Yabancıların En Sevdiği 10 Türk Yemeği

Türk mutfağı, dünyanın çok az yerinde bulunan çeşitlilik ve lezzet zenginliğine sahiptir. Türkiye’yi ziyaret eden yabancılara, bu eşsiz tatlardan mutlaka denemeleri gastronomi uzmanları tarafından şiddetle tavsiye edilmektedir.

Aşağıda Türkiye’yi ziyaret eden yabancı turistlerin en sevdiği 10 yemek çeşidi yer almaktadır:

1/ Meze

Meze; ana yemeğin dışında, küçük tabaklarda az miktarda sunulan ve çeşitli tatlardan oluşan bir damak ve göz ziyafetidir. Türk yemeklerinin çeşitliliğini ve lezzetini göstermek açısından sadece yabancı turistler tarafından değil, yerli halk tarafından da sıkça tercih edilmektedir.

Yaygın olarak tercih edilen mezeler arasında humus, patlıcan salatası, şakşuka, kalamar tava veya ızgara, beyaz peynir, lakerda, çiroz, haydari ve turşu yer alır.

2/ Kebablar

Türk mutfak kültüründe önemli bir yere sahip olan kebap, özellikle Adana ve Urfa illeriyle özdeşleşmiştir. Kebap; çeşitli et türlerinin veya sebzelerin baharatlarla tatlandırılarak şişe dizilip ateşte ya da ızgarada pişirilmesiyle hazırlanır. Orta Doğu mutfağına özgü geleneksel bir yemek türüdür.

Kebap kelimesi Farsça kabāb kelimesinden türetilmiştir. Türkiye’nin yurt dışında en fazla tanınan yemeklerinden biridir. Döner kebap, iskender kebap, Adana ve Urfa kebapları en bilinen çeşitleridir.

İskender kebap; dönerin üzerine yoğurt ve eritilmiş tereyağı dökülerek servis edilir. Adana kebabının harcında acı biber bulunur.

3/ Mantı

Mantı; çeşitli baharatlarla tatlandırılan kıymanın küçük hamur parçalarının içine konulması ve bu parçaların suda haşlanmasıyla hazırlanır.

Tam olarak kimin icat ettiği bilinmese de, bazı araştırmacılar mantının Batı Çin ve Orta Asya’daki göçebe Türkler tarafından antik dünyaya yayıldığını düşünmektedir. Bu görüşün temelinde, birçok Türk dilinde "mantı" kelimesinin etli hamur anlamında kullanılması yatmaktadır.

Mantı, kıymalı çeşidi başta olmak üzere nohutlu ve patatesli gibi farklı versiyonlarda hazırlanabilir. Üzerine sarımsaklı yoğurt dökülür; bunun üzerine zeytinyağında pişirilmiş salça ve kuru nane eklenerek servis edilir.

4/ Baklava

Fatih Sultan Mehmet dönemine ait mutfak defterlerine göre, baklava ilk kez 1473 yılının Şaban ayında Topkapı Sarayı’nda pişirilmiştir. Evliya Çelebi de 17. yüzyılın ortalarında Bitlis Beylerinden birinin konağında yediği baklavadan bahsetmiştir.

Türk mutfağında tatlı denince ilk akla gelen baklavadır. Kat kat açılmış ince yufkaların arasına sıvı yağ ve yumurta konularak hazırlanan hamur, fırında pişirildikten sonra üzerine sıcak şeker şerbeti dökülerek soğumaya bırakılır.

5/ Künefe

Künefe, özellikle Hatay ve Antakya gibi Güneydoğu Anadolu şehirlerinde yaygın olan geleneksel bir tatlıdır. Orta Doğu ve Osmanlı mutfaklarının etkileşimiyle ortaya çıktığı düşünülmektedir.

İki katman tel kadayıf arasına tuzsuz, taze bir peynir yerleştirilerek pişirilir. Üzerine hafif yoğunlukta şeker şurubu dökülür. Genellikle künefe peyniri, lor peyniri, Antep veya Urfa peyniri kullanılır.

6/ Börek

Börek, yufkanın sarılması, doldurulması veya katlanmasıyla hazırlanır. İç harç olarak beyaz peynir, ıspanak, kıyma veya patates gibi malzemeler kullanılır.

