını artırma olasılığı, forumda en çok üzerinde durulan konulardan biri oldu.

Bahama Adaları turizmi için yeni buluşların başlangıcı

Bölgesel Komisyon toplantısı çerçevesinde Bahama Adaları, sürdürülebilir turizm hareketlerinin resmen başlaması amacıyla bir anlaşma imzaladı. Bu adım, ada ülkesi destinasyonları için yenilikçi turizm uygulamalarının gelişmesi açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirildi.

Toplantıda ayrıca girişimci firmalar ve yerel turizmciler; kıyıların ve denizlerin korunması, yerel halkla ilişkilerin güçlendirilmesi ve yeşil teknolojilerin geliştirilmesi konularında çeşitli sunumlar yaptılar.

Yeni buluşlar için işbirliği

BM Turizm Bölümü, 70. Bölgesel Seminer kapsamında Panama Turizm Otoritesi Başkanlığı ve La Central Yatırım Şirketi ile ortaklaşa yeni girişimlerin hayata geçirilmesi amacıyla stratejik bir iş birliği anlaşması imzaladı.

Bu birliktelik, özel eğitim programlarıyla dijital dönüşüm ve hızlı başlangıç kültürünü desteklemeyi, yenilikçiliği teşvik etmeyi ve finansal fırsatlardan daha etkin biçimde yararlanmayı hedefliyor.

Bölgesel Komisyon toplantısının gelecek yıl Paraguay’da yapılmasına karar verildi.


Anadolu Efsaneleri

Anadolu, tarih boyunca sayısız medeniyete ev sahipliği yapmış, mitoloji ve efsanelerle dolu bir coğrafyadır. Bu kadim topraklar, birbirinden farklı kültürlerin buluştuğu; tanrılar, kahramanlar ve doğaüstü varlıklarla ilgili sayısız hikâyenin doğduğu bir yer olmuştur.

J.R.R. Tolkien’in kaleminden çıkan Yüzüklerin Efendisi üçlemesi ya da bir zamanlar gişe rekorları kıran 300 Spartalı filmi, içerdiği epik ve fantastik unsurlarla milyonlarca insanı etkilemiştir.

Peki, ülkemiz topraklarının da Tolkien’in Orta Dünya’sını aratmayacak şekilde ilginç ve gizemli efsanelere ev sahipliği yaptığını söylesek?

Şahmeran Efsanesi (Tarsus)

Halk arasında “Şahmeran” ismiyle bilinen ve Doğu kültürünün en gizemli efsanelerinden biri olan Şah-ı Maran (Yılanların Kraliçesi), vücudunun üst kısmı güzeller güzeli bir kadın, alt kısmı ise yılan olan fantastik bir varlıktır.

Çoğu araştırmacıya göre efsane Mersin’in Tarsus ilçesine aittir; ancak Mardinliler de bu hikâyeyi sahiplenir.

Rivayete göre Tarsus’un yeraltı tünellerinde, binlerce akıllı, şefkatli ve bilge yılan, kraliçeleri Şahmeran’ın yönetiminde huzur içinde yaşar. Bir gün Tarsuslu genç Cemşab, bal ararken bu dehlizlerde kaybolur. Zamanla yılanların ve Şahmeran’ın güvenini kazanır, onların yemyeşil bahçelerinde yaşamaya başlar.

Yıllar sonra ailesini özlediği için geri dönmek isteyen Cemşab, Şahmeran’a yerlerini kimseye söylemeyeceğine dair söz verirse evine dönebilecektir. Ancak dışarı çıktığında kralın hastalığını ve yalnızca Şahmeran’ın etinin onu iyileştireceğini duyar. Vaat edilen ödülün cazibesine kapılan Cemşab, Şahmeran’ın yerini vezire söyler.

Böylece güvenini verdiği insandan en büyük ihaneti gören Şahmeran öldürülür; Cemşab ise kralın sağ kolu olur. Efsaneye göre Şahmeran’ın yılanları, kraliçelerinin öldüğünü henüz bilmemektedir; ancak öğrendiklerinde intikam için Tarsus’u istila edeceklerine inanılır.

