Anadolu’nun Tanrıçaları

Binlerce yıllık tarihinde kadınların egemen olduğu Anadolu pek çok ünlü, güçlü kadına da ev sahipliği yapmış, ana tanrıça inancının da doğduğu yer olmuştur. Elde edilen bulguların ışığında Anadolu’da 16,000 yıl öncesine dayanan bu inanç, adı gibi dinlerin anası olabilir.
Anadolu’da tanrıçalar kimi zamanlarda farklı isimlerle anılmıştır. Ana tanrıça isimleri Artemis, Kibele, Kubaba, Afrodit (Venüs) ve diğer tanrıçalar Nike, Hestia,Demeter, Persefon ve niceleri.

Tanrıça Artemis - Efes
Artemis
Tanrıça Artemis adına ilk türbe M.Ö. 800’lü yıllarda Efes’teki nehrin yakınındaki bataklık kıyıya yapılmıştı. Bazen Diana da denen Efes tanrıçası Artemis, Yunan Artemisi’yle aynı değildi.

Yunan Artemis’i
Yunan Artemis'i av tanrıçasıydı. Anadolu’daki Artemis ise belinden omuzlarına kadar birçok göğüsle resmedildiği gibi verimlilik, bereket ve doğurganlık tanrıçasıydı.
Kibele
Kibele figürünün kökeni son yıllarda elde edilen veriler ışığında Anadolu’da 16,000 yıl öncesine dayanmaktadır. Ana tanrıça Kibele Konya Çatalhöyük’lüdür.
Frigya mitolojisinde bir ana tanrıça olan Kibele’ye genellikle dağ zirvelerinde tapınılırdı. Doğa ile özdeşleştirilmiş, özellikle bazı vahşi hayvanlarla ilişkilendirilmiştir.

Manisa’ya 7 km. uzaklıkta, Spil Dağı eteğinde bulunan, Gediz Ovası’na dönük olarak oturmuş kadın şeklinde tasvir edilen rölyefinin Hitit döneminde yapıldığı sanılmaktadır.
Anadolu’da çok sayıda Kibele anıtı vardır. Afyon-Eskişehir (Pessinus) civarında yer alan açık hava tapınaklarında niş içinde, iki yanında arka ayakları üzerinde aslan duran bir ana tanrıça kabartması bulunur.
Ana tanrıçaya tapınmaya gelenlerin, bereket ve doğurganlıktan pay almak için Kibele’nin ve aslanların üreme organlarına dokunarak aşındırdıkları görülmektedir.
Hazreti Peygamber'den çok önce Anadolu'nun büyük tanrıçası Kybele Mekke'ye götürülerek tapınılmak üzere Kâbe'ye konmuştu.

Namazdaki kıble sözü Anadolu Tanrıçası Kybele'nin adıdır.
Kibele Frigler’de bereket ve çoğalmanın simgesi olmuştur. Bu inanç daha sonra Yunanlılara geçmiştir.

Kubaba heykeli ilk defa Karkamış, G.Antep’te bulunmuştur
Kubaba
Sümerlerdeki ana tanrıça sembolüdür. Hitit ve Hurrilerin de inandıkları Kubaba Kibele ile özleştirilir.
Sağ elinde nar ya da haşhaş sol elinde ayna taşıyan Kubaba’nın Sümer dilindeki adı Kug-Bau dur.
Afrodit (Venüs)
Aphrodite veya Afrodit Yunan mitolojisinde aşk ve güzellik tanrıçasıdır. Roma mitolojisindeki ismi ise Venüs’tür.

Afrodit’in üzerine iki efsane vardır. Hesiodos yazmış olduğu uzun şiir Theogonia da bu tanrıçanın istiridye kabuğunda denizin köpüklü dalgalarından Güney Kıbrıs’ta Paphos’da doğduğunu söylerken, Homeros ise tanrıçanın Zeus ile Okenos kızı Dione’den doğduğunu söyler.
Birçok efsanede yer alan Afrodit’in kocası Hephaistos’tur ve tanrıça kocasını Ares ile aldatır. Ayrıca Hermes ile sevişmesinden Hermaphroditos doğar. Bunun yanı sıra Adonis ve Ankhises ile ilişkileri vardır.

Afrodit Kaz Dağı’ndaki üç güzeller efsanesinde Paris tarafından seçilen tanrıçadır. Roma Döneminde kullanılan adı ise Venüs’tür. 1 Nisan günü Venüs’e adanmış; adına şenlikler düzenlenmiştir.

Nike
Nike zafer tanrıçasıdır, çok hızlı koşma ve uçma yeteneğine sahiptir. İnsan görünümündedir.
Pallas ve Stiks’in kızı, Kratos, Bia ve Zelus’un kardeşidir. Nike ve çocuklarının hepsi, Zeus’un eşleridir.
Hestia

Rhea ile Kronos’un kızı olan Hestia, Zeus’un en büyük kız kardeşidir. Tanrıça Hestia, Efes’in kent tanrıçası idi. Prytaneion’un (belediye sarayı) sağ tarafında tanrıça Hestia sunağı bulunurdu.

