KURAP İzmir’de Toplandı

KURAP’ın Eylül ayı toplantısı, Çeşme–Urla–İzmir ekseninde bir “İzmir buluşması” niteliğinde gerçekleşti.
İtaltur tarafından gerçekleştirilen toplantıda, gündem konularının yanı sıra destinasyonun öne çıkan noktaları da farklı bir bakış açısıyla deneyimlendi.

Olağan toplantı, akşam yemeği ve ilk gece konaklaması, Alaçatı’nın en seçkin otellerinden biri olan Bernadet Otel’in ev sahipliğinde yapıldı.
İkinci gün programında; Alaçatı sokaklarının keşfi, Köstem Zeytinyağı Müzesi ziyareti ve zeytinyağı tadımı ile Urla Bağ Yolu’ndaki Urla Şarapçılık’ta şarap tadımı yer aldı.

Köstem Zeytinyağı Müzesi
Uzbaş Arboretumu’nda Can Ortabaş’ın anlatımıyla Urla’nın hikâyesi aktarıldı.

Uzbaş Arboretumu
Ardından Arkas Sanat Merkezi gezildi ve gün, Urla’ya yeni bir vizyon kazandıran Key Urla’nın ev sahipliğinde devam etti.

Arkas Sanat Evi
İzmir’de ise, rehber Tilda Koenka eşliğinde Havralar; Prof. Dr. Akın Ersoy’un anlatımıyla Agora ve dünyanın en zengin Yunan grafiti koleksiyonlarından biri gezildi.

Tilda Koenka ve Prof. Dr. Akın Ersoy
Organizasyon, Kemeraltı’nda sokak lezzetleri tadımlarıyla son buldu.
Misafirperverlikleri ve her detayı titizlikle düşünülmüş bu özel İzmir toplantısı ve buluşması için üyemiz İtaltur’a teşekkür ederiz.
Barış için Rumba Yolu

Birleşmiş Milletler (BM) Turizm Bölümü ile Demokratik Kongo Cumhuriyeti hükümeti, diplomasinin daha dinamik işlemesi, gençliğin güç kazanması ve ülkenin gelişimi için müzik ve turizme ışık yaktı.
Tüm dünyadan ülke temsilcilerinin katıldığı “Barış için Rumba Yolu Festivali”, 16-18 Temmuz tarihleri arasında Kinshasa’da düzenlendi.
Festivalin amacı; insanlar arası iletişimin sağlanması, yaraların sarılması, yaratıcılık ruhunun ülke sınırlarının dışına taşması ve kültür yoluyla milletler arasında köprüler kurulması için müziğin gücünden yararlanılmasıydı.

Ritmin Evrensel Liderlikle Buluştuğu Yer
Hükümet yetkililerinin yanı sıra, özel sektörden Sony Music Entertainment ve Spotify gibi dev şirketlerin; ayrıca African Regional Intellectual Property Organization (ARIPO), UNESCO, Sound Diplomacy, ConcertsSA ve Arjantin’den La Plata Üniversitesi gibi kurumların katılımıyla iddialı, cesur fikirler ve pratik çözüm yolları keşfedildi.
BM Turizm Bölümü Genel Sekreteri Zurab Pololikashvili, şu açıklamayı yaptı: “Turizm, barış ve karşılıklı anlayış için güçlü bir kanal olabilir. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin başkenti Kinshasa’da yapılan festivalde, müziğin insanları bir araya getirmedeki gücünün yanı sıra turizmin de fırsatlar yaratarak ülkelerin kültürünü koruma ve yaratıcılığı teşvik etme noktasında önemli bir rol oynadığını gördük ve yaşadık.”

Paneller ve Tartışmalar
İlk panellerde “Barış için Transatlantik Ritimler” ve “Taş Plaktan Dijital Müziğe” başlıkları altında, gençliğin, yaratıcılığın ve adil ekosistemlerin gelecekte yaratıcı endüstriyi nasıl şekillendireceği tartışıldı.
Dikkat çeken bir diğer panel, ARIPO tarafından yönetilen “Kurallara Riayet Etme” oturumuydu. Burada telif haklarının korunması konusu ele alındı. Yaklaşık 100 sanatkâr ve yaratıcı girişimci, Afrika’da ve ötesinde müzik sektöründeki sürdürülebilirliği irdeledi.
Festival, Angola, Kenya, Güney Afrika ve Zimbabwe’den gelen sanatçıların gösterilerine sahne oldu. Etkinliklerde başta rumba dansı olmak üzere, her ülkenin kendi kültürüne özgü dansları katılımcılara öğretildi.

BM Turizmi ve Eğitim Desteği
Kinshasa’da yapılan etkinlik kapsamında BM Turizm Bölümü, her zaman olduğu gibi yaratıcı ve gençliğin öncülük ettiği sürdürülebilir geleceğe katkıda bulunmak amacıyla, BM Turizm Akademisi tarafından sağlanan Destinasyon Pazarlaması programında çalışacak 100 kişiye burs verdi.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Félix Tshisekedi ile birlikte katılımcılar, turizmin ülke kültürünü ve millî kalkınmayı tetikleyen en büyük güçlerden biri olduğunu bir kez daha vurguladılar.
Dünyaca Ünlü Bodrum Kalesi

Bodrum Kalesi, 1406-1522 yılları arasında Saint Jean Şövalyeleri tarafından üç tarafı denizlerle çevrili kayalık bir yarımada üzerinde, iki liman arasında inşa edilmiştir. Kalenin yapımında, depremde yıkılmış olan, dünyanın yedi harikasından biri sayılan Halikarnas Mozolesi’nin taşları kullanılmıştır..
Antik çağda önce ada olan bu alan sonraları kente bağlanarak yarımada durumuna gelmiştir. Kalenin yaptırılma nedeni, güçlenmekte olan Osmanlı Devleti tehdidine karşı şövalyelerin anakarada güvenli bir bölgeye olan ihtiyacından kaynaklanmaktadır.