Börek hem günlük öğünlerde hem de düğün, nişan, bayram gibi özel günlerde ikram edilir. Osmanlı döneminde, Topkapı Sarayı’nda börek ustalarına “börekçi” veya “börekçibaşı” unvanı verilmiştir.

7/ Köfte

Köfte, Türkiye’de en sık tüketilen et yemeklerinden biridir. Kuzu veya dana etinden yapılan kıyma; soğan, maydanoz, yumurta gibi malzemelerle yoğrularak hazırlanır. Türkiye’nin farklı bölgelerinde 300’e yakın köfte çeşidi bulunur.

Köftenin kökeni Orta Asya ve Mezopotamya’ya dayanır. Köftenin birçok dilde birebir karşılığı yoktur; genellikle “et topu (meatballs)” ifadesi kullanılır. En iyi lezzet, mangal kömürü ateşinde pişirildiğinde elde edilir.

8/ Ayran

Göktürkler döneminde, yoğurdun ekşiliğini azaltmak amacıyla su eklenmesiyle tesadüfen ortaya çıkan ayran, Türklerin geleneksel içeceğidir. Tarihte ilk kez Divânu Lügati’t-Türk’te süt ürünlerinden biri olarak tanımlanmıştır.

Ayran, bir ölçü yoğurda en fazla bir buçuk ölçü su eklenerek hazırlanır. Az miktarda tuz da ilave edilebilir. Günümüzde Balkanlar ve Orta Asya’da da yaygın şekilde tüketilmektedir.

9/ Mercimek Çorbası

Mercimek, yaklaşık 9.000 yıl önce Orta Doğu’da tarımı yapılan ilk baklagillerden biridir. Kolay saklanabilmesi ve yüksek besin değeri nedeniyle temel besin maddesi hâline gelmiştir.

Mercimek çorbası, mercimek tanelerinin su ile pişirilmesiyle hazırlanır. Zamanla çeşitli sebze ve baharatların eklenmesiyle lezzeti zenginleştirilmiştir.

10/ Lahmacun

Lahmacun; ince hamur üzerine kıyma, soğan, biber salçası ve çeşitli baharatların yayılmasıyla hazırlanır, pişirildikten sonra taze yeşilliklerle servis edilir.

Adı, Arapça “lahm bi’ajin” (hamurla yoğrulmuş et) ifadesinden gelir. Orta Doğu kökenli olan lahmacun, Osmanlı mutfağıyla birleşerek günümüze ulaşmıştır. Türkiye’de geleneksel bir sokak yemeği olarak da popülerdir.


BM Turizm Örgütü Kültür Turizmine Modayı da Ekledi

Özellikle yerli nüfus ve küçük çapta butik olarak çalışan iş alanlarında moda sektörüne odaklanmanın turizm deneyimlerini artıracağı ve mahalli topluluklar arasındaki bağı kuvvetlendireceği bilinci her geçen zaman daha da yaygınlaşmakta.

Zaten Birleşmiş Milletler Turizm Örgütü ile Lugano’da bulunan Università della Svizzera Italiana (USI)’nın ortaklaşa yayımladığı rapora göre turistlerin gittikleri yerdeki özel kültürün yayılması için verilen eğitim çalışmalarına gösterdikleri farkındalık artmakta.

Modanın yerel kültüre olan katkısı

Küreselleşme ile birlikte e ticaretin artmasına mukabil tekstil, takı, parfüm ve aksesuarlar gibi moda ile bağlantılı ürünleri yerinde satın alma talebi güçlülüğünü korumakta.

Bunlar ürün olmanın dışında turistleri bulundukları yerin tarihi, kültürü ve kimliği ile birleştiren, her biri hikaye anlatan objeler.

Onbir ülkede (Endonezya, İtalya, Lübnan, Meksika, Nijerya, Peru, Kuzey Kore, Suudi Arabistan, İspanya, İsviçre ve Tanzanya) yapılan çalışmalar sonrası çıkan rapor sonuçları aşağıdakileri kapsamaktadır.

  • Moda ile turizmin içiçe girdiğini, yerel yaratıcıların üretim gücünü artırdığını ve çeşitli ülkelerden gelen turistlerin ilgisini çektiğini kanıtlamakta olduğu.
  • Moda ile turizm alanında yer alan büyük oyuncuların kazan – kazan stratejisini desteklemekte olduğu.
  • Üreticilerin yeni buluşumlar yapmak için kullandıkları öğeleri üst seviyeye taşımasına yardımcı olduğu.