Prytan’ın (belediye başkanı) en önemli görevi ise; kalın sütunları bulunan bu yapının içindeki kentin ölümsüzlüğünü simgeleyen ateşin sönmemesini sağlamaktı. Prytan; kent tanrıçası Hestia adına, bu görevi üstlenmişti.
Öyle ki; bu ateşin sönmesi büyük uğursuzluk sayılır, sönmemesi için saygın rahibeler yani Vestaller tarafından gerekli tedbirler alınırdı.
Demeter ve Persefon

Tanrıça Demeter
Demeter, Yunan mitolojisinde mevsimlerin ve anne sevgisinin tanrıçasıdır. Homesros’un destanlarında, güzel saçlı kraliçe ya da güzel örgülü Demeter diye geçer. İnsanlara toprağı ekip biçmesini öğreten bu tanrıçadır. Ekinleri, özellikle de buğdayı simgeler.
Efsaneye göre, Demeter’in bakire oluşuyla övünmesine kızan Hera, Poseidon’nun aklına Demeter ile birlikte olma fikrini sokar. Demeter yanına gelen tanrıyı görünce bir kısrağa dönüşüp kaçmaya çalışır ama Poseidon’da bir aygıra dönüşüp onu yakalar ve birlikte olurlar.
Bu birleşmeden Persefon doğar. Bir gün Persefon arkadaşları ile tarlada çiçek toplarken çayır birden ikiye yarılır ve yeraltı tanrısı Hades yeryüzüne çıkar.
Aşık olduğu Persefon’u yeraltına kaçırır ve ona orada nar yedirir. İnanışa göre ölüler ülkesinde bir şey yiyen bir daha oradan çıkamaz.
Demeter kızını aramak için yollara düşer ancak onu hiçbir yerde bulamaz. Üzüntüsü öyle büyük olur ki hayata küser. Sonunda her şeyi gören ve bilen güneş tanrısı Helios ona kızının yer altına kaçırıldığını söyler.

Tanrıçalar Demeter ve Persefone
Bunun üzerine Demeter Olympos’tan kaçar, yüreği sızlayarak ıssız bir yere çekilir. Onun küsmesiyle toprağın bereketi kalmaz, insanlar kıtlık tehlikesine uğrarlar.
Zeus onu barıştırmaya çalışır. Bütün yalvarmalarının boşa gittiğini gören Zeus, en sonunda Persefon’un yılın üçte ikisini, yani çiçek açma ve meyve zamanını, anası Demeter’in, geri kalan üçte birini, yani kışı da kocası Hades’in yanında geçirmesini kararlaştırır. Böylelikle toprağa yeniden bereket gelir. Persefon her yeryüzüne çıktığında, Demeter yeryüzüne baharı getirir.
Demeter heykellerinde baygın bakışlı, sarı saçları omuzuna dökülen, güzel bir kadın olarak gösterilirdi. Sağ elinde bir buğday başağı, sol elinde de yanan bir meşale tutardı. Roma mitolojisinde ona Ceres denilirdi.
Amazonlar
Yunan mitolojisinde tamamen kadın savaşçılardan oluşan tarihi bir ulustur. Tarihçi Heredot’a göre Amazonlar Sarmatya’nın Scythia ile sınır olan bölgesinde yaşamışlardır. Amazonların öne çıkan kraliçeleri arasında Truva Savaşında yer alan Penthesilea ve kardeşi Hippolyta sayılabilir.

Savaşan Amazon tasviri - British Museum
Amazon savaşçıları genellikle Yunan savaşçılarla savaşırken resmedilmiştir. Helenistik çağ ve Roma çağlarını anlatan tarihte Önasya’ya yapılan birçok Amazon saldırısından bahsedilir. Antik Çağda Amazonlar birçok tarihi kavimle ilişkilendirilmiştir.

Amazonların Karadeniz bölgesinde yaşadıkları söylenir. Burada kraliçeleri Hippolyta önderliğinde bağımsız bir krallık kurarlar.
Amazonların birçok kenti kurdukları iddia edilir. Bunlar arasında Efes (Ephesos), Sinop (Sinope), Kıbrıs Paphos ve İzmir (Smyrna) sayılabilir.
Ünlü tarihçi Herodot Amazonları erkekleri öldürenler anlamına gelen androktones olarak tanımlamaktadır. İskit dilinde de kendilerine oiorpata denmektedir.
Türkiye’de Çay Tarihi ve Kültürü

Ülkemizde çay olmadan kahvaltıyı, sosyal toplantıları, iş görüşmelerini veya Boğaz’da yapılan vapur gezilerini hayal etmek zor.
Sokaklarda, alışveriş merkezlerinde, parklarda çay servisi yapanların "çay" diye seslendiğini her zaman duyabilirsiniz. Verilere göre, kişi başına ortalama yıllık 3,16 kg çay tüketimi ile Türkiye, dünyada en çok çay içilen ülkedir. Bu nedenle çay, günümüzde Türk sosyal hayatının temel kültürlerinden biri hâline gelmiştir.

Çay Kültürü
Dünyadaki çay içimi ve kültürü tarihinin aksine, çay ülkemizde çok eski bir geçmişe sahip değildir. Türkiye’de çay tüketiminin 400 yıl öncesine kadar dayandığı söylense de, Türkiye’nin çayla gerçek anlamda tanışması 19. yüzyılın başlarında olmuştur.
1500’lü yıllarda İpek Yolu ticaretinin bir parçası olarak Türkiye’den çay geçmiş olsa da, yaklaşık üç yüzyıl boyunca çay, günlük hayatın bir parçası değildi.
1878’de, o dönemin Adana Valisi Mehmet İzzet, çay içmenin sağlığa faydalarını anlatan Çay Risalesi’ni (Çay Broşürü) yayımladı. Bu dönemde kahve hâlâ tercih edilen sıcak içecek olsa da, İstanbul’un Sultanahmet semtinde çay evlerinin açılmasıyla çay tüketimi yaygınlaşmaya başladı.
Çayın, kahveye nazaran hazırlanmasının daha kolay olması nedeniyle çay içimi kısa sürede yaygınlaşmış ve toplumun en çok sevdiği içecek hâline gelmiştir.

Hasankale’de 1290 yıllık çay evi
Bir diğer sosyal çay içme mekanı olan çay bahçeleri, 1950’li yıllarda özellikle İstanbul’da popülerlik kazanmış ve ailelerin sosyal geziler için gittikleri yerler olmuştur.
Türk çay bahçeleri; öğrencilerden iş insanlarına, emeklilere ve yabancılara kadar çeşitli grupların bulunduğu, koşuşturan çocukların, müzik seslerinin ve canlı sohbetlerin olduğu sosyal aktivite merkezleridir.
Çay, Türkiye’deki birçok sosyal olayın merkezinde yer almaktadır. Kırsal kesimlerde gelin hamamlarında (Türk hamamında yapılan gelin kutlaması) gelin ve arkadaşları için semaver çayı ve hamur işleri hazırlanır. Çay saati o kadar önemlidir ki, bu saat için hazırlanan tatlı ve tuzlu hamur işleriyle ilgili birçok yemek kitabı mevcuttur.