Saint Jean Şövalyeleri
Kalenin yapıldığı bölgede Dorlar zamanından kalma savunma temelleri ile 11. yüzyılda inşa edilen küçük bir Selçuklu kalesi bulunmaktaydı. 1402-1522 yılları arasında Saint Jean Şövalyeleri tarafından kontrol edilmiş kale tek bir millet yerine İtalyan, Fransız, Alman ve İngilizlerin ortak eseridir.

Şapel 1406, İngiliz Kulesi 1413, ilk duvarlar ise 1437 yılında tamamlanmıştır.
Osmanlı Devleti kaleye 15. yüzyıl boyunca zaman zaman saldırılarda bulunmuş olmasına karşın kale bu saldırılara direnmiştir. Cem Sultan kardeşi 2. Bayezid’e yaptığı başarısız darbe girişimi sonrasında bu kaleye sığınmıştır.
Kale, 1523 yılında Rodos Kuşatması sonucunda Kos ve Rodos ile birlikte Osmanlı egemenliği altına girmiştir. Bunun sonucunda kaleye bir minare eklenmiş ve kale içinde yer alan şapel Süleymaniye Camii ismi altında camiye dönüştürülmüştür.
400 yıl boyunca Osmanlı kontrolü altında bulunan kale, bu süre zarfında eski önemini yitirmiş ve zaman zaman askeri üs ve hapishane olarak kullanılmıştır. Kalede bulunan çeşitli eser ve rölyefler, 19. yüzyılda Osmanlı’nın izni ile British Museum’a götürülmüştür.

Birinci Dünya Savaşı'nda bir Fransız savaş gemisinin açtığı ateş sonucunda kalenin minaresi yıkılmış ve bazı kuleleri zarar görmüştür. Bodrum Kalesi kısa süre İtalyan hakimiyetine girmiş olmasına rağmen, İtalyan kuvvetleri 1921 yılında kaleden geri çekilmiştir.
Savaştan sonra yaklaşık 40 yıl boyunca boş kalan kale daha sonra Sualtı Arkeoloji Müzesi'ne dönüştürülmüştür.

Kale içindeki İngiliz Kulesi
İç kale içinde değişik ülke adları verilmiş kuleler bulunmaktadır. En yüksek kule deniz seviyesinden 47,50 m yükseklikte olan Fransız Kulesi'dir. Diğer kuleler İtalyan Kulesi, Alman Kulesi, Yılanlı Kule ve İngiliz Kulesidir.
İç kaleye 7 kapı geçilerek ulaşılır. Kapılar üzerinde armalar bulunmaktadır. Armalar üzerinde haçlar, düz veya yatay bantlar, ejder ve aslan figürleri yer almaktadır. İç kalede Şapelin altı dahil olmak üzere 14 sarnıç vardır.

Bodrum Kalesi, 19. yüzyıl sonunda kalenin hapishane olarak kullanıldığı dönemde bir hamam yapısı ile Osmanlı niteliği kazanmıştır.
Sualtı Arkeoloji Müzesi
Dünyanın sayılı su altı müzelerinden olan Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi, Bodrum Kalesi’nin içinde yer almaktadır. 1964 yılından beri hizmet veren müze, M.Ö.16. yüzyıldan M.S. 16. yüzyıla uzanan zengin bir sualtı eser koleksiyonuna sahiptir.
Bu eserlerin büyük bölümü, 1960 yılından itibaren ülkemiz kıyılarında gerçekleştirilen sualtı kazılarında ortaya çıkarılmıştır. Müzede, sualtı buluntularının yanı sıra Bodrum Yarımadası tarihine ışık tutan kara buluntuları da sergilenmektedir.

Batıktan çıkarılan amforalar
Müzede yer alan Geç Tunç Çağı Batıkları Salonu, Serçe Limanı Cam Batığı Salonu, Tektaş Batığı Salonu, Bozukkale Arkaik Batık Salonu ve Yassıada Batıkları Salonu, gemi batıklarından ele geçen eşsiz buluntuların yanı sıra gemi inşa teknikleri ve ait oldukları dönemlerdeki deniz ticaretine ilişkin bilgileri de ziyaretçilerle buluşturmaktadır.
Geç Tunç Çağı’na tarihlenen (M.Ö. 14. yüzyıl) Uluburun Batığı, zengin buluntu çeşitliliği ve uzun mesafeli uluslararası deniz ticaretinin yapıldığı en erken dönemin sembolü olarak sualtı arkeolojisinde 20. yüzyılın en büyük keşfi olarak kabul edilmektedir.

Uluburun Batığı
Serçe Limanı Cam Batığı Sergisi’nde ise Orta Çağ'ın en önemli İslami cam üretim merkezi Suriye’den gelen en büyük cam grubu ve günümüzden bin yıl önce geri dönüşüm için toplanmış hurda camlar görülebilmektedir.
Dünyanın en büyük amphora koleksiyonlarından birine sahip müzenin Amphora Sergisi bölümünde, M.Ö. 16. yüzyıldan M.S. 12. yüzyıla uzanan süreçte, Akdeniz dünyasının çeşitli bölgelerinde kullanılmış olan belli başlı amphoralar sergilenmektedir.

