Aziz Paul'un Kayip İncil’i Bulundu mu?

Aziz Pavlus dini doktirini tamamladığında İsa ölmüştü. Ve o zaman; Antakya'da İsa'nın takipçilerine Hristiyan denmesine on yıllar vardı. Bugünün İncilinin seçileceği ve Hristiyanlığın 3 büyük tek tanrılı dinden biri olarak kitleler tarafından takip edileceği günlere ise yaklaşık 3 asır vardı. Aziz Paul'un sırrı daha çok uzun süre saklanacağa benziyor. Maalesef, birkaç yıl önce Tarsus'ta bulunan deliller de sonsuza kadar sır olarak kalacak. 

Refik Kutluer Ağustos 2021

Aziz Paul’un Kayip İncil’inin Gizemi. Birileri Bir Şeyler mi Saklıyor?

Alacakaranlıkta komşuları uyandıran gürültü, mahalledeki o küçük evde yapılan kazıdan çıkan toprakları taşıyan kamyonların sesiydi. Gecekondu benzeri o küçük evde acaba ne arıyorlardı? O kadarcık mekandan bu kadar çok toprak çıktığına göre kaç metre derine inmişlerdi? Yoksa buldukları bir ipucunun mu peşindeydiler? Peki neden bu kazı silahlı muhafızlarla korunuyor ve yetkililerden başka hiç kimse içeri giremiyordu?  Bir yıl süren bu kazının sırrı neydi? Acaba ne sebeple öldürüldüğü bilinmeyen komiser görmemesi gereken bir buluntu hakkında birilerine bilgi mi vermek istemişti?

Tarsus’taki kazının gerçekleştirildiği, Aziz Paul’un İncili ile ilgili yok edilen ya da saklanan delillerin muhtemelen bulunduğu ev.

Türkiye'deki Vatikan Büyükelçiliği, 2019 yılında Tarsus'ta bulunup kaçırıldığı söylenen İncil veya buna bağlı söylentilerle ilgisi olmadığını resmi kanallardan açıkladı! Aziz Paul'un kayıp İncil'inin Papa Francis'e teslim edildiği söylentisinin de doğru olmadığını belirtti. Bu söylentilerin ciddiye alınıp en üst seviyeden bir açıklama yapılması neden gerekmişti? Sadece bu açıklama, söylentilere kaynak olan, delillerin yok farz edilmesini sağlayabilir miydi? Yoksa tam tersine endişeleri ve belirsizliği mi artırdı?

Bu kazı, 10 000 yıllık önemli kent Tarsus’un bir kenar mahallesinde, antik çağın en büyük tapınaklarından Donuktaş harabelerinin yakınındadır. MÖ 2. yüzyıldan kalma bir Mitra tapınağı olan Donuktaş’ın kalıntılarından gelen felsefi gelişim rüzgarı bugün dahi Hristiyanlığı etkilemeye devam mı etmektedir? Bir Mitra tapınağı olduğu var sayılan Donuktaş halen gizemini korumaktadır.

Tarsus'taki evin mistik kazısı tamamlanmış, mekan terk edilmiş ve içinden çıkan ve ne oldukları belli olmayan buluntular bilinmeyen bir yere götürülmüşlerdir. O gizemli evde ne veya neler olduğu için bu kazının yapıldığı ve kazının neden bu kadar uzun sürdüğü bilinmemektedir. Her şey bir sır olarak kalmaya devam etmektedir, en azından toplum için. Buluntular ve kazı sonuçları hakkında tatmin edici resmi bir açıklama henüz yapılmamıştır.

Tarsus – St. Paul’un Doğduğu Yer

Aziz Paul'un doğum yeri (MS 5 - 67) olarak bilinen Tarsus İncil Eylemleri Kitabı’na göre Hristiyanlık kuramının doğduğu yer ve Yeni Ahit in çoğunu oluşturan mektupların merkezi olarak da bilinmektedir. Eski bir antik felsefe okulu olarak Tarsus şehri St. Paul'un Hristiyanlık vizyonunu etkilemiştir. Birçok eski dinin buluşup kesiştiği Tarsus, Yahudi, Hristiyan ve İslam dinlerinin her biri için çok önemli bir şehirdir. 16. Papa Benedict’in 2008’i St. Paul senesi ilan etmesi üzerine, Vatikan'ın Ankara Büyükelçisi ile Anadolu Katolik Kiliseleri piskoposu ve İtalya'dan gelen 37 kişilik bir grup din adamı, Aziz Paul’un Tarsus’taki evini ziyaret edince Hristiyan dünyasının Tarsus’a duyduğu ilgi arttı. Bir ilahiyatçı ve kutsal kitap bilgini olarak Papa Benedict, dikkatini Kilise tarihindeki en önemli şahsiyetlerden birine çevirdi. Aziz Pavlus ya da Tarsus’lu Saul veya St. Paul  kendisini açıkça meslek gereği havari veya Tanrı'nın iradesiyle havari olarak tanımlardı. İnananlar ona 13. Elçi veya yalnız'dan sonraki ilk adını vermişlerdir.