  • Ziyaretçilerde belirgin ve özel kültür ürünlerine karşı duymaları gereken sorumluluğu artırmakta olduğu.
  • Geleneksel modayı yaratıcı tasarımlarla birleştirmenin küresel çapta yeni ticari fırsatlar yaratacağına olan güveni geliştirmekte olduğu.

USI hakkında

Università della Svizzera italiana (USI) İsviçre’nin Lugano şehrinde bir devlet üniversitesidir. Üniversitede 4,500 öğrenci eğitim görmekte, 110 ülkeden 1,400 öğretim görevlisi ve araştırıcısını bünyesinde barındırmaktadır.

USI en ileri teknolojiyle hem moda hem de turizm alanında özelleştirilmiş master programları uygulamaktadır.


KURAP Haziran’da Toplandı

Kurumsal Acenteler Platformu (KURAP)’nun Haziran ayı olağan toplantısı, üyemiz Jules Verne Seyahat Acentesi’nin ev sahipliğinde The Artisan Hotel’de gerçekleşmiştir.

Toplantının gündeminde ilk olarak, TÜRSAB’ın APJC kanadı ile gerçekleştirilen ve Başkan Moris Kohen Kasar’ın katıldığı toplantıya ilişkin bilgilendirme yapılmıştır.

Ardından, Türk Hava Yolları tarafından acentelere çıkarılan debitler, ilk üç aylık teşvik değerlendirmeleri ve TK Connect sisteminde süregelen sorunlar ele alınmıştır.

Toplantı, otelin çatısında yer alan Topaz Restoran’ın yeni alanında düzenlenen akşam yemeği ile devam etmiştir.

Mükemmel ev sahiplikleri için Jules Verne ailesine teşekkür ederiz.


Birleşmiş Milletler Turizm Örgütü Expo 2025 Japonya’da Küresel Diyalog İstedi

 

Nisan ayında Japonya’da düzenlenen Expo 2025 Fuarı’nda, Birleşmiş Milletler Turizm Örgütü değişim ve kadın iş gücünün güçlendirilmesinin önemini bir kez daha vurguladı.

Bu yılki fuara, 150'den fazla ülkeden yaklaşık 28 milyon ziyaretçi katıldı. Expo fuarları, dünyada yeni fikirlerin geliştirildiği ve çözümler üretildiği platformların öncülerinden biri olarak kabul ediliyor. Ayrıca, 2030 yılı ajandasında yer alan Sürdürülebilir Kalkınma hedefleri yeniden gündeme geldi.

Osaka’daki fuarda, Birleşmiş Milletler Turizm Örgütü; kamu ve özel sektör liderlerinin katılımıyla sektörün önceliklerinin tartışıldığı iki ayrı foruma ev sahipliği yaptı.

Birleşmiş Milletler Turizm Örgütü Eğitim ve Yatırımlar Direktörü Antonio López De Ávila, “Expo 2025’te turizm, sürdürülebilir kalkınma, sosyal katılım ve teknik gelişim için bir katalizör işlevi görmesi sebebiyle, yalnızca bir sektör olmanın ötesinde anlam taşımaktadır,” şeklinde konuştu.

Turizm alanında kadın çalışanlara daha fazla yetki

28 Nisan’da düzenlenen "Kadın Kurucuların Kutlanması Forumu", kadınlar tarafından geliştirilen yaratıcı fikirlere ve turizm teknolojisindeki katılıma verilen desteğe adandı.

Forumlarda yapılan tartışmalar, yaratıcı fikirlerin, katılımın ve stratejik liderliğin; özellikle çeşitliliğin artışı, öz sermaye ve piyasa değerlendirmesi söz konusu olduğunda, turizmin dönüştürücü gücünü ortaya koyduğunu bir kez daha teyit etti.

Geleceğe yatırım

Asya ve Pasifik bölgesine, 2019 ile 2024 yılları arasında 442 ayrı kaynaktan turizm yatırımı yapıldı. Bu yatırımların toplam değeri yaklaşık 38 milyar Amerikan dolarıydı.

Bu yatırımlar sonucunda, 247 yeni şirket kurulurken 77.000 ilave istihdam sağlandı. Japonya’nın bu yatırımlardaki payı, 33 proje kapsamında 2,5 milyar dolar oldu.