Daphne’nin (Defne’nin) Gözyaşları (Antakya)

Anadolu’nun en kadim kentlerinden Antakya’da, şehrin göbeğinde bir vaha gibi duran Harbiye Şelaleleri’nin ardında mitolojik bir hikâye saklıdır.

Zeus’un oğlu, ışık tanrısı Apollon, bir gün ırmak boyunda gezerken güzeller güzeli su perisi Daphne’ye rastlar ve ona âşık olur. Ancak Daphne, gönlünü bir tanrıya kaptırmamak için kendine söz vermiştir ve Apollon’dan kaçmaya başlar.

Peşini bırakmayan Apollon’a karşı Daphne, “Ey toprak ana, beni ört, beni sakla, beni koru” diye yalvarır. Bu içten çağrı üzerine organları ağırlaşır, göğsü gri bir kabukla kaplanır, saçları yapraklara dönüşür, kolları dallara, ayakları köklere dönüşerek bir defne ağacına evrilir.

Apollon, Daphne’nin dönüşümünü hayret ve üzüntüyle izler. Sert kabukların altında hâlâ çarpan kalbinin sesini duyarak şöyle seslenir:
“Defne, bundan sonra Apollon’un kutsal ağacı olacaksın. Yaprakların kahramanların, zafer kazananların alınlarını süsleyecek. Şarkılarda ve şiirlerde adımız yan yana anılacak.”

O günden bu yana defne ağacı, barışın, zaferin ve saygınlığın simgesi olmuş; Hatay’ın sembollerinden biri haline gelmiştir.

Sarı Kız Efsanesi (Kaz Dağları)

Efsanelerle dolu İda Dağı yani Kaz Dağları, hüzünlü bir hikâyeye de ev sahipliği yapar.

Edremit’in Güre Köyü’nde yaşayan güzeller güzeli ve merhametli Sarı Kız, tüm gençlerin ilgisini çeker. Ancak babası, kızını kimseye vermez. Bunun üzerine gençler iftira atarak babaya “Kızın kötü yola düştü. Ya onu öldür ya da buradan git” derler.

Kızını öldürmeye kıyamayan baba, onu gözlerden uzaklaştırmak için dağın zirvesine, birkaç kazla birlikte bırakır. Sarı Kız burada hayatta kalır, kazlarını güder ve yolda kalanlara yardımcı olur.

Kızının ölmediğini öğrenen baba, dağa çıkar. Sarı Kız onu sevinçle karşılar ve yemek ikram eder. Yemek sırasında babası su ister. Sarı Kız, elini uzatır ve kilometrelerce aşağıdaki Güre Çayı’ndan su getirir. Bu mucizeyi gören baba, kızının ermiş olduğunu anlar.

Sırrı açığa çıkan Sarı Kız orada hayata gözlerini kapar; babası ise Kaz Dağları’nda bugün “Babatepesi” olarak bilinen yerde vefat eder.

Ayn-I Zeliha Efsanesi

“Zeliha’nın gözü” anlamına gelen bu efsane, aşk ve cesaretle örülmüştür.

Şanlıurfa’da geçtiğine inanılır. Rivayete göre putperest Kral Nemrut, bir kâbus görür. Kâhinler bu rüyayı yorumlayarak o yıl doğacak bir erkek çocuğun putperestliği yok edip kralı tahtından indireceğini söyler. Bunun üzerine Nemrut, o yıl doğacak tüm erkek çocukların öldürülmesini emreder.

Nemrut’un askerlerinden Azer, doğum yapmak üzere olan eşi Nuna Hatun’u bir mağaraya saklar. Nuna Hatun, oğlunu burada doğurur ama korkusundan onu bırakıp eve döner. Geri geldiğinde, çocuğun bir ceylan tarafından beslendiğini görür. Bu çocuk, büyüdüğünde Hz. İbrahim olacaktır.