Yassıada Batığı
Erken Tunç Çağı Nekropolleri Salonu, Müsgebi Nekropolü Salonu, Halikarnassos Doğu Nekropolü Salonu, Karialı Prenses Salonu ve Pedasa Salonu, Bodrum Yarımadası tarihine ışık tutan kara buluntularının sergilendiği salonlardır.
B.M. Toplantısında Denize Kıyısı Olmayan Ülkelerde Turizmin Desteklenmesi Görüşüldü

Birleşmiş Milletler (BM) Turizm Bölümü, hükümet temsilcilerini, BM ajanslarını ve iki taraflı gelişimin öncülerini bir araya getirerek Denize Kıyısı Olmayan Gelişmekte Olan Ülkelerde turizmin geliştirilmesi amacıyla bir etkinlik düzenledi.

BM Turizm Bölümü’nün istatistiklerine göre, bu ülkeler 2023 yılında 50 milyon gezgini ağırladı. Ancak bu sayıya rağmen, küresel turizm hareketleriyle kıyaslandığında ziyaretçi oranı %1,4’ü geçemedi.
Awaza Hareket Planı (APoA), 2024-2034 yılları arasında öncelikli bölgelerde Denize Kıyısı Olmayan Gelişmekte Olan Ülkeler için önemli bir rol üstlenmektedir. Yapı değişiklikleri, özel sektör gelişimi, yabancı sermaye yatırımları, nakliye ve iş birliği bu sürecin temel unsurları olarak öne çıkmaktadır.

Laos 2025 yılının en trendy ülkelerinden biri
Bunu gerçekleştirecek olan unsurların yapı değişikliği, özel sektör gelişimi, yabancı sermaye yatırımları, nakliye ve birlikte çalışma olacağı konusunda fikir birliğine varıldı.
Turizmin geliştirilmesi
BM Turizm Bölümü Başkanlığı’nda yapılan etkinliğe Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan, BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ve Japon Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) temsilcileri katıldı. Görüşmelerde, Denize Kıyısı Olmayan Gelişmekte Olan Ülkelerde iş becerisini geliştirme politikaları ve sürdürülebilir turizm yatırımlarının hızlandırılması ele alındı.

Andora
BM Turizm Bölümü Başkanı Zoritsa Urosevic, bu ülkelerdeki kültür birikimi ve doğal kaynak potansiyelinin yüksek olduğunu, dünya çapındaki gezginlerin de bunları keşfetmeye hazır olduklarını belirtti. Etkinlik, BM Turizm Başkanlığı’nın Kırsal Kesim İlerleme Programı tanıtımıyla sona erdi.

Botsvana
Önemli Tavsiyeler
Etkinlikte Denize Kıyısı Olmayan Gelişmekte Olan Ülkeler (LLDCs) için şu stratejik tavsiyelerde bulunuldu:
- Turizmin; tarım, yaratıcı endüstri, kültürel miras ve doğayı koruma ile güçlü bir bağ kurarak yeni gelir fırsatları yaratması,
- Altyapı, ulaşım ve sınır geçişlerinin geliştirilerek özellikle hava taşımacılığının artırılmasıyla kusursuz seyahat imkânı sunulması,

Özbekistan
- KOBİ’lerin desteklenmesiyle küçük toplulukların sürdürülebilir turizm için ürün geliştirmesi ve satışının teşvik edilmesi,
- Kamu-özel sektör ortaklıklarıyla finansman mekanizmalarının kurulması ve genişletilmesi.
T.H.Y. ile KURAP Birlikte Toplandılar

Türk Hava Yolları, Harbiye Satış Müdürlüğü’nün yeni ofisine taşınması nedeniyle Kurumsal Acenteler Platformu (KURAP) Başkanı Moris Kohen Kasar ve üyelerini bir öğle yemeğinde ağırladı.

Yemek sonrası yapılan toplantıda, son zamanlarda acentelerde yaşanan sorunlar ve gelişen şartlara uygun çözüm önerileri konuşuldu. Yeni ürünler konusunda karşılıklı fikir alışverişinde bulunuldu.
Türk Hava Yolları’nın Taksim’deki tarihi binası ve Harbiye ofisinin gezilmesiyle toplantı sona erdi.

Türk Hava Yolları Yurt İçi Satış Başkanı Aşkın Cantimur’a, Acenteler Müdürü Okan Öksüz’e ve Harbiye Satış Müdürü Fatih İnan’a misafirperverliklerinden dolayı teşekkür ederiz.
Geleceğin Tarifini Yeniden Yapan Evrensel Sesler

Politika tayin edicilerden kültür öncülerine, bu kişiler dünyada seyahatinin neden ve nasıl yapıldığı hakkında fikir üretenler.
Bir turizm bakanı yükselen deniz seviyesine yeni bir strateji tasarlıyor.
Bir kültür aktivisti Venedik’in merkezine protesto levhası asıyor.
Paris’te bir teorisyen şehrin sadece yayalara ait olan yerlerinin sınırlarını geliştirmek için hükümete öneri sunuyor.
Yapılanlara sadece trend olarak bakmak doğru değil. Bunlar dünyada seyahat tarzının değişmekte olduğunun işaretleri. Ve bu sesler bu değişimi başlatan kişilerin sesleri.
İster seyahat sektörü profesyoneli olun, veya danışmanı, ya da turizm endüstrisinin evrimi için tutkulu birisi, aşağıdaki kişilere turizmin kitabını yeniden yazanlar olarak bakabilirsiniz.
Rafat Ali (A.B.D.)
Skift’in Kurucusu

Turizm endüstrisine öncülük eden Rafat Ali haberciliği, bilgi ve analizleri bir araya getirerek dünyanın önde gelen dijital platformunu kurdu.
Gloria Guevara (Meksika)
Turizm danışmanı, WTTC' nin eski CEO' su
Bu hanım Latin Amerika ve Orta Doğu boyunca global iyileştirmeye öncülük etmesinin yanı sıra hükümetlere çevre ve turizm konusunda yararlı tavsiyelerde bulundu.