M.S. 140 – 160 yıllarına ait Argentoratum (Strazburg’un eski ismi)’dan bir Mitra rölyefi, orijinal renkler yeniden oluşturulmuştur, Strazburg Arkeoloji Müzesi koleksiyonundan.

Mitra – Stoacılık Ve Hristiyanlık Arasındaki İlişkiler

Tarsus'ta Stoacı düşüncenin yarattığı anlayış ve doğa güçlerinin kişiselleştirilmesi, Monoteizm (tektanrıcılık) inancıyla birleşerek Hristiyanlıkta Tanrı - Oğul ve Kutsal Ruh inancına evrilmiştir. Birbirinin öncüsü olan ve sonraki akımları etkileyen birçok din ve felsefe, insanın hakikat arayışında doğanın güçlerini tanrılaştırmıştır. Pers Mitra dini ve kültü, 1. yüzyılda Stoa felsefesini etkilemiştir. Stoacıların Mitra'dan gelen astronomi ve astrolojiye olan inançları, onların kadere karşı gelinmez felsefelerinin oluşumuna yol açmıştır.

Stoacılığın büyük ilkesi doğaya uygun hareket etmektir. Doğada her şey Tanrı'dır. Doğaya uygun davranmak, akla ve hikmete göre hareket etmek, dolayısıyla insanın kendisine uygunluk hali demektir. Bu tek tanrılı ve erdemli anlayış, İsa ve mucizeleriyle zenginleşip paketlenince, Hristiyanlık yeşermeye başlamıştır. Erken Hristiyanlık, hem kurumsal hem de pratik olarak, önceki felsefi fikirler, Stoacılık, Platon ve Aristoteles'ten beslenerek şekillendi. İnsan aklının gücüne güvenmeye dayalı antik Yunan felsefesi, tek tanrılı dinlerin yaratılması nedeniyle artık egemen değildi. İnsanın dine ve onun söylediklerine sıkı sıkıya bağlanıp kesin itaat edeceği ve tek merkezli bir Ortaçağ düşüncesinin egemenliği başladı. Özgür akıl yürütmenin ve bilgeliğin gelişiminin yerini ilahi buyruk aldı ve felsefi düşünce Ortaçağ karanlığında yeraltına itildi.

Mitra Tapınağı “Donuktaş"

Tanrı'nın Çocuğu Mit’i

Homo sapiens'in evrimleştiği eski zamanlarda, çocuğun babası bilinmezdi ve aile anlayışı yoktu. Cinsel ilişki sadece zevk için yapılırdı. Hatta çocuğun babasının, aylar önce savaşılan bir hayvan veya yağan yağmur dolayısı ile gök tanrılarından herhangi biri olabileceği zannedilirdi. Başlangıçta bir meyvenin tohumunun ekine dönüşmesine, topraktan çıkıp çiçek açmasına tanık olmuşlar ve bunu bir yeniden doğuş süreci olarak görmüşlerdi! Bu; ölülerini, zamanı gelince yeniden doğacaklarını ümit ederek, gömmeye başlamalarının da nedeni olabilir. Bu aynı zamanda tanrılardan gelen sihirli yağmur damlalarının kadınların hamile kalmasını sağladığını zannetmelerinin nedeni de olabilir. Baba olan tanrılar..!  Bu düşünce insanoğlunun DNA hafızasında birikmiştir. Daha sonraları Şaman, Hint, Sümer, Mısır, Mitra ve birçok uygarlıkta Tanrı'dan olan çocuk efsanesine sıklıkla rastlarız.

İsa’nın Tanrı’nın oğlu olduğu fikri Hristiyanlık’tan çok daha eskilere dayanmaktadır ve
bu “mit”in tarihte birçok versiyonu vardır. En eskisi de Mısırlı İsa olan Thoth’un hikayesidir.