Hz. İbrahim, halkı putlara tapmaya zorlayan Nemrut’a karşı çıkar. Bir gün saraydaki tüm putları kırar, baltayı ise en büyük putun yanına bırakır. Öfkeden deliye dönen Nemrut, onu ateşe atılmakla cezalandırır.

Urfa Kalesi’nin burçlarından mancınıkla ateşe atılan Hz. İbrahim için mucize gerçekleşir: ateş suya, odunlar balığa dönüşür. Hz. İbrahim ise bir gül bahçesine düşer.

Onu seven Nemrut’un kızı Zeliha, İbrahim’in ardından kendini ateşe bırakır. Rivayete göre Zeliha’nın gözyaşlarının düştüğü yerde bugün Balıklıgöl veya Ayn-ı Zeliha Gölü oluşmuştur.


Bu Yılın en Güvenli 5 Ülkesi

Dünyamızda huzursuzlukların, çatışmaların ve insan zulmünün görülmedik şekilde arttığı bir yılı geride bırakırken, hâlâ 5 ülke güvenli, barışçıl ve huzurlu olmayı sürdürüyor.

İçinde bulunduğumuz 2025 yılında huzur, adeta nadir bulunan bir meta haline geldi. Ülkeler arasındaki savaşlar artmakta, sınır güvenlikleri sıkılaştırılmakta, ticaret savaşları tırmanmaya devam etmekte. Uluslararası Barış Endeksi, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana en düşük seviyesine yerleşti.

Bunlara rağmen bazı milletler, huzuru en önemli öncelik olarak kabul ederek onu korumakta kararlı. Bu ülkelerde yaşayan halkla yapılan röportajlarda onlara uygulanan politikaların günlük hayatlarını nasıl şekillendirdiği ve huzuru nasıl sağladıkları soruldu.

İzlanda

İzlanda, 2008 yılından beri endeks sıralamasında 1 numarada. Bu kadar uzun süre zirvede kalması üç faktöre dayanıyor: güven, barış ve askeri gücün azlığı.

Doğma büyüme İzlandalı olan Inga Rós Antoníusdóttir, ülkenin durumunu şöyle ifade ediyor:
“Özellikle kış mevsiminin ağır geçmesi nedeniyle toplumda güvenlik duygusunu korumak kolay olmuyor. Gece endişe duymadan sokağa çıkabilir, bebek arabasındaki bebeğinizi alışveriş merkezlerinin dışında bırakabilir ve içerde huzur içinde yemeğinizi yiyebilirsiniz. İzlanda’da mahalli polisler silah dahi taşımaz.”

İrlanda

İrlanda, 1900’lü yılların sonuna kadar çeşitli çatışmalara sahne olmasına rağmen bugün dünyanın en güvenilir ülkelerinden biri olmayı başarmıştır.

Ülke, özellikle silahlanmayı azaltarak hem içerde hem de dışarda çıkabilecek çatışmaları bertaraf etmeyi sağlamıştır.

Yerel halktan Jack Fitzsimons, “Burada insanlar birbirlerini kollar. Yabancı birinin bir ihtiyacı olduğunda kendi işlerini bırakıp yardıma koşarlar” diyor.

İrlanda askerî alanda yansızlığını koruyor. Avrupa’da NATO üyesi olmayan dört ülkeden biri. Anlaşmazlıkların askeri yoldan değil, diplomasiyle çözülmesini benimsiyor.

 

Ülkenin doğası da huzurun sağlanmasına katkıda bulunuyor. Tarihi bir kale, sessizlik içinde yürüyüş yapılabilecek ormanlar veya publarda toplulukların yaptığı müzik, her zaman yakınınızda.

Yeni Zelanda

Yeni Zelanda bu yıl endekste iki basamak yükselerek 3. sıraya yerleşti.

Pasifik’te bir ada olması, ülkeyi coğrafi açıdan çatışmalardan uzak tutuyor. Ayrıca ülkenin iç politikaları halkın huzur içinde yaşamasına katkı sağlıyor.