Onun liderliğinde turizm politikaları ekonomik iyileşme ve uluslararası iş birliği ile birleşti.
Simon Anhold (İngiltere)

Mr. Anhold uluslararası katkı sağlayarak milletlerin global çaptaki değerlerinin yeniden tarifini yaptı.
Çalışması hükümetlere, diplomatlara ve dünya çapında pazarlama uzmanlarına referans niteliğinde oldu.
Jeremy Jauncey (İngiltere)
Güzel Yerler Platformunun kurucusu
Jeremy Jauncey turizmde sanal hikaye anlatımı tarzını değiştirerek global bir marka yarattı.

Bugün kendisi sürdürülebilir, uzun soluklu değerler içeren güzellikleri hedefleyen kriterler üzerinden hükümetlere ve marka sahiplerine danışmanlık yapıyor.
Doug Lansky (A.B.D./İsveç)
Seyahat gelecek bilimcisi
Doug Lansky modası geçmiş turizm standartlarının bir kenara atılıp, onların yerine daha akıllı, daha sürdürülebilir sistemlerin gelmesi için mücadele etti ve etmekte.
Verdiği konferanslar turizm destinasyonlarının amaç ve onun etkilerinin tekrar düşünülmesine neden oldu.

Caroline Bremner (İngiltere)
Euromonitor Enternasyonel’in başkanı
Caroline Bremmer bilgi ve öngörülere dayanarak stratejik tahminler yapıyor.

Bu çalışmaları ile destinasyonların ve turizm endüstrisinin gelecekte karşılaşacakları sürprizlere hazırlıklı olmalarını sağlıyor.
Ruben Santopietro (İtalya)
İtalya’ya Gidin platformunun kurucusu

Ruben Santopietro İtalya’nın bağımsız kültür platformunu yönetmekte. Checklist Çağı diye bir slogan üretti.
İtalya’nın %99’u ismini verdiği kampanyası aşırı turizme meydan okuyarak ve milli kimliği vurgulayarak dünya çapında övgü kazandı.
Carlos Moreno (Fransa)
Şehir teorisyeni ve 15-Dakikada Şehir platformunun yaratıcısı
Mr. Moreno insan eliyle yaratılmış ekosistemler, seyahat etkileyicisi ve yaşam kalitesi için yarattığı model ile şehir hayatını yeniden şekillendirdi.

Paris’ten Bogota’ya kadar onun düşünceleri insanların hareketlerini, birbirleri ile olan bağlantılarını ve keşiflerini değiştirdi.
Anadolu’nun Tanrıçaları

Binlerce yıllık tarihinde kadınların egemen olduğu Anadolu pek çok ünlü, güçlü kadına da ev sahipliği yapmış, ana tanrıça inancının da doğduğu yer olmuştur. Elde edilen bulguların ışığında Anadolu’da 16,000 yıl öncesine dayanan bu inanç, adı gibi dinlerin anası olabilir.
Anadolu’da tanrıçalar kimi zamanlarda farklı isimlerle anılmıştır. Ana tanrıça isimleri Artemis, Kibele, Kubaba, Afrodit (Venüs) ve diğer tanrıçalar Nike, Hestia,Demeter, Persefon ve niceleri.

Tanrıça Artemis - Efes
Artemis
Tanrıça Artemis adına ilk türbe M.Ö. 800’lü yıllarda Efes’teki nehrin yakınındaki bataklık kıyıya yapılmıştı. Bazen Diana da denen Efes tanrıçası Artemis, Yunan Artemisi’yle aynı değildi.

Yunan Artemis’i
Yunan Artemis'i av tanrıçasıydı. Anadolu’daki Artemis ise belinden omuzlarına kadar birçok göğüsle resmedildiği gibi verimlilik, bereket ve doğurganlık tanrıçasıydı.
Kibele
Kibele figürünün kökeni son yıllarda elde edilen veriler ışığında Anadolu’da 16,000 yıl öncesine dayanmaktadır. Ana tanrıça Kibele Konya Çatalhöyük’lüdür.
Frigya mitolojisinde bir ana tanrıça olan Kibele’ye genellikle dağ zirvelerinde tapınılırdı. Doğa ile özdeşleştirilmiş, özellikle bazı vahşi hayvanlarla ilişkilendirilmiştir.

Manisa’ya 7 km. uzaklıkta, Spil Dağı eteğinde bulunan, Gediz Ovası’na dönük olarak oturmuş kadın şeklinde tasvir edilen rölyefinin Hitit döneminde yapıldığı sanılmaktadır.
Anadolu’da çok sayıda Kibele anıtı vardır. Afyon-Eskişehir (Pessinus) civarında yer alan açık hava tapınaklarında niş içinde, iki yanında arka ayakları üzerinde aslan duran bir ana tanrıça kabartması bulunur.
Ana tanrıçaya tapınmaya gelenlerin, bereket ve doğurganlıktan pay almak için Kibele’nin ve aslanların üreme organlarına dokunarak aşındırdıkları görülmektedir.
Hazreti Peygamber'den çok önce Anadolu'nun büyük tanrıçası Kybele Mekke'ye götürülerek tapınılmak üzere Kâbe'ye konmuştu.