Mitraizm inancında, peygamber Mitra, normal bir hamilelik sonucu değil, Tanrı'nın üflemesi sonucu bir bakireden doğmuştur. O da öldükten sonra ikinci kez dünyaya gelmiştir! Son akşam yemeğinde, tıpkı İsa'nın son akşam yemeği gibi, Mitra ile birlikte 12 kişi vardı. Bu ve benzeri mitlerin etkisiyle Tanrı'nın Oğlu İsa, Hristiyanlığı tanrısallaştırmak ve kabul edilebilir bir din haline getirmek için oldukça etkili bir teori olmuştur. Oluşturulan Baba-Oğul-Kutsal Ruh üçlemesi sayesinde bu yeni din kısa sürede birçok taraftar kazandı. İsa'ya atfedilen bu ve diğer tüm mucizeler, felsefesini geçmiş bilgilerden alan ve diğer tüm dinler gibi sosyal hayatı düzenlemeyi amaçlayan Hristiyanlığın kabulüne vesile olmuşlardır.

Yeni Dinler Geliştikçe Askeri Güç İhtiyacı da Gelişir - Hristiyan Askerler

Ancak tüm yeni dinlerin büyümesi ve kabul görmesi için güce, özellikle de askeri güce ihtiyaç vardı. Oluşmakta olan Hristiyanlık dünyasında bu gücü sağlayabilmek için, Roma İmparatoru Konstantin'in birçok Hristiyan askerini kendi yanına çekmeyi başardığı Milano fermanı ilan edildi. Milano Fermanı, Roma İmparatorluğu'nda Hristiyanlığa karşı hoşgörüyü tesis eden bir bildiriydi. Bu, Batı ve Doğu Roma imparatorları I. Konstantin ve Licinius arasında Şubat 313'te Milano'da varılan siyasi bir anlaşmanın sonucuydu. Licinius'un 313 Haziran'ında Doğu Roma'ya duyurduğu ferman ile herkese dilediği tanrıya ibadet etme özgürlüğü verildi. Böylece Hristiyanlar, kiliselerini kurmak da dahil olmak üzere birçok yasal hakka sahip oldular.

Fermana göre, devletin el koyduğu mallar derhal Hristiyanlara iade edilecekti. Ve Roma ordusundan kaçtığı ve sürekli savaştığı için zaten eğitimli olan Hristiyan silahlı kuvvetleri, Konstantin için ilave bir askeri güç haline geldi. Hristiyanlık, Roma İmparatorluğu tarafından 313 yılında yayınlanan Milano Fermanı ile çok daha geniş kitlelere ulaşmaya başlamıştır. Ortadoğu'da yaygın olan semavi dinlerden uzaklaşarak daha çok insana hitap eden ve mensubu artan Hristiyanlık dini, zamanla, Roma İmparatorluğu'nun resmi dini haline gelmiştir. Hristiyanlığın Roma İmparatorluğu tarafından resmi din olarak seçilmesi 381 yılında Theodosius döneminde gerçekleşmiştir.

Kutsal Kitap, 4 İncil ve 1. İznik Konseyi

St. Paul, MS 60 civarında İsa Peygamber efsanesini de yeniden inşa etti. Hedefi, diğer havarilerin de yardımıyla yayılmaya başlayan bu yeni dini sağlam temeller üzerine kurmaktı. Ancak daha sonra önemli bir sorun ortaya çıktı. İncil tek bir kitap değildi. Birçok kişi tarafından yazılan farklı İnciller, farklı ve bazen çelişkili görüşleri dile getiriyordu.

Başta rahip Arius olmak üzere bu yeni dinin ileri gelenlerinden bazıları, Tanrı'nın tek yaratıcı ve İsa'nın bir peygamber olduğunu kabul etmekte, ancak Tanrı'nın Oğlu İsa kavramını reddetmekteydiler. Bu ve benzeri görüşlerin taraftar bulması ve çelişkili seslerin çoğalması sonucunda; Milattan sonra 325 yılında İznik'te toplanan 1. İznik Konseyi’nden farklı ve çelişkili görüşlere sahip İncilleri yok etme ve sadece, günümüzde de geçerli olan, 4 İncil ile devam etme kararı çıktı.

Matta, Markos, Luka ve Yuhanna tarafından yazılan bu 4 İncil, ilk kabul edilen İncil'i oluşturmuştur ve Hristiyanlık teorisini yaratan St. Paul, görüşlerini ancak, İncil'in ikinci bölümünde mektuplarıyla ifade edebilme imkanı bulmuştur. Aziz Paul'un yazdığı İncil'e ne olduğu, en gizemli soru olarak ortadadır.  Kayıp mıdır? Yoksa bulunmuş, ancak hakim görüşe aykırı görüşler içerdiği için gizlenmiş midir?