Türk usulü yani Doğu Karadeniz siyah çayı, sıcak su ile demlenerek ince belli cam bardaklarda servis edilir. Demleme sırasında demlik veya semaver kullanılır.
Çayın ikramında; bardaktaki yoğunluğu belirten “açık çay” ve “koyu çay” ifadeleri kullanılır.

Az çay demi ile servis edilen çaya “açık çay”, yoğun demle servis edilen çaya ise “koyu çay” denir. İdeal çay, ateş kırmızısı renginde görünen ve “tavşan kanı” olarak tabir edilen çaydır.
Genellikle çocukların içebilmesi için hazırlanan “paşa çayı” ise sıcak çayın üzerine soğuk su eklenmesiyle elde edilir.

Ülkemizde nereye gidilirse gidilsin çay ikram edilmesi bir gelenek hâline gelmiştir. Misafirliğe gidileceği zaman “çayı koy, geliyorum” ifadeleri sıkça kullanılır.
Çay ikramında bazı yöresel farklılıklar bulunmaktadır. Bazı bölgelerde çay bardağında mutlaka “dudak payı” denilen bir miktar boşluk bırakılır. Bazı bölgelerde ise çay, yanında verilen şekerle “kıtlama” biçiminde içilir.

Çay ve Simit günlük hayatın ayrılmaz parçalarıdır
Türkiye’de genellikle evlerde veya restoranlarda yemekten sonra, istenmese bile çay ikram edilir. Bu durum daha çok geleneksel restoranlarda görülmektedir. İkram edilen çaydan sonra, istemeseniz dahi çayınız genellikle tazelenir. Daha fazla çay içmek istemediğinizde ise çay kaşığını bardağın üzerine koymak yeterlidir.
Çay kültürü, paylaşımın ve misafirperverliğin sembolik bir aracı hâline gelerek günlük yaşantımızın ayrılmaz bir parçası olmuştur.
Bu yıl Avrupa’da Ziyaret Etmeniz Gereken 5 Yer

Akdeniz’in romantik kıyılarından, Alp Dağları’nın temiz havasında yürüyüş yapmaya kadar, aşağıda Avrupa’nın en heyecan verici 5 yerini bulacaksınız.
Avrupa’nın zengin tarihi, kültürü, mutfağı ve nefes kesici manzaralarıyla bu bölgeler özellikle ziyaret edilmeyi bekliyor.
Bunlar seyahat etmek istediğinizde akla ilk gelen yerler değil; mesela bir Paris ya da Londra değil. Bu bölgeler fazla tanınmamış ve aşırı kalabalıktan nasibini almamış yerler.
Popüler olma yolunda ilerleyen bu bölgelerde, tarihi ve kültürel alanları ziyaret edebilir, harika otellerde konaklayabilir ve bozulmamış doğasında macera yaşayabilirsiniz.
1. Puglia, İtalya

Yıllardır İtalya’da araştırma yapan fotoğrafçı Coco Tran, Puglia için şöyle diyor:
“Çizmenin topuğundaki Puglia, lüks konaklama ünitelerine dönüştürülmüş otantik çiftlik evleri, slow food mutfağı, eşsiz güzellikteki sahil şeridi ve Alberobello gibi UNESCO listesindeki tarihi kalıntılarıyla müstesna bir bölge.”
Coco Tran’ın Puglia için önerileri:
- Her tabağın günlük pişirildiği Polignano a Mare’deki Osteria Sant’Anna’da bir masa ayırtın.
- Sıcak günlerde Grotta della Poesia’da yüzün.
- Lecce’nin Barok mimarisiyle ünlü caddelerinde aylak aylak dolaşın.
- Tarihi zeytin ağaçlarının arasında özel havuzlu villalarda konaklayın.

Osteria Sant’Anna Restoran
Puglia’yı gezmek için kalabalıktan uzak en uygun mevsimler: Mayıs, Haziran, Eylül ve Ekim ayları.
2. Alentejo Sahili, Portekiz
Saflığını korumuş plajları ve tablo gibi görünen üzüm bağlarıyla Portekiz’in Alentejo Sahili, nihayet hak ettiği konuma ulaşıyor.
Birçok turistin görmek için tercih ettiği Lizbon ve Algarve’in yanında, bu bölge nefes kesici sahili, doğası ve tarihiyle mutlaka görülmeli.

Évora
Évora, UNESCO koruma listesindeki Roma kalıntıları ve Orta Çağ mimarisiyle tarih meraklıları için önemli bir durak.
Zambujeira do Mar ise ülkenin en güzel plajlarına ev sahipliği yapıyor.
Haziran boyunca ünlü Festas dos Santos Populares festivaline katılabilir, ülkenin en fazla butik oteline sahip Craveiral bölgesinde birkaç gece geçirebilirsiniz.

Festas dos Santos Populares Festivali
Ziyaret için en uygun zaman: Eylül-Kasım arası.
3. Andermatt-Sedrun-Disentis, İsviçre

Her yıl beş milyon kişi Chamonix’yi, birkaç milyon kişi de Verbier’yi ziyaret ederken, 180 kilometrelik bağlantılı kayak pistine sahip Andermatt, Sedrun ve Disentis kayakçılar tarafından ancak kısa süre önce keşfedildi.
Bu bölge sadece kış aylarında değil, yılın her döneminde görülmeye değer.
Glacier Express treniyle Alp Dağları manzarasını seyredebilir, Lago di Tom buzulunda yürüyüş yapabilir veya Uri Alpleri yakınında bisiklet turlarına katılabilirsiniz.