Namazdaki kıble sözü Anadolu Tanrıçası Kybele'nin adıdır.
Kibele Frigler’de bereket ve çoğalmanın simgesi olmuştur. Bu inanç daha sonra Yunanlılara geçmiştir.

Kubaba heykeli ilk defa Karkamış, G.Antep’te bulunmuştur
Kubaba
Sümerlerdeki ana tanrıça sembolüdür. Hitit ve Hurrilerin de inandıkları Kubaba Kibele ile özleştirilir.
Sağ elinde nar ya da haşhaş sol elinde ayna taşıyan Kubaba’nın Sümer dilindeki adı Kug-Bau dur.
Afrodit (Venüs)
Aphrodite veya Afrodit Yunan mitolojisinde aşk ve güzellik tanrıçasıdır. Roma mitolojisindeki ismi ise Venüs’tür.

Afrodit’in üzerine iki efsane vardır. Hesiodos yazmış olduğu uzun şiir Theogonia da bu tanrıçanın istiridye kabuğunda denizin köpüklü dalgalarından Güney Kıbrıs’ta Paphos’da doğduğunu söylerken, Homeros ise tanrıçanın Zeus ile Okenos kızı Dione’den doğduğunu söyler.
Birçok efsanede yer alan Afrodit’in kocası Hephaistos’tur ve tanrıça kocasını Ares ile aldatır. Ayrıca Hermes ile sevişmesinden Hermaphroditos doğar. Bunun yanı sıra Adonis ve Ankhises ile ilişkileri vardır.

Afrodit Kaz Dağı’ndaki üç güzeller efsanesinde Paris tarafından seçilen tanrıçadır. Roma Döneminde kullanılan adı ise Venüs’tür. 1 Nisan günü Venüs’e adanmış; adına şenlikler düzenlenmiştir.

Nike
Nike zafer tanrıçasıdır, çok hızlı koşma ve uçma yeteneğine sahiptir. İnsan görünümündedir.
Pallas ve Stiks’in kızı, Kratos, Bia ve Zelus’un kardeşidir. Nike ve çocuklarının hepsi, Zeus’un eşleridir.
Hestia

Rhea ile Kronos’un kızı olan Hestia, Zeus’un en büyük kız kardeşidir. Tanrıça Hestia, Efes’in kent tanrıçası idi. Prytaneion’un (belediye sarayı) sağ tarafında tanrıça Hestia sunağı bulunurdu.

Prytan’ın (belediye başkanı) en önemli görevi ise; kalın sütunları bulunan bu yapının içindeki kentin ölümsüzlüğünü simgeleyen ateşin sönmemesini sağlamaktı. Prytan; kent tanrıçası Hestia adına, bu görevi üstlenmişti.
Öyle ki; bu ateşin sönmesi büyük uğursuzluk sayılır, sönmemesi için saygın rahibeler yani Vestaller tarafından gerekli tedbirler alınırdı.
Demeter ve Persefon

Tanrıça Demeter
Demeter, Yunan mitolojisinde mevsimlerin ve anne sevgisinin tanrıçasıdır. Homesros’un destanlarında, güzel saçlı kraliçe ya da güzel örgülü Demeter diye geçer. İnsanlara toprağı ekip biçmesini öğreten bu tanrıçadır. Ekinleri, özellikle de buğdayı simgeler.
Efsaneye göre, Demeter’in bakire oluşuyla övünmesine kızan Hera, Poseidon’nun aklına Demeter ile birlikte olma fikrini sokar. Demeter yanına gelen tanrıyı görünce bir kısrağa dönüşüp kaçmaya çalışır ama Poseidon’da bir aygıra dönüşüp onu yakalar ve birlikte olurlar.
Bu birleşmeden Persefon doğar. Bir gün Persefon arkadaşları ile tarlada çiçek toplarken çayır birden ikiye yarılır ve yeraltı tanrısı Hades yeryüzüne çıkar.
Aşık olduğu Persefon’u yeraltına kaçırır ve ona orada nar yedirir. İnanışa göre ölüler ülkesinde bir şey yiyen bir daha oradan çıkamaz.
Demeter kızını aramak için yollara düşer ancak onu hiçbir yerde bulamaz. Üzüntüsü öyle büyük olur ki hayata küser. Sonunda her şeyi gören ve bilen güneş tanrısı Helios ona kızının yer altına kaçırıldığını söyler.

Tanrıçalar Demeter ve Persefone
Bunun üzerine Demeter Olympos’tan kaçar, yüreği sızlayarak ıssız bir yere çekilir. Onun küsmesiyle toprağın bereketi kalmaz, insanlar kıtlık tehlikesine uğrarlar.
Zeus onu barıştırmaya çalışır. Bütün yalvarmalarının boşa gittiğini gören Zeus, en sonunda Persefon’un yılın üçte ikisini, yani çiçek açma ve meyve zamanını, anası Demeter’in, geri kalan üçte birini, yani kışı da kocası Hades’in yanında geçirmesini kararlaştırır. Böylelikle toprağa yeniden bereket gelir. Persefon her yeryüzüne çıktığında, Demeter yeryüzüne baharı getirir.
Demeter heykellerinde baygın bakışlı, sarı saçları omuzuna dökülen, güzel bir kadın olarak gösterilirdi. Sağ elinde bir buğday başağı, sol elinde de yanan bir meşale tutardı. Roma mitolojisinde ona Ceres denilirdi.
Amazonlar
Yunan mitolojisinde tamamen kadın savaşçılardan oluşan tarihi bir ulustur. Tarihçi Heredot’a göre Amazonlar Sarmatya’nın Scythia ile sınır olan bölgesinde yaşamışlardır. Amazonların öne çıkan kraliçeleri arasında Truva Savaşında yer alan Penthesilea ve kardeşi Hippolyta sayılabilir.