Forumun kapanışında, turizm yatırımının yalnızca altyapı ve sermaye ile sınırlı olmadığı; insan, kültür ve uzun vadeli etkileşimi kapsadığı hatırlatıldı. Dünya mirasından yaratıcı ortaklıklara kadar, turizmin geleceği şekillendirebilmesi için geniş bir vizyona, iş birliğine, katılımcılığa ve sürdürülebilir gelişime ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.


Avrupalı Turistlerin ABD Seyahati Dramatik Şekilde Düştü

ABD menşeli NTTO’nun (Milli Seyahat ve Turizm Ofisi) bildirdiğine göre, Trump hükümetinin aldığı kararlar sonrası Avrupalı turistlerin Amerika’ya yönelik tercihleri, Nisan ayında geçen yılın aynı ayına kıyasla %17 düşüş gösterdi. Meksikalı ve Kanadalı turistlerin Amerika seyahatlerinde bu düşüş oranı %12 oldu.

Batı Avrupa Ülkelerinden ADB'ye Seyahatte Büyük Azalış

Avrupa’daki seyahat tercihlerine baktığımızda, ABD'ye olan seyahat sayısındaki azalma hemen her ülkede göze çarpıyor. Örneğin, Alman turistlerin sayısındaki düşüş oranı %28 iken, Lüksemburg’da bu oran %43’e kadar çıkıyor.

İzlanda ve Danimarka’da da Durum İç Açıcı Değil

Danimarka’daki %35’lik düşüşün, Trump’ın Grönland’ı ABD’ye bağlama isteğinden kaynaklandığı belirtiliyor. Uzmanlar, bu düşüşün artarak devam edeceğini tahmin ediyor. İzlandalı turistler de aynı nedenden ötürü tepki göstererek %34’lük bir düşüşe sebep oldu. İspanyolların ABD’ye olan seyahatleri de %25 oranında geriledi.

 

Doğu Avrupa’da ise Macaristan ve Slovakya’daki gerileme oranı sırasıyla %26 ve %21 olarak gerçekleşti. Buna karşın, Polonyalıların ABD’ye olan ilgisi %23 oranında artış gösterdi.

Asya ülkelerinde düşüş sadece %3 seviyesindeyken, Orta Doğu’da tam tersi bir eğilim gözlendi. Suudi Arabistan vatandaşlarının ABD’ye seyahatleri %26, Katarlılarınki ise %25 oranında arttı. En büyük artış ise şaşırtıcı şekilde Türkiye’den geldi; bu oran %51 olarak kaydedildi.

Politikaların Dalga Etkisi

Trump yönetiminin politikaları, Amerika’ya olan ilginin azalmasında en büyük rolü oynadı. “ABD’nin kurtuluşu” olarak adlandırılan ticaret savaşlarının başlamasıyla birlikte, dünyadaki neredeyse tüm ülke mallarına uygulanan ithalat vergileri az ya da çok artırıldı. Bu tutum, ülkeler arasındaki ilişkilerin gerilmesine ve Amerika’ya olan seyahat hevesinin azalmasına yol açtı.

Bir diğer neden ise, Mart ayında bazı Alman vatandaşlarının ABD’de gözaltına alınması. Bu olay, hem Almanya hem de İngiltere'de tepkiyle karşılanmış ve iki ülkenin de Amerika’ya karşı mesafeli durmasına neden olmuştur.

Tüm bunların üzerine, ABD vizesine başvurularda cinsiyetin yalnızca doğumda atanan cinsiyet olarak değerlendirilmesi ve buna bağlı olarak kadın-erkek ayrımcılığı yapılması, bardağı taşıran son damla olmuştur.

Ekonomik Etki Alanının Genişlemesi

Turizm, her zaman ABD ekonomisinin can damarlarından biri olmuştur. Bu nedenle yaşanan çöküş; otel konaklamasından hava yolu taşımacılığına, alışverişten restoranlara kadar birçok sektörü etkileyecektir.

Eğer Batı Avrupa’dan ve hatta Meksika’dan gelen ziyaretçilerin sayısında ciddi bir azalma söz konusuysa, ABD’nin küresel ölçekte eski konumuna dönebilmesi için dış politikasını gözden geçirmesi kaçınılmazdır.

ABD'nin mevcut politikalarında ısrarcı olması ve stratejik değişiklikler yapmaması durumunda, bu kötüye gidişin artarak devam etmesi kaçınılmaz olacaktır.