Glacier Express
Ziyaret zamanı:
- Kayak için: Aralık - Nisan
- Yürüyüş ve bisiklet için: Haziran - Eylül
- Yaprak dökümü izlemek için: Ekim - Kasım
4. Cap d'Antibes, Fransız Rivierası
Bu yıl, F. Scott Fitzgerald’ın Côte d’Azur’a gelişinin 100. yılı.
Fitzgerald, Riviera’nın Caz Dönemi efsanesini kaleme alarak bölgenin ünlenmesinde önemli rol oynadı.
1920 yılında geldiği ve sürekli kaldığı Belles Rives Oteli’nde bu yıl birçok etkinlik düzenleniyor.
Ayrıca Temmuz ayında Juan-le-Pins Uluslararası Caz Festivali var.

Görülmesi gerekenler:
- Picasso Müzesi
- Chapelle Matisse

Juan-le-Pins Uluslararası Caz Festivali
Ziyaret için ideal dönemler:
- Deniz ve su altı için: Temmuz - Ağustos
- Serin ve tenha dönem sevenler için: Nisan - Haziran ve Eylül - Kasım
5. Slovenya

İtalya, aşırı turist akımından şikâyet ederken, komşusu Slovenya muhteşem doğası, kültürel zenginliği ve sakin yapısıyla daha fazla keşfedilmeyi bekliyor.
Slovenya’nın batısındaki Nova Gorica, 2025 yılının kültür başkenti ilan edildi. Bu bile başlı başına bir seyahat nedeni olabilir.
Fox World Travel bölge müdürü James Montie, Slovenya’ya yapılan ziyaretlerin artarak devam ettiğini söylüyor.
Lake Bled (masalsı göl) ve Postojna Mağarası (yer altı harikası) ziyaretçilerin en çok ilgisini çeken yerler arasında.

Bağımsız seyahat danışmanı Kimberly Denison:
“Slovenya, wellness ve sürdürülebilirlik açısından, yeşil sertifikalı şehirleri, butik ekolojik konaklama evleri ve ülkenin %60’ını kaplayan ormanlarıyla en önde gelen destinasyonlardan biridir.”
Slovenya yılın her ayı ziyaret edilebilir.
Sürdürülebilir Seyahatin 5 Yolu

Tatil Rezervasyonunuzu Yapmaya Hazırsınız ve Doğaya Saygılı Bir Şekilde Seyahat Etmek mi İstiyorsunuz?
Booking.com’un en son raporuna göre, dünyada seyahat edenlerin en az %84’ü için sürdürülebilirlik önemli. Yeşili koruyarak tatile çıkma arzusu mevcut olmasına rağmen, birçok gezgin bunu nasıl gerçekleştireceğini bilmiyor.

Global turizm üzerinde çevresel baskı artarken, 2025 yılı bizi ne şekilde seyahat etmemizi tekrar düşünmeye zorluyor. Aşağıda bununla ilgili pratik ve etkili olacak ip uçları sunuyoruz.
1. Katma Değerli Seyahatleri Seçin
Uzmanlar, 2025 ve sonrası için yapılacak seyahatlerde gezginlerin kendilerine şu soruyu sormalarını öneriyor:
“Sadece gittiğim yeri görmek mi istiyorum, yoksa oraya bir katkıda mı bulunmak?”
Örneğin, Ekvador’daki doğa uyumlu evlerin yaygınlaşmasına katkı sağlamak için bu bölgeyi ziyaret etmek ya da Aborjin kültürünün canlanması için Avustralya’daki yürüyüş turlarına katılmak gibi.

Doğa uyumlu konaklama
Fiji Adası’nda Loloma Saati programına bir saat katılarak çevreye kültürel ve sosyal katkıda bulunabilir veya Hawaii’de plajlardaki çöplerin toplanmasına yardımcı olabilirsiniz.
2. Çevrenizin ötesini düşünün
Ziyaret edeceğiniz yerin zamanını seçerken yoğun mevsimler yerine daha tenha dönemleri tercih etmek, yerel kültürlere saygı göstermek, rehber tercihlerinde yöre halkını desteklemek ve yerel hatıra eşyaları satın almak; hem toplumlar üzerindeki baskıyı azaltır hem de sürdürülebilir seyahatin uzun vadeli olmasını sağlar.

Byronbay Tur
3. Otel seçimi.
Otellerin ve diğer konaklama tesislerinin karbondioksit salınımına neden olduğu bilinen bir gerçek.
Dünyanın ilk karbon salınımını azaltan oteli Hotel Populus, 2024 yılında ABD’nin Denver kentinde açıldı.
IHG Oteller Zinciri de bu yıl Mart ayında, sıfır karbon salımlı voco Zeal Exeter Bilim Parkı’nı hizmete sundu.

Hotel Populus, Denver
Güney Afrika’da ise 2025 Ocak ayında hizmete giren Few & Far Luvhondo, artış gösteren ekoturizm odaklı otellerden biri. Soutpansberg Dağları eteklerinde, 50.000 dönüm arazi üzerine kurulu bu sıfır atık üreten tesis, yenilenebilir enerji kullanıyor. Ayrıca güneş enerjisiyle çalışan teleferik sistemiyle Afrika’da bir ilki gerçekleştiriyor.
4. Seyahat Ederken Ulaşım Biçiminizi de Göz Önünde Bulundurun
Birçok destinasyon atıksız yemek deneyimleri, elektrikli araçlarla yapılan safari turları gibi uygulamalarla çevresel etkiyi azaltmaya yardımcı oluyor.
Buna karşın, özellikle hava yoluyla yapılan seyahatler, turizm sektöründe en yüksek karbon salınımına neden olan ulaşım şeklidir. Sürdürülebilir uçak yakıtları ise tek başına bu sorunu çözmeye yetmiyor.