Yeni Zelanda kanunları, dünyada en sıkı uygulanan kanunlardan biri. Bunun en önemli sebebi, insanlar arasındaki barışın devamını sağlamak.

Greener Pastures adlı yerleştirme şirketinin direktörü Mischa Mannix-Opie şöyle diyor:
“Öğrenciler okula yürüyerek gidiyor, ev kapıları kilitlenmiyor, yolda bir araba bozulursa geçen bir motosikletli durup yardım ediyor. Genel anlamda insanlar birbirlerine güven duyuyorlar.”

Ülkedeki güçlü sosyal güvenlik ağı ve sağlık sisteminin dışında Yeni Zelandalılar doğaya olan bağlılıklarına önem veriyorlar.

 Avusturya

Cafeé Central Viyana

Avusturya, bu yıl Uluslararası Barış Endeksi’nde bir basamak gerilemesine rağmen, yine de iç ve dış barış için gerekli tüm öğeleri barındırıyor.

Aynı İrlanda gibi, Avusturya da NATO’ya katılmayarak askerî yansızlığını korumaya önem veriyor. Böylece ülke, iç huzurunu sağlamaya daha fazla odaklanabiliyor.

SPA-Hotel Jagdhof’un sahibi Armin Pfurtscheller, yıllardır korunan bu yansızlık politikası sayesinde Avusturya’nın dış ülkelerle yaşanabilecek anlaşmazlıklar yerine halkına yatırım yaptığını vurguluyor.

Pfurtscheller ayrıca, sağlık hizmetleri ve yüksek kaliteli eğitim seferberliğinin istikrar ve güveni pekiştirdiğini belirtiyor. Kendisi Stubai Vadisi’nde, Neustift’te yaşıyor. Burada insanların Ruetz Nehri kenarında gece yarısı tedirginlik duymadan dolaştıklarını, evlerin kapılarının kilitlenmediğini, bisikletlerin zincire vurulmadığını söylüyor.

Singapur

Singapur, Asya ülkeleri arasında Uluslararası Barış Endeksi’nde ilk 10’a giren tek ülke olmasının yanı sıra, Kuzey Kore ve Katar’dan sonra dünyada kişi başına en fazla askeri harcama yapan ülke.

Ülke sakinlerinden Xinrun Han şunları söylüyor:
“İşim gereği sabaha karşı eve dönmeme rağmen hiç endişe duymadan yürüyerek evime gidebiliyorum. İnsanlar arasında yüzde yüz saygı, güven ve duyarlılık var. Singapur’un huzurlu ve barışçı bir ülke olmasını sağlayan şey işte budur.”


KURAP İzmir’de Toplandı

KURAP’ın Eylül ayı toplantısı, Çeşme–Urla–İzmir ekseninde bir “İzmir buluşması” niteliğinde gerçekleşti.

İtaltur tarafından gerçekleştirilen toplantıda, gündem konularının yanı sıra destinasyonun öne çıkan noktaları da farklı bir bakış açısıyla deneyimlendi.

Olağan toplantı, akşam yemeği ve ilk gece konaklaması, Alaçatı’nın en seçkin otellerinden biri olan Bernadet Otel’in ev sahipliğinde yapıldı.

İkinci gün programında; Alaçatı sokaklarının keşfi, Köstem Zeytinyağı Müzesi ziyareti ve zeytinyağı tadımı ile Urla Bağ Yolu’ndaki Urla Şarapçılık’ta şarap tadımı yer aldı.

Köstem Zeytinyağı Müzesi

Uzbaş Arboretumu’nda Can Ortabaş’ın anlatımıyla Urla’nın hikâyesi aktarıldı. 

Uzbaş Arboretumu

Ardından Arkas Sanat Merkezi gezildi ve gün, Urla’ya yeni bir vizyon kazandıran Key Urla’nın ev sahipliğinde devam etti.