Avrupa’da Ziyaret Etmek İçin En Hesaplı 10 Ülke

Fazla Para Harcamadan Avrupa’yı Ziyaret Etmek mi İstiyorsunuz?

HelloSafe araştırma şirketi, hangi ülkelerde ziyaretçilerin yatma, yeme-içme, etrafı gezme ve hatta eğlenmek için günlük ne kadar para harcadıklarını araştırdı.

Şirket, Balkanlar’daki Kosova, Sırbistan ve Moldova gibi ülkelerin, düşük bütçeyle seyahat etmek isteyen gezginler için ideal yerler olduğunun altını çiziyor.

Günde yaklaşık 240 Euro harcamanız gereken İsviçre; 180 Euro ile Fransa ve hatta 175 Euro günlük harcamanın gerekeceği İzlanda gibi ülkeler, kıyaslamayı kolaylaştırmakta.

Avrupa’da para tuzaklarına düşmeden, hâlâ bütçenize uygun, makul fiyatlı ülkeleri aşağıda dikkatinize sunuyoruz:

10 – Çekya (günde 95 € harcama)

Çekya, özellikle Prag, Avrupa’nın en uygun fiyatlı destinasyonlarından biri. Ülke, Orta Çağ’dan kalma yapıtlarla modern mimari örneklerinin harmanlandığı bir yer.

Günde 95 Euro harcayarak üç yıldızlı bir otelde kalabilir, Prag’ın cıvıl cıvıl parke taşlı sokaklarında yürüyebilir, bütçenize uygun yemek yiyebilir ve meşhur Çek biranızı yudumlayabilirsiniz.

9 – Macaristan (günde 75 € harcama)

Macaristan’ın kalbi olan Budapeşte, göz alıcı mimarisi, rahatlatıcı termal suları ve canlı gece hayatıyla mutlaka görmeniz gereken bir şehir. Ortalama 75 Euro harcamayla bu güzelliklerin tadına varabilirsiniz.

8 – Romanya (günde 70 € harcama)

Transilvanya’da Drakula’nın kalesinin bulunduğu Romanya, ürkütücü efsaneleri, Orta Çağ kalıntıları ve doğa güzelliklerini önünüze sermekte.

Ortalama 70 Euro günlük harcamayla gününüzü geçirebilirsiniz.

7 – Arnavutluk (günde 65 € harcama)

Avrupa kıtasının Adriyatik Denizi kıyısındaki Arnavutluk, yakın zamana kadar içine kapanık yaşayan bir ülkeydi. Yüzünü turizme döndükten sonra, el değmemiş güzellikleri turistler tarafından keşfedilmeye başlandı.

Henüz bozulmamış, temiz ve kilometrelerce uzun plajları ile arkeolojik harikaları keşfetmek için günde 65 Euro yeterli olacaktır.

6 – Bosna Hersek (günde 60 € harcama)

Bosna Hersek’in tarihi ve coğrafyası sizi bir süreliğine şaşkına çevirecek kadar büyüleyici.

Günde en fazla 60 Euro harcayarak dağlık bölgeleri ve zengin kültürel mirası, başka bir çağa adım atmışçasına keşfedebilirsiniz.

5 – Bulgaristan (günde 60 € harcama)

Zengin tarihi, panoramik dağları ve Karadeniz kıyısındaki plajlarıyla Bulgaristan’da, yaklaşık günde 60 Euro harcayarak gününüzü geçirebilir, Sofya’dan kırsal bölgelere yönelerek doğal güzellikleri görebilirsiniz.

4 – Polonya (günde 55 € harcama)

Varşova ve Krakov gibi tanınmış şehirleriyle Polonya, mütevazı bütçelerle zaman geçirebileceğiniz bir destinasyon.

Auschwitz Toplama Kampı’nı ziyaret ederek II. Dünya Savaşı’nın ibretlik kalıntılarını görebilir, Krakov’daki etkileyici tuz madeni müzesini gezebilirsiniz.

3 – Kosova (günde 50 € harcama)

Kosova, Avrupa’da bütçeye en uygun şekilde ziyaret edilebilecek ülkelerden biridir.

Günde yaklaşık 50 Euro harcayarak, turist akınına uğramamış bu ülkenin kültürünü ve doğal güzelliklerini deneyimleyebilirsiniz.