Indian Pasifik Treni
İyi haber ise şu: 2025 yılında trenle seyahat etmek isteyen gezginler için cazip seçenekler artıyor.
Avustralya’daki Indian Pasifik Treni, Perth’ten Sidney’e uzanan yolculuğunu beş güne çıkardı.
İtalya’daki La Dolce Vita Orient Ekspresi ise bu yıl Nisan ayında Roma’dan Toskana’nın tepe kasabası Montalcino’ya ilk seferini gerçekleştirdi.
5. Meraklı olun ve gittiğiniz yere derinden bağlanın
Anthony Bourdain’in ünlü bir sözü vardır:
“Seyahat, çalışmanın ödülü değil; yaşamın eğitimidir.”
Avustralya’da, İlk Milletler deneyimlerine yönelik turlara 2025 yılında rekor düzeyde talep var.
Ayrıca Byron Bay’e yapılan ve hikâyesi olan yürüyüş rotası, Avustralya’nın en popüler kıyı tatil bölgelerini keşfetmek için önemli bir araç.

Avustralya’da yürüyüş Turları
Kuzey Amerika’da yerli turizmi adeta patladı. Rehberli turlar eşliğinde izlenen stomp dansı gibi gösteriler, içinde bulunduğumuz yılın en iyi kültürel miras turları arasında yer almaya aday.
Yabancıların En Sevdiği 10 Türk Yemeği

Türk mutfağı, dünyanın çok az yerinde bulunan çeşitlilik ve lezzet zenginliğine sahiptir. Türkiye’yi ziyaret eden yabancılara, bu eşsiz tatlardan mutlaka denemeleri gastronomi uzmanları tarafından şiddetle tavsiye edilmektedir.
Aşağıda Türkiye’yi ziyaret eden yabancı turistlerin en sevdiği 10 yemek çeşidi yer almaktadır:
1/ Meze

Meze; ana yemeğin dışında, küçük tabaklarda az miktarda sunulan ve çeşitli tatlardan oluşan bir damak ve göz ziyafetidir. Türk yemeklerinin çeşitliliğini ve lezzetini göstermek açısından sadece yabancı turistler tarafından değil, yerli halk tarafından da sıkça tercih edilmektedir.
Yaygın olarak tercih edilen mezeler arasında humus, patlıcan salatası, şakşuka, kalamar tava veya ızgara, beyaz peynir, lakerda, çiroz, haydari ve turşu yer alır.
2/ Kebablar
Türk mutfak kültüründe önemli bir yere sahip olan kebap, özellikle Adana ve Urfa illeriyle özdeşleşmiştir. Kebap; çeşitli et türlerinin veya sebzelerin baharatlarla tatlandırılarak şişe dizilip ateşte ya da ızgarada pişirilmesiyle hazırlanır. Orta Doğu mutfağına özgü geleneksel bir yemek türüdür.

Kebap kelimesi Farsça kabāb kelimesinden türetilmiştir. Türkiye’nin yurt dışında en fazla tanınan yemeklerinden biridir. Döner kebap, iskender kebap, Adana ve Urfa kebapları en bilinen çeşitleridir.
İskender kebap; dönerin üzerine yoğurt ve eritilmiş tereyağı dökülerek servis edilir. Adana kebabının harcında acı biber bulunur.
3/ Mantı
Mantı; çeşitli baharatlarla tatlandırılan kıymanın küçük hamur parçalarının içine konulması ve bu parçaların suda haşlanmasıyla hazırlanır.
Tam olarak kimin icat ettiği bilinmese de, bazı araştırmacılar mantının Batı Çin ve Orta Asya’daki göçebe Türkler tarafından antik dünyaya yayıldığını düşünmektedir. Bu görüşün temelinde, birçok Türk dilinde "mantı" kelimesinin etli hamur anlamında kullanılması yatmaktadır.

Mantı, kıymalı çeşidi başta olmak üzere nohutlu ve patatesli gibi farklı versiyonlarda hazırlanabilir. Üzerine sarımsaklı yoğurt dökülür; bunun üzerine zeytinyağında pişirilmiş salça ve kuru nane eklenerek servis edilir.
4/ Baklava

Fatih Sultan Mehmet dönemine ait mutfak defterlerine göre, baklava ilk kez 1473 yılının Şaban ayında Topkapı Sarayı’nda pişirilmiştir. Evliya Çelebi de 17. yüzyılın ortalarında Bitlis Beylerinden birinin konağında yediği baklavadan bahsetmiştir.
Türk mutfağında tatlı denince ilk akla gelen baklavadır. Kat kat açılmış ince yufkaların arasına sıvı yağ ve yumurta konularak hazırlanan hamur, fırında pişirildikten sonra üzerine sıcak şeker şerbeti dökülerek soğumaya bırakılır.
5/ Künefe
Künefe, özellikle Hatay ve Antakya gibi Güneydoğu Anadolu şehirlerinde yaygın olan geleneksel bir tatlıdır. Orta Doğu ve Osmanlı mutfaklarının etkileşimiyle ortaya çıktığı düşünülmektedir.

İki katman tel kadayıf arasına tuzsuz, taze bir peynir yerleştirilerek pişirilir. Üzerine hafif yoğunlukta şeker şurubu dökülür. Genellikle künefe peyniri, lor peyniri, Antep veya Urfa peyniri kullanılır.
6/ Börek
Börek, yufkanın sarılması, doldurulması veya katlanmasıyla hazırlanır. İç harç olarak beyaz peynir, ıspanak, kıyma veya patates gibi malzemeler kullanılır.

Börek hem günlük öğünlerde hem de düğün, nişan, bayram gibi özel günlerde ikram edilir. Osmanlı döneminde, Topkapı Sarayı’nda börek ustalarına “börekçi” veya “börekçibaşı” unvanı verilmiştir.
7/ Köfte
Köfte, Türkiye’de en sık tüketilen et yemeklerinden biridir. Kuzu veya dana etinden yapılan kıyma; soğan, maydanoz, yumurta gibi malzemelerle yoğrularak hazırlanır. Türkiye’nin farklı bölgelerinde 300’e yakın köfte çeşidi bulunur.