Savaşan Amazon tasviri - British Museum
Amazon savaşçıları genellikle Yunan savaşçılarla savaşırken resmedilmiştir. Helenistik çağ ve Roma çağlarını anlatan tarihte Önasya’ya yapılan birçok Amazon saldırısından bahsedilir. Antik Çağda Amazonlar birçok tarihi kavimle ilişkilendirilmiştir.

Amazonların Karadeniz bölgesinde yaşadıkları söylenir. Burada kraliçeleri Hippolyta önderliğinde bağımsız bir krallık kurarlar.
Amazonların birçok kenti kurdukları iddia edilir. Bunlar arasında Efes (Ephesos), Sinop (Sinope), Kıbrıs Paphos ve İzmir (Smyrna) sayılabilir.
Ünlü tarihçi Herodot Amazonları erkekleri öldürenler anlamına gelen androktones olarak tanımlamaktadır. İskit dilinde de kendilerine oiorpata denmektedir.
Türkiye’de Çay Tarihi ve Kültürü

Ülkemizde çay olmadan kahvaltıyı, sosyal toplantıları, iş görüşmelerini veya Boğaz’da yapılan vapur gezilerini hayal etmek zor.
Sokaklarda, alışveriş merkezlerinde, parklarda çay servisi yapanların "çay" diye seslendiğini her zaman duyabilirsiniz. Verilere göre, kişi başına ortalama yıllık 3,16 kg çay tüketimi ile Türkiye, dünyada en çok çay içilen ülkedir. Bu nedenle çay, günümüzde Türk sosyal hayatının temel kültürlerinden biri hâline gelmiştir.

Çay Kültürü
Dünyadaki çay içimi ve kültürü tarihinin aksine, çay ülkemizde çok eski bir geçmişe sahip değildir. Türkiye’de çay tüketiminin 400 yıl öncesine kadar dayandığı söylense de, Türkiye’nin çayla gerçek anlamda tanışması 19. yüzyılın başlarında olmuştur.
1500’lü yıllarda İpek Yolu ticaretinin bir parçası olarak Türkiye’den çay geçmiş olsa da, yaklaşık üç yüzyıl boyunca çay, günlük hayatın bir parçası değildi.
1878’de, o dönemin Adana Valisi Mehmet İzzet, çay içmenin sağlığa faydalarını anlatan Çay Risalesi’ni (Çay Broşürü) yayımladı. Bu dönemde kahve hâlâ tercih edilen sıcak içecek olsa da, İstanbul’un Sultanahmet semtinde çay evlerinin açılmasıyla çay tüketimi yaygınlaşmaya başladı.
Çayın, kahveye nazaran hazırlanmasının daha kolay olması nedeniyle çay içimi kısa sürede yaygınlaşmış ve toplumun en çok sevdiği içecek hâline gelmiştir.

Hasankale’de 1290 yıllık çay evi
Bir diğer sosyal çay içme mekanı olan çay bahçeleri, 1950’li yıllarda özellikle İstanbul’da popülerlik kazanmış ve ailelerin sosyal geziler için gittikleri yerler olmuştur.
Türk çay bahçeleri; öğrencilerden iş insanlarına, emeklilere ve yabancılara kadar çeşitli grupların bulunduğu, koşuşturan çocukların, müzik seslerinin ve canlı sohbetlerin olduğu sosyal aktivite merkezleridir.
Çay, Türkiye’deki birçok sosyal olayın merkezinde yer almaktadır. Kırsal kesimlerde gelin hamamlarında (Türk hamamında yapılan gelin kutlaması) gelin ve arkadaşları için semaver çayı ve hamur işleri hazırlanır. Çay saati o kadar önemlidir ki, bu saat için hazırlanan tatlı ve tuzlu hamur işleriyle ilgili birçok yemek kitabı mevcuttur.

Türk usulü yani Doğu Karadeniz siyah çayı, sıcak su ile demlenerek ince belli cam bardaklarda servis edilir. Demleme sırasında demlik veya semaver kullanılır.
Çayın ikramında; bardaktaki yoğunluğu belirten “açık çay” ve “koyu çay” ifadeleri kullanılır.

Az çay demi ile servis edilen çaya “açık çay”, yoğun demle servis edilen çaya ise “koyu çay” denir. İdeal çay, ateş kırmızısı renginde görünen ve “tavşan kanı” olarak tabir edilen çaydır.
Genellikle çocukların içebilmesi için hazırlanan “paşa çayı” ise sıcak çayın üzerine soğuk su eklenmesiyle elde edilir.

Ülkemizde nereye gidilirse gidilsin çay ikram edilmesi bir gelenek hâline gelmiştir. Misafirliğe gidileceği zaman “çayı koy, geliyorum” ifadeleri sıkça kullanılır.
Çay ikramında bazı yöresel farklılıklar bulunmaktadır. Bazı bölgelerde çay bardağında mutlaka “dudak payı” denilen bir miktar boşluk bırakılır. Bazı bölgelerde ise çay, yanında verilen şekerle “kıtlama” biçiminde içilir.