2 – Sırbistan (günde 45 € harcama)

Sırbistan, son yıllarda turizmde büyük bir gelişme kaydetti.

Daha az turistik yoğunluk sayesinde, kalabalıklara karışmadan, sıra beklemeden günde 45 Euro harcayarak Belgrad sokaklarını gezebilir ve gece hayatını keşfedebilirsiniz.

1 – Moldova (günde 35 € harcama)

Moldova, tüm Avrupa ülkeleri arasında en düşük bütçeyle yaşanabilecek destinasyonlardan biridir.

Güler yüzlü, misafirperver halkın arasında; günlük 35 Euro harcayarak resim gibi üzüm bağlarını ve sessizliğe gömülmüş eski manastırları ziyaret edebilirsiniz.


KURAP Mayıs Ayında Toplandı

Kurumsal Acenteler Platformu (KURAP) Mayıs ayı olağan toplantısı, Bookingagora ev sahipliğinde Wyndham Kalamış Otelinde gerçekleşti.

Toplantıda, Türk Hava Yolları’nın 2025 yılı ilk çeyreğinde açıkladığı zararın nedenleri ile GDS’ler üzerinden düzenlenmeyen THY dış hat biletlerinde churning cezalarının artık geçerli olmaması konuları ele alındı.

Toplantı, diğer konuların irdelenmesi ve Bookingagora ürünlerinin sunumunun ardından sona erdi.

Toplantı sonrası otelin roof’unda gerçekleşen keyifli akşam yemeği ve tüm organizasyon için Bookingagora ailesine çok teşekkür ederiz.


Ayasofya : 1,600 yıllık Dev Yapının Sırrı

İster inanın ister inanmayın, Ayasofya’yı ziyaret etmek kesinlikle ruhunuza iyi gelecek bir deneyimdir. Bir mimari deha eseri olan bu yapı, İstanbul’un fethinden önce 537 yılında kilise olarak inşa edilmiş olup içine adım attığınızda bulunduğunuz yerin genişlemeye başladığını hissedersiniz.

Binanın akustiği, ziyaretçilerin mırıltılarını ağırlığı olmadan havada asılı duran titrek seslere, eski zaman dilleriyle okunan bir duanın yankısına dönüştürür.

Bina içindeki sanat, birlikte yaşamanın vasiyeti gibidir. Dünyanın hiçbir yerinde Bizans imparatorlarını ve azizlerini tasvir eden Hristiyan mozaikleriyle İslam kaligrafisinin yan yana konulduğu başka bir eser yoktur.

Parıldayan mozaikler Bizans sanatının en güzel örneklerinden

Daha Büyük ve Daha İyi

Ayasofya 6. yüzyılda, İstanbul’un Konstantinapol diye anıldığı dönemde I. Jüstinyen tarafından inşa edildi. Yapıt o zaman Ortodoks Hristiyan Bizans İmparatorluğu’nun kalbiydi. İhtiraslı bir imparator olan Jüstinyen, inşaatın yapılma emrini 23 Şubat 523’te verdi.

Jüstinyen kilisesinin, Kudüs’teki Ahit Sandığı’nın bulunduğu, milattan önce 10. yüzyılda inşa edilen Süleyman Mabedi’nden daha geniş ve daha bezenmiş olmasını istedi.

Beş yıl süren inşaat esnasında Jüstinyen, Konstantinapol civarındaki eski kalıntılar arasından en mükemmel parçaların bulunup getirilerek inşaatta kullanılmasını valilerine emretti.

Bizans İmparatoru I. Jüstinyen

Yapının tamamlanması sonrasında kiliseden içeriye giren Jüstinyen, mekânın görkemi karşısında büyülenip hızla altara koştu. Allah’a olan şükranını göstermek için yukarıya baktı, sonra haykırdı: “Süleyman, seni geçtim.”

En Pahalıya Mal Olan Yapı

Roma İmparatorluğu’nun Çöküşü kitabının yazarı tarihçi Peter Heather, kitabında Ayasofya’nın inşaat maliyetinin astronomik olduğundan bahseder. Ona göre harcanan para, 8 ila 10 bin kilo ağırlığında külçe altın bedeline eşittir.

Reşat Ekrem Koçu, İstanbul Ansiklopedisi’nde bu rakamı biraz daha mütevazı hale getirse de maliyetin yine de bugünkü parayla 1,3 milyar dolar gibi nefes kesici bir rakam olduğu gerçektir.