Köftenin kökeni Orta Asya ve Mezopotamya’ya dayanır. Köftenin birçok dilde birebir karşılığı yoktur; genellikle “et topu (meatballs)” ifadesi kullanılır. En iyi lezzet, mangal kömürü ateşinde pişirildiğinde elde edilir.
8/ Ayran
Göktürkler döneminde, yoğurdun ekşiliğini azaltmak amacıyla su eklenmesiyle tesadüfen ortaya çıkan ayran, Türklerin geleneksel içeceğidir. Tarihte ilk kez Divânu Lügati’t-Türk’te süt ürünlerinden biri olarak tanımlanmıştır.

Ayran, bir ölçü yoğurda en fazla bir buçuk ölçü su eklenerek hazırlanır. Az miktarda tuz da ilave edilebilir. Günümüzde Balkanlar ve Orta Asya’da da yaygın şekilde tüketilmektedir.
9/ Mercimek Çorbası
Mercimek, yaklaşık 9.000 yıl önce Orta Doğu’da tarımı yapılan ilk baklagillerden biridir. Kolay saklanabilmesi ve yüksek besin değeri nedeniyle temel besin maddesi hâline gelmiştir.

Mercimek çorbası, mercimek tanelerinin su ile pişirilmesiyle hazırlanır. Zamanla çeşitli sebze ve baharatların eklenmesiyle lezzeti zenginleştirilmiştir.
10/ Lahmacun
Lahmacun; ince hamur üzerine kıyma, soğan, biber salçası ve çeşitli baharatların yayılmasıyla hazırlanır, pişirildikten sonra taze yeşilliklerle servis edilir.
Adı, Arapça “lahm bi’ajin” (hamurla yoğrulmuş et) ifadesinden gelir. Orta Doğu kökenli olan lahmacun, Osmanlı mutfağıyla birleşerek günümüze ulaşmıştır. Türkiye’de geleneksel bir sokak yemeği olarak da popülerdir.

BM Turizm Örgütü Kültür Turizmine Modayı da Ekledi

Özellikle yerli nüfus ve küçük çapta butik olarak çalışan iş alanlarında moda sektörüne odaklanmanın turizm deneyimlerini artıracağı ve mahalli topluluklar arasındaki bağı kuvvetlendireceği bilinci her geçen zaman daha da yaygınlaşmakta.
Zaten Birleşmiş Milletler Turizm Örgütü ile Lugano’da bulunan Università della Svizzera Italiana (USI)’nın ortaklaşa yayımladığı rapora göre turistlerin gittikleri yerdeki özel kültürün yayılması için verilen eğitim çalışmalarına gösterdikleri farkındalık artmakta.

Modanın yerel kültüre olan katkısı
Küreselleşme ile birlikte e ticaretin artmasına mukabil tekstil, takı, parfüm ve aksesuarlar gibi moda ile bağlantılı ürünleri yerinde satın alma talebi güçlülüğünü korumakta.
Bunlar ürün olmanın dışında turistleri bulundukları yerin tarihi, kültürü ve kimliği ile birleştiren, her biri hikaye anlatan objeler.

Onbir ülkede (Endonezya, İtalya, Lübnan, Meksika, Nijerya, Peru, Kuzey Kore, Suudi Arabistan, İspanya, İsviçre ve Tanzanya) yapılan çalışmalar sonrası çıkan rapor sonuçları aşağıdakileri kapsamaktadır.
- Moda ile turizmin içiçe girdiğini, yerel yaratıcıların üretim gücünü artırdığını ve çeşitli ülkelerden gelen turistlerin ilgisini çektiğini kanıtlamakta olduğu.
- Moda ile turizm alanında yer alan büyük oyuncuların kazan – kazan stratejisini desteklemekte olduğu.
- Üreticilerin yeni buluşumlar yapmak için kullandıkları öğeleri üst seviyeye taşımasına yardımcı olduğu.

- Ziyaretçilerde belirgin ve özel kültür ürünlerine karşı duymaları gereken sorumluluğu artırmakta olduğu.
- Geleneksel modayı yaratıcı tasarımlarla birleştirmenin küresel çapta yeni ticari fırsatlar yaratacağına olan güveni geliştirmekte olduğu.

USI hakkında
Università della Svizzera italiana (USI) İsviçre’nin Lugano şehrinde bir devlet üniversitesidir. Üniversitede 4,500 öğrenci eğitim görmekte, 110 ülkeden 1,400 öğretim görevlisi ve araştırıcısını bünyesinde barındırmaktadır.


USI en ileri teknolojiyle hem moda hem de turizm alanında özelleştirilmiş master programları uygulamaktadır.
KURAP Haziran’da Toplandı

Kurumsal Acenteler Platformu (KURAP)’nun Haziran ayı olağan toplantısı, üyemiz Jules Verne Seyahat Acentesi’nin ev sahipliğinde The Artisan Hotel’de gerçekleşmiştir.
Toplantının gündeminde ilk olarak, TÜRSAB’ın APJC kanadı ile gerçekleştirilen ve Başkan Moris Kohen Kasar’ın katıldığı toplantıya ilişkin bilgilendirme yapılmıştır.
Ardından, Türk Hava Yolları tarafından acentelere çıkarılan debitler, ilk üç aylık teşvik değerlendirmeleri ve TK Connect sisteminde süregelen sorunlar ele alınmıştır.