Çay ve Simit günlük hayatın ayrılmaz parçalarıdır
Türkiye’de genellikle evlerde veya restoranlarda yemekten sonra, istenmese bile çay ikram edilir. Bu durum daha çok geleneksel restoranlarda görülmektedir. İkram edilen çaydan sonra, istemeseniz dahi çayınız genellikle tazelenir. Daha fazla çay içmek istemediğinizde ise çay kaşığını bardağın üzerine koymak yeterlidir.
Çay kültürü, paylaşımın ve misafirperverliğin sembolik bir aracı hâline gelerek günlük yaşantımızın ayrılmaz bir parçası olmuştur.
Bu yıl Avrupa’da Ziyaret Etmeniz Gereken 5 Yer

Akdeniz’in romantik kıyılarından, Alp Dağları’nın temiz havasında yürüyüş yapmaya kadar, aşağıda Avrupa’nın en heyecan verici 5 yerini bulacaksınız.
Avrupa’nın zengin tarihi, kültürü, mutfağı ve nefes kesici manzaralarıyla bu bölgeler özellikle ziyaret edilmeyi bekliyor.
Bunlar seyahat etmek istediğinizde akla ilk gelen yerler değil; mesela bir Paris ya da Londra değil. Bu bölgeler fazla tanınmamış ve aşırı kalabalıktan nasibini almamış yerler.
Popüler olma yolunda ilerleyen bu bölgelerde, tarihi ve kültürel alanları ziyaret edebilir, harika otellerde konaklayabilir ve bozulmamış doğasında macera yaşayabilirsiniz.
1. Puglia, İtalya

Yıllardır İtalya’da araştırma yapan fotoğrafçı Coco Tran, Puglia için şöyle diyor:
“Çizmenin topuğundaki Puglia, lüks konaklama ünitelerine dönüştürülmüş otantik çiftlik evleri, slow food mutfağı, eşsiz güzellikteki sahil şeridi ve Alberobello gibi UNESCO listesindeki tarihi kalıntılarıyla müstesna bir bölge.”
Coco Tran’ın Puglia için önerileri:
- Her tabağın günlük pişirildiği Polignano a Mare’deki Osteria Sant’Anna’da bir masa ayırtın.
- Sıcak günlerde Grotta della Poesia’da yüzün.
- Lecce’nin Barok mimarisiyle ünlü caddelerinde aylak aylak dolaşın.
- Tarihi zeytin ağaçlarının arasında özel havuzlu villalarda konaklayın.

Osteria Sant’Anna Restoran
Puglia’yı gezmek için kalabalıktan uzak en uygun mevsimler: Mayıs, Haziran, Eylül ve Ekim ayları.
2. Alentejo Sahili, Portekiz
Saflığını korumuş plajları ve tablo gibi görünen üzüm bağlarıyla Portekiz’in Alentejo Sahili, nihayet hak ettiği konuma ulaşıyor.
Birçok turistin görmek için tercih ettiği Lizbon ve Algarve’in yanında, bu bölge nefes kesici sahili, doğası ve tarihiyle mutlaka görülmeli.

Évora
Évora, UNESCO koruma listesindeki Roma kalıntıları ve Orta Çağ mimarisiyle tarih meraklıları için önemli bir durak.
Zambujeira do Mar ise ülkenin en güzel plajlarına ev sahipliği yapıyor.
Haziran boyunca ünlü Festas dos Santos Populares festivaline katılabilir, ülkenin en fazla butik oteline sahip Craveiral bölgesinde birkaç gece geçirebilirsiniz.

Festas dos Santos Populares Festivali
Ziyaret için en uygun zaman: Eylül-Kasım arası.
3. Andermatt-Sedrun-Disentis, İsviçre

Her yıl beş milyon kişi Chamonix’yi, birkaç milyon kişi de Verbier’yi ziyaret ederken, 180 kilometrelik bağlantılı kayak pistine sahip Andermatt, Sedrun ve Disentis kayakçılar tarafından ancak kısa süre önce keşfedildi.
Bu bölge sadece kış aylarında değil, yılın her döneminde görülmeye değer.
Glacier Express treniyle Alp Dağları manzarasını seyredebilir, Lago di Tom buzulunda yürüyüş yapabilir veya Uri Alpleri yakınında bisiklet turlarına katılabilirsiniz.

Glacier Express
Ziyaret zamanı:
- Kayak için: Aralık - Nisan
- Yürüyüş ve bisiklet için: Haziran - Eylül
- Yaprak dökümü izlemek için: Ekim - Kasım
4. Cap d'Antibes, Fransız Rivierası
Bu yıl, F. Scott Fitzgerald’ın Côte d’Azur’a gelişinin 100. yılı.
Fitzgerald, Riviera’nın Caz Dönemi efsanesini kaleme alarak bölgenin ünlenmesinde önemli rol oynadı.
1920 yılında geldiği ve sürekli kaldığı Belles Rives Oteli’nde bu yıl birçok etkinlik düzenleniyor.
Ayrıca Temmuz ayında Juan-le-Pins Uluslararası Caz Festivali var.

Görülmesi gerekenler:
- Picasso Müzesi
- Chapelle Matisse

Juan-le-Pins Uluslararası Caz Festivali
Ziyaret için ideal dönemler:
- Deniz ve su altı için: Temmuz - Ağustos
- Serin ve tenha dönem sevenler için: Nisan - Haziran ve Eylül - Kasım
5. Slovenya

İtalya, aşırı turist akımından şikâyet ederken, komşusu Slovenya muhteşem doğası, kültürel zenginliği ve sakin yapısıyla daha fazla keşfedilmeyi bekliyor.
Slovenya’nın batısındaki Nova Gorica, 2025 yılının kültür başkenti ilan edildi. Bu bile başlı başına bir seyahat nedeni olabilir.
Fox World Travel bölge müdürü James Montie, Slovenya’ya yapılan ziyaretlerin artarak devam ettiğini söylüyor.
Lake Bled (masalsı göl) ve Postojna Mağarası (yer altı harikası) ziyaretçilerin en çok ilgisini çeken yerler arasında.