Bu bedel, 1 milyar dolara mal olan Notre Dame Kilisesi’nin inşaatı için harcanan paradan fazladır.

Hristiyan Tasvirleriyle Dolu Bir Cami

İstanbul’un 1453’te fethine kadar Ayasofya, Bizans hakimiyetinde Ortodoks Hristiyanlığının merkezi ve imparatorluğun sembolü olarak kalmaya devam etti. Sultan II. Mehmet, yirmi bir yaşında İstanbul’u fethettiğinde ilk Cuma namazını burada kıldı. Daha sonra bu gelenek tüm Osmanlı padişahları tarafından devam ettirildi.

Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’a girişinin tasviri

İstanbul Ansiklopedisi’nde Reşat Ekrem Koçu, II. Mehmet zamanında camiye dönüştürülen yapıda, İslamiyet’in dini figürler içeren betimleyici sanatı yasaklamasına rağmen, Fatih Sultan Mehmet’in duvarlardaki Hristiyanlık tasviri yapan mozaiklerin kapatılmasını istemediğini yazar.

Ancak ondan sonra tahta geçen Kanuni Sultan Süleyman, resimlerin üstünü kapattırır. Ta ki Atatürk’ün cumhuriyeti kurmasına kadar.

Ayasofya, Atatürk’ün emriyle 1930’da restorasyona girer ve beş yıl süren çalışmalardan sonra müzeye dönüştürülür. Üstü kapatılmayan Bizans mozaikleri de yine Atatürk’ün emriyle iyileştirilir.

Camiden Müzeye, Sonra Tekrar Camiye

Ayasofya, tartışmalı bir şekilde 2020 yılında müzeden camiye dönüştürüldü. UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan, şehrin en önemli tarihi yapıtıyla ilgili olarak alınan bu karar, uluslararası dini ve politik çevrelerce ciddi bir şekilde kınandı.

Buna rağmen Ayasofya’nın ikinci katı müze olarak hizmet vermeye devam ediyor. Namaz zamanı özel bir ışıkla karartılan mozaik ve resimler, ziyaret esnasında ziyaretçiler tarafından görülebiliyor.

Ayasofya’nın cami olarak kalması mı yoksa yeniden müzeye dönüştürülmesi mi konusu hâlâ tartışılmakta. Bazıları yeniden müze olmasını, ancak Cuma namazlarında, dini bayramlarda ve Ramazan ayında kılınan teravih namazlarında ibadete açılması fikrini benimsemekte.

Günümüzde Ayasofya Camii, Süleymaniye Camii, Sultanahmet Camii ve Fatih Camii gibi yerli ve yabancı turistlerin ziyaretine açıktır.

İçinde bulunduğumuz yıl Ayasofya, 3 yıllık bir restorasyon dönemine girdi. Merkez kubbenin güçlendirilmesi, Ayasofya’nın 1.500 yıllık tarihinde göreceği en kapsamlı restorasyon olacak.


2025 Türk Turizminde Erken Rezervasyon Rekoru

Türkiye’deki turizm uzmanları, 2025 yılı yaz tatili için yapılan erken rezervasyonların önceki yılları geride bıraktığını belirtti. Özellikle Almanya ve bazı diğer ülkelerden gelen gezginler, seyahat programlarını normalden daha erken bir dönemde yaparak tatillerini garantiye almayı tercih etti.

Erken rezervasyon talepleri, şaşırtıcı bir şekilde 2024 yılının Ekim ayında başladı. Yurt dışı ülkelerden gelen erken rezervasyonlar, önceki yıllara kıyasla yaklaşık yüzde yirmi artarken, yurt içi erken rezervasyonlarda artış oranı yüzde kırklara ulaştı.

Bu artışta, özellikle Santorini başta olmak üzere Yunan adalarını sarsan depremin caydırıcı etkisi göz önünde bulundurulmalı. Yaz tatillerini Yunan adalarında geçirmeyi planlayan birçok yabancı turist, seyahat programlarını Türkiye sahillerine yöneltti.

Almanya Turizm Acenteleri Birliği, klasik seyahat paketleri için yapılan Türkiye'ye yönelik erken rezervasyonların yüzde altı arttığını belirtti. Türkiye’nin çeşitli tatil bölgelerine yapılan erken rezervasyonlardan elde edilen gelirin 1,5 milyar dolar seviyesine ulaşmasıyla, Türkiye dünya genelinde erken rezervasyon sıralamasında listenin ilk sırasına yerleşti.