Toplantı, otelin çatısında yer alan Topaz Restoran’ın yeni alanında düzenlenen akşam yemeği ile devam etmiştir.
Mükemmel ev sahiplikleri için Jules Verne ailesine teşekkür ederiz.
Birleşmiş Milletler Turizm Örgütü Expo 2025 Japonya’da Küresel Diyalog İstedi

Nisan ayında Japonya’da düzenlenen Expo 2025 Fuarı’nda, Birleşmiş Milletler Turizm Örgütü değişim ve kadın iş gücünün güçlendirilmesinin önemini bir kez daha vurguladı.
Bu yılki fuara, 150'den fazla ülkeden yaklaşık 28 milyon ziyaretçi katıldı. Expo fuarları, dünyada yeni fikirlerin geliştirildiği ve çözümler üretildiği platformların öncülerinden biri olarak kabul ediliyor. Ayrıca, 2030 yılı ajandasında yer alan Sürdürülebilir Kalkınma hedefleri yeniden gündeme geldi.
Osaka’daki fuarda, Birleşmiş Milletler Turizm Örgütü; kamu ve özel sektör liderlerinin katılımıyla sektörün önceliklerinin tartışıldığı iki ayrı foruma ev sahipliği yaptı.
Birleşmiş Milletler Turizm Örgütü Eğitim ve Yatırımlar Direktörü Antonio López De Ávila, “Expo 2025’te turizm, sürdürülebilir kalkınma, sosyal katılım ve teknik gelişim için bir katalizör işlevi görmesi sebebiyle, yalnızca bir sektör olmanın ötesinde anlam taşımaktadır,” şeklinde konuştu.

Turizm alanında kadın çalışanlara daha fazla yetki
28 Nisan’da düzenlenen "Kadın Kurucuların Kutlanması Forumu", kadınlar tarafından geliştirilen yaratıcı fikirlere ve turizm teknolojisindeki katılıma verilen desteğe adandı.
Forumlarda yapılan tartışmalar, yaratıcı fikirlerin, katılımın ve stratejik liderliğin; özellikle çeşitliliğin artışı, öz sermaye ve piyasa değerlendirmesi söz konusu olduğunda, turizmin dönüştürücü gücünü ortaya koyduğunu bir kez daha teyit etti.

Geleceğe yatırım
Asya ve Pasifik bölgesine, 2019 ile 2024 yılları arasında 442 ayrı kaynaktan turizm yatırımı yapıldı. Bu yatırımların toplam değeri yaklaşık 38 milyar Amerikan dolarıydı.
Bu yatırımlar sonucunda, 247 yeni şirket kurulurken 77.000 ilave istihdam sağlandı. Japonya’nın bu yatırımlardaki payı, 33 proje kapsamında 2,5 milyar dolar oldu.

Forumun kapanışında, turizm yatırımının yalnızca altyapı ve sermaye ile sınırlı olmadığı; insan, kültür ve uzun vadeli etkileşimi kapsadığı hatırlatıldı. Dünya mirasından yaratıcı ortaklıklara kadar, turizmin geleceği şekillendirebilmesi için geniş bir vizyona, iş birliğine, katılımcılığa ve sürdürülebilir gelişime ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.
Avrupalı Turistlerin ABD Seyahati Dramatik Şekilde Düştü

ABD menşeli NTTO’nun (Milli Seyahat ve Turizm Ofisi) bildirdiğine göre, Trump hükümetinin aldığı kararlar sonrası Avrupalı turistlerin Amerika’ya yönelik tercihleri, Nisan ayında geçen yılın aynı ayına kıyasla %17 düşüş gösterdi. Meksikalı ve Kanadalı turistlerin Amerika seyahatlerinde bu düşüş oranı %12 oldu.
Batı Avrupa Ülkelerinden ADB'ye Seyahatte Büyük Azalış
Avrupa’daki seyahat tercihlerine baktığımızda, ABD'ye olan seyahat sayısındaki azalma hemen her ülkede göze çarpıyor. Örneğin, Alman turistlerin sayısındaki düşüş oranı %28 iken, Lüksemburg’da bu oran %43’e kadar çıkıyor.
İzlanda ve Danimarka’da da Durum İç Açıcı Değil
Danimarka’daki %35’lik düşüşün, Trump’ın Grönland’ı ABD’ye bağlama isteğinden kaynaklandığı belirtiliyor. Uzmanlar, bu düşüşün artarak devam edeceğini tahmin ediyor. İzlandalı turistler de aynı nedenden ötürü tepki göstererek %34’lük bir düşüşe sebep oldu. İspanyolların ABD’ye olan seyahatleri de %25 oranında geriledi.

Doğu Avrupa’da ise Macaristan ve Slovakya’daki gerileme oranı sırasıyla %26 ve %21 olarak gerçekleşti. Buna karşın, Polonyalıların ABD’ye olan ilgisi %23 oranında artış gösterdi.
Asya ülkelerinde düşüş sadece %3 seviyesindeyken, Orta Doğu’da tam tersi bir eğilim gözlendi. Suudi Arabistan vatandaşlarının ABD’ye seyahatleri %26, Katarlılarınki ise %25 oranında arttı. En büyük artış ise şaşırtıcı şekilde Türkiye’den geldi; bu oran %51 olarak kaydedildi.
Politikaların Dalga Etkisi
Trump yönetiminin politikaları, Amerika’ya olan ilginin azalmasında en büyük rolü oynadı. “ABD’nin kurtuluşu” olarak adlandırılan ticaret savaşlarının başlamasıyla birlikte, dünyadaki neredeyse tüm ülke mallarına uygulanan ithalat vergileri az ya da çok artırıldı. Bu tutum, ülkeler arasındaki ilişkilerin gerilmesine ve Amerika’ya olan seyahat hevesinin azalmasına yol açtı.

Bir diğer neden ise, Mart ayında bazı Alman vatandaşlarının ABD’de gözaltına alınması. Bu olay, hem Almanya hem de İngiltere'de tepkiyle karşılanmış ve iki ülkenin de Amerika’ya karşı mesafeli durmasına neden olmuştur.
Tüm bunların üzerine, ABD vizesine başvurularda cinsiyetin yalnızca doğumda atanan cinsiyet olarak değerlendirilmesi ve buna bağlı olarak kadın-erkek ayrımcılığı yapılması, bardağı taşıran son damla olmuştur.