Arkas Sanat Evi

İzmir’de ise, rehber Tilda Koenka eşliğinde Havralar; Prof. Dr. Akın Ersoy’un anlatımıyla Agora ve dünyanın en zengin Yunan grafiti koleksiyonlarından biri gezildi.

Tilda Koenka ve Prof. Dr. Akın Ersoy

Organizasyon, Kemeraltı’nda sokak lezzetleri tadımlarıyla son buldu.

Misafirperverlikleri ve her detayı titizlikle düşünülmüş bu özel İzmir toplantısı ve buluşması için üyemiz İtaltur’a teşekkür ederiz.


Barış için Rumba Yolu

Birleşmiş Milletler (BM) Turizm Bölümü ile Demokratik Kongo Cumhuriyeti hükümeti, diplomasinin daha dinamik işlemesi, gençliğin güç kazanması ve ülkenin gelişimi için müzik ve turizme ışık yaktı.

Tüm dünyadan ülke temsilcilerinin katıldığı “Barış için Rumba Yolu Festivali”, 16-18 Temmuz tarihleri arasında Kinshasa’da düzenlendi.

Festivalin amacı; insanlar arası iletişimin sağlanması, yaraların sarılması, yaratıcılık ruhunun ülke sınırlarının dışına taşması ve kültür yoluyla milletler arasında köprüler kurulması için müziğin gücünden yararlanılmasıydı.

Ritmin Evrensel Liderlikle Buluştuğu Yer

Hükümet yetkililerinin yanı sıra, özel sektörden Sony Music Entertainment ve Spotify gibi dev şirketlerin; ayrıca African Regional Intellectual Property Organization (ARIPO), UNESCO, Sound Diplomacy, ConcertsSA ve Arjantin’den La Plata Üniversitesi gibi kurumların katılımıyla iddialı, cesur fikirler ve pratik çözüm yolları keşfedildi.

BM Turizm Bölümü Genel Sekreteri Zurab Pololikashvili, şu açıklamayı yaptı: “Turizm, barış ve karşılıklı anlayış için güçlü bir kanal olabilir. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin başkenti Kinshasa’da yapılan festivalde, müziğin insanları bir araya getirmedeki gücünün yanı sıra turizmin de fırsatlar yaratarak ülkelerin kültürünü koruma ve yaratıcılığı teşvik etme noktasında önemli bir rol oynadığını gördük ve yaşadık.”

Paneller ve Tartışmalar

İlk panellerde “Barış için Transatlantik Ritimler” ve “Taş Plaktan Dijital Müziğe” başlıkları altında, gençliğin, yaratıcılığın ve adil ekosistemlerin gelecekte yaratıcı endüstriyi nasıl şekillendireceği tartışıldı.

Dikkat çeken bir diğer panel, ARIPO tarafından yönetilen “Kurallara Riayet Etme” oturumuydu. Burada telif haklarının korunması konusu ele alındı. Yaklaşık 100 sanatkâr ve yaratıcı girişimci, Afrika’da ve ötesinde müzik sektöründeki sürdürülebilirliği irdeledi.

Festival, Angola, Kenya, Güney Afrika ve Zimbabwe’den gelen sanatçıların gösterilerine sahne oldu. Etkinliklerde başta rumba dansı olmak üzere, her ülkenin kendi kültürüne özgü dansları katılımcılara öğretildi.

BM Turizmi ve Eğitim Desteği

Kinshasa’da yapılan etkinlik kapsamında BM Turizm Bölümü, her zaman olduğu gibi yaratıcı ve gençliğin öncülük ettiği sürdürülebilir geleceğe katkıda bulunmak amacıyla, BM Turizm Akademisi tarafından sağlanan Destinasyon Pazarlaması programında çalışacak 100 kişiye burs verdi.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Félix Tshisekedi ile birlikte katılımcılar, turizmin ülke kültürünü ve millî kalkınmayı tetikleyen en büyük güçlerden biri olduğunu bir kez daha vurguladılar.