Tatilcilerin konaklama tercihi, her zaman olduğu gibi “her şey dahil” konseptini korudu. Bu yıl yaz tatili için ilgi çeken diğer ülkeler arasında İspanya, Mısır, Portekiz, İtalya, Tunus, ABD, Maldivler ve Bulgaristan yer aldı.

Akdeniz Turistik Otelciler Birliği Başkanı Kaan Kavaloğlu, yurt dışından gelen erken rezervasyon taleplerinin yüzde on beş arttığını, Alman ve İngiliz turistlerin bu artışta önemli bir rol oynadığını ifade etti. Rus turistlerin tercihlerinde ise bir düşüş yaşandığını vurgulayan Kavaloğlu, iç pazarda erken rezervasyon talebinin her zamanki canlılığını koruduğunu belirtti. Kavaloğlu, “Bu yıl amacımız Antalya bölgesine 18 milyon turist çekmek. Rus turistlerin tercihlerinin azalmasından doğan boşluğu Alman ve İngiliz turistlerle dolduracağımıza inanıyoruz,” diyerek sözlerini sürdürdü.


Zerzevan’dan Donuktaş’a Hristiyanlığı etkileyen Mitraizim

Mitra, M.Ö. 600 yıllarında tanınmaya başlayan önemli bir Pers ışık tanrısıdır. Romalı askerler ona “asla yenilmeyen ya da yok edilemeyen tanrı” diyorlardı. Antik inançlardaki rolü belirleyiciydi. Arkeologlar 2017 yılında Diyarbakır’da ona adanmış son tapınağı bulmuş ve bu da onun etkisine olan ilginin artmasına yol açmıştır.

Diyarbakır’ın Çınar ilçesindeki Zerzevan Kalesi’nde yapılan kazılarda Roma İmparatorluğu dönemine ait önemli bulgulara ulaşıldı. Kayda değer keşiflerden biri de Mitra’ya adanmış yaklaşık 1.900 yıllık bir yeraltı tapınağıdır. Bu arkeolojik alan, bölgeye daha fazla turist çekebilecek zengin bir tarihe ve eşsiz bir mimariye sahiptir.

Dünya Turizm Yazarları ve Gazetecileri Federasyonu (FIJET) ve onu Türkiye’de temsil eden Türkiye Turizm Yazarları ve Gazetecileri Derneği ATURJET, “Turizmin Oscar’ı” olarak adlandırılan “Altın Elma” ödülünü 2018 yılında Diyarbakır’a, bu yıl ise Tarsus’a verdi. “Altın Elma” FIJET’in Oscar’a eşdeğer bir ödülüdür. Bu mükemmellik ödülü, her yıl bir kuruluşa, ülkeye, şehre veya kişiye, turizmin tanıtımı ve seviyesinin yükseltilmesi için gösterdiği üstün çabalardan dolayı verilmektedir.

Araştırmacılar ayrıca Zerzevan Kalesi’nde muhtemelen gizemli ritüeller için kullanılan saklı bir alan bulmuşlardır ve bu kalenin antik Asur dönemine kadar uzanan ilginç bir geçmişi vardır. Kale bir Roma sınır garnizonu olarak başlamış ve MS üçüncü yüzyılda büyük bir askeri yerleşime dönüşmüştür. Barışçıl zamanlarda, duvarları arasında yaklaşık 1.500 kişi yaşıyordu, ancak çatışmalar sırasında, daha fazla insan burada güvenlik aradığı için nüfus 10.000’lere yükselebiliyordu.

Arkeolojik çalışmalar Zerzevan Kalesi’nin MÖ 882’den beri iskân edildiğini ve MS 639’daki İslam fethine kadar bir yaşam merkezi olduğunu göstermektedir. Bazı akademisyenler tapınağın gizemli doğasının “İlluminati” gibi gizli gruplara ilham vermiş olabileceğini düşünmektedirler. Zerzevan’a artan ilgi, “The Story of God” adlı belgesel dizisinin bazı bölümlerini çekmeyi planlayan aktör Morgan Freeman’ın da dikkatini çekmiştir.

Yazının devamı için lütfen tıklayınız.