Ekonomik Etki Alanının Genişlemesi
Turizm, her zaman ABD ekonomisinin can damarlarından biri olmuştur. Bu nedenle yaşanan çöküş; otel konaklamasından hava yolu taşımacılığına, alışverişten restoranlara kadar birçok sektörü etkileyecektir.

Eğer Batı Avrupa’dan ve hatta Meksika’dan gelen ziyaretçilerin sayısında ciddi bir azalma söz konusuysa, ABD’nin küresel ölçekte eski konumuna dönebilmesi için dış politikasını gözden geçirmesi kaçınılmazdır.
ABD'nin mevcut politikalarında ısrarcı olması ve stratejik değişiklikler yapmaması durumunda, bu kötüye gidişin artarak devam etmesi kaçınılmaz olacaktır.
Avrupa’da Ziyaret Etmek İçin En Hesaplı 10 Ülke
Fazla Para Harcamadan Avrupa’yı Ziyaret Etmek mi İstiyorsunuz?
HelloSafe araştırma şirketi, hangi ülkelerde ziyaretçilerin yatma, yeme-içme, etrafı gezme ve hatta eğlenmek için günlük ne kadar para harcadıklarını araştırdı.
Şirket, Balkanlar’daki Kosova, Sırbistan ve Moldova gibi ülkelerin, düşük bütçeyle seyahat etmek isteyen gezginler için ideal yerler olduğunun altını çiziyor.
Günde yaklaşık 240 Euro harcamanız gereken İsviçre; 180 Euro ile Fransa ve hatta 175 Euro günlük harcamanın gerekeceği İzlanda gibi ülkeler, kıyaslamayı kolaylaştırmakta.
Avrupa’da para tuzaklarına düşmeden, hâlâ bütçenize uygun, makul fiyatlı ülkeleri aşağıda dikkatinize sunuyoruz:
10 – Çekya (günde 95 € harcama)

Çekya, özellikle Prag, Avrupa’nın en uygun fiyatlı destinasyonlarından biri. Ülke, Orta Çağ’dan kalma yapıtlarla modern mimari örneklerinin harmanlandığı bir yer.
Günde 95 Euro harcayarak üç yıldızlı bir otelde kalabilir, Prag’ın cıvıl cıvıl parke taşlı sokaklarında yürüyebilir, bütçenize uygun yemek yiyebilir ve meşhur Çek biranızı yudumlayabilirsiniz.
9 – Macaristan (günde 75 € harcama)

Macaristan’ın kalbi olan Budapeşte, göz alıcı mimarisi, rahatlatıcı termal suları ve canlı gece hayatıyla mutlaka görmeniz gereken bir şehir. Ortalama 75 Euro harcamayla bu güzelliklerin tadına varabilirsiniz.
8 – Romanya (günde 70 € harcama)

Transilvanya’da Drakula’nın kalesinin bulunduğu Romanya, ürkütücü efsaneleri, Orta Çağ kalıntıları ve doğa güzelliklerini önünüze sermekte.
Ortalama 70 Euro günlük harcamayla gününüzü geçirebilirsiniz.
7 – Arnavutluk (günde 65 € harcama)

Avrupa kıtasının Adriyatik Denizi kıyısındaki Arnavutluk, yakın zamana kadar içine kapanık yaşayan bir ülkeydi. Yüzünü turizme döndükten sonra, el değmemiş güzellikleri turistler tarafından keşfedilmeye başlandı.
Henüz bozulmamış, temiz ve kilometrelerce uzun plajları ile arkeolojik harikaları keşfetmek için günde 65 Euro yeterli olacaktır.
6 – Bosna Hersek (günde 60 € harcama)

Bosna Hersek’in tarihi ve coğrafyası sizi bir süreliğine şaşkına çevirecek kadar büyüleyici.
Günde en fazla 60 Euro harcayarak dağlık bölgeleri ve zengin kültürel mirası, başka bir çağa adım atmışçasına keşfedebilirsiniz.
5 – Bulgaristan (günde 60 € harcama)

Zengin tarihi, panoramik dağları ve Karadeniz kıyısındaki plajlarıyla Bulgaristan’da, yaklaşık günde 60 Euro harcayarak gününüzü geçirebilir, Sofya’dan kırsal bölgelere yönelerek doğal güzellikleri görebilirsiniz.
4 – Polonya (günde 55 € harcama)

Varşova ve Krakov gibi tanınmış şehirleriyle Polonya, mütevazı bütçelerle zaman geçirebileceğiniz bir destinasyon.
Auschwitz Toplama Kampı’nı ziyaret ederek II. Dünya Savaşı’nın ibretlik kalıntılarını görebilir, Krakov’daki etkileyici tuz madeni müzesini gezebilirsiniz.
3 – Kosova (günde 50 € harcama)

Kosova, Avrupa’da bütçeye en uygun şekilde ziyaret edilebilecek ülkelerden biridir.
Günde yaklaşık 50 Euro harcayarak, turist akınına uğramamış bu ülkenin kültürünü ve doğal güzelliklerini deneyimleyebilirsiniz.
2 – Sırbistan (günde 45 € harcama)

Sırbistan, son yıllarda turizmde büyük bir gelişme kaydetti.
Daha az turistik yoğunluk sayesinde, kalabalıklara karışmadan, sıra beklemeden günde 45 Euro harcayarak Belgrad sokaklarını gezebilir ve gece hayatını keşfedebilirsiniz.
1 – Moldova (günde 35 € harcama)

Moldova, tüm Avrupa ülkeleri arasında en düşük bütçeyle yaşanabilecek destinasyonlardan biridir.
Güler yüzlü, misafirperver halkın arasında; günlük 35 Euro harcayarak resim gibi üzüm bağlarını ve sessizliğe gömülmüş eski manastırları ziyaret edebilirsiniz.