Bağımsız seyahat danışmanı Kimberly Denison:
“Slovenya, wellness ve sürdürülebilirlik açısından, yeşil sertifikalı şehirleri, butik ekolojik konaklama evleri ve ülkenin %60’ını kaplayan ormanlarıyla en önde gelen destinasyonlardan biridir.”
Slovenya yılın her ayı ziyaret edilebilir.
Sürdürülebilir Seyahatin 5 Yolu

Tatil Rezervasyonunuzu Yapmaya Hazırsınız ve Doğaya Saygılı Bir Şekilde Seyahat Etmek mi İstiyorsunuz?
Booking.com’un en son raporuna göre, dünyada seyahat edenlerin en az %84’ü için sürdürülebilirlik önemli. Yeşili koruyarak tatile çıkma arzusu mevcut olmasına rağmen, birçok gezgin bunu nasıl gerçekleştireceğini bilmiyor.

Global turizm üzerinde çevresel baskı artarken, 2025 yılı bizi ne şekilde seyahat etmemizi tekrar düşünmeye zorluyor. Aşağıda bununla ilgili pratik ve etkili olacak ip uçları sunuyoruz.
1. Katma Değerli Seyahatleri Seçin
Uzmanlar, 2025 ve sonrası için yapılacak seyahatlerde gezginlerin kendilerine şu soruyu sormalarını öneriyor:
“Sadece gittiğim yeri görmek mi istiyorum, yoksa oraya bir katkıda mı bulunmak?”
Örneğin, Ekvador’daki doğa uyumlu evlerin yaygınlaşmasına katkı sağlamak için bu bölgeyi ziyaret etmek ya da Aborjin kültürünün canlanması için Avustralya’daki yürüyüş turlarına katılmak gibi.

Doğa uyumlu konaklama
Fiji Adası’nda Loloma Saati programına bir saat katılarak çevreye kültürel ve sosyal katkıda bulunabilir veya Hawaii’de plajlardaki çöplerin toplanmasına yardımcı olabilirsiniz.
2. Çevrenizin ötesini düşünün
Ziyaret edeceğiniz yerin zamanını seçerken yoğun mevsimler yerine daha tenha dönemleri tercih etmek, yerel kültürlere saygı göstermek, rehber tercihlerinde yöre halkını desteklemek ve yerel hatıra eşyaları satın almak; hem toplumlar üzerindeki baskıyı azaltır hem de sürdürülebilir seyahatin uzun vadeli olmasını sağlar.

Byronbay Tur
3. Otel seçimi.
Otellerin ve diğer konaklama tesislerinin karbondioksit salınımına neden olduğu bilinen bir gerçek.
Dünyanın ilk karbon salınımını azaltan oteli Hotel Populus, 2024 yılında ABD’nin Denver kentinde açıldı.
IHG Oteller Zinciri de bu yıl Mart ayında, sıfır karbon salımlı voco Zeal Exeter Bilim Parkı’nı hizmete sundu.

Hotel Populus, Denver
Güney Afrika’da ise 2025 Ocak ayında hizmete giren Few & Far Luvhondo, artış gösteren ekoturizm odaklı otellerden biri. Soutpansberg Dağları eteklerinde, 50.000 dönüm arazi üzerine kurulu bu sıfır atık üreten tesis, yenilenebilir enerji kullanıyor. Ayrıca güneş enerjisiyle çalışan teleferik sistemiyle Afrika’da bir ilki gerçekleştiriyor.
4. Seyahat Ederken Ulaşım Biçiminizi de Göz Önünde Bulundurun
Birçok destinasyon atıksız yemek deneyimleri, elektrikli araçlarla yapılan safari turları gibi uygulamalarla çevresel etkiyi azaltmaya yardımcı oluyor.
Buna karşın, özellikle hava yoluyla yapılan seyahatler, turizm sektöründe en yüksek karbon salınımına neden olan ulaşım şeklidir. Sürdürülebilir uçak yakıtları ise tek başına bu sorunu çözmeye yetmiyor.

Indian Pasifik Treni
İyi haber ise şu: 2025 yılında trenle seyahat etmek isteyen gezginler için cazip seçenekler artıyor.
Avustralya’daki Indian Pasifik Treni, Perth’ten Sidney’e uzanan yolculuğunu beş güne çıkardı.
İtalya’daki La Dolce Vita Orient Ekspresi ise bu yıl Nisan ayında Roma’dan Toskana’nın tepe kasabası Montalcino’ya ilk seferini gerçekleştirdi.
5. Meraklı olun ve gittiğiniz yere derinden bağlanın
Anthony Bourdain’in ünlü bir sözü vardır:
“Seyahat, çalışmanın ödülü değil; yaşamın eğitimidir.”
Avustralya’da, İlk Milletler deneyimlerine yönelik turlara 2025 yılında rekor düzeyde talep var.
Ayrıca Byron Bay’e yapılan ve hikâyesi olan yürüyüş rotası, Avustralya’nın en popüler kıyı tatil bölgelerini keşfetmek için önemli bir araç.

Avustralya’da yürüyüş Turları
Kuzey Amerika’da yerli turizmi adeta patladı. Rehberli turlar eşliğinde izlenen stomp dansı gibi gösteriler, içinde bulunduğumuz yılın en iyi kültürel miras turları arasında yer almaya aday.