Roma'daki Sistine Şapeli'nde “İlk İznik Konseyi”ni betimleyen 16. yüzyıldan kalma  bir fresk

İznik’teki ilk konsey toplandığında St. Paul’un İncili mevcut değildi. Başka bir deyişle; Tarsus'ta bulunduğu söylenen ve saklandığı düşünülen İncil ve bu İncil'deki görüşleri destekleyen belgeler henüz ortaya çıkmamıştılar. Ve 1700 yıl daha bulunamayacaktılar! Tarsus'ta yapılan kazıda ortaya çıkarıldıklarında, acaba, tüm delilleriyle birlikte saklanmaları veya yok edilmeleri mi gerekmişti? Bu, tanıkları yok etmek pahasına gerekli görülmüş olabilir mi? Bu kazıdaki bulgular, İznik konseyinin toplanmasına neden olan Arius'un görüşlerini mi haklı çıkarmıştı? Aziz Pavlus'un teorisini geliştirirken kullandığı fikirler ve bunları gösteren belgelerin, İsa hakkında genel kabul görmüş görüşlere aykırı fikirler içeren belgeler olup olmadığını bilemiyoruz.

Tarihte Kaç İsa Vardır?

Tarihte kaç İsa olduğu sorusu çok gizemli ve büyük bir sorudur ve kısa cevap bilinen 4 farklı İsa olduğudur. İlk akla gelen ve en eski Mısırlı bilgelik tanrısı olan Mısırlı İsa Thoth (MÖ 3000) dur. Antik Yunan döneminde Thoth 3 kez kutsanan Hermes (Hermes Trismegistus) olmuştur. Hermetik düşünceye göre o, İsa'nın selefidir. İlk tek tanrı inancının Mısır Tanrısı Athon inancı olduğunu biliyoruz, (M.Ö. 1300).  Ardından İranlı Zerdüşt İsa gelmektedir:

Zerdüştlük, (MÖ 500 - 600) bakire bir kadından dünyaya gelen kişinin dünyayı kurtaracağı kehaneti mesih inancının temeli olarak kabul edilebilir. Ve Hristiyan İsa'nın Anadolu’daki çağdaşı ile karşılaşıyoruz. Adı Apollonios’tur ve MÖ 3 yılında Bor’da (Anadolu’daki Roma eyaleti Kapadokya'nın Tyana kasabası) doğdu ve MS 97'de Efes'te öldü. Nasıralı İsanın ise 1 yılında doğduğu ve MS 30 civarında öldüğü varsayılmaktadır. Bu, bildiğimiz İsa'nın Hristiyanlık dininin tamamlanmasından yıllar önce vefat ettiği anlamına gelmektedir.

Tarsus’taki St. Paul Kilisesi

Roma kaynaklarına göre; MS 135'te Tyana adı yerine Apollonia adı, Romalılar yerine de yerel halkı ifade etmek için Appolonans kelimesi kullanılmıştır. Bu belgelere göre, Tyanalı Apollonius bir mucize yaratıcısı, şifacı, geleceğin habercisi, büyücü ve neophytogorian (Filozof Phytogorian’ın adı ile anılan kentteki akımın takipçisi) bir filozoftu.

İsa peygamberin fenalaşmış bir kadının içindeki şeytanı kovduğu gibi, Appollonius da Efes şehrinde kıtlığa neden olan cinleri kovdu. İsa'nın Lazarus’u diriltmesi gibi, Appollonius da Efesli zengin bir ailenin ölü kızını diriltti. Apollonious, Roma’da yargılanırken, ölüm cezası verilmeden hemen önce mahkeme salonundaki herkesin gözü önünde aniden ortadan kayboldu. Bu durum tarihi belgelerde ve Roma İmparatorluğu'nun tutanaklarında kaydedilmiştir. Ayrıca kör bir adamı iyileştirdiği ve kara vebayı bitirdiği iddiaları da vardır.

Tarihi İznik Konseyi ile Apollonius adı tarihten silinmiş, İsa olduğu iddiası reddedilmiş ve Apollonia yerine Tyana adı kullanılmaya başlanmıştır. Bunların hepsi aynı kişi midir, yoksa aynı amaç için yaratılmış ve ardından üzerlerine birçok efsane ve mucize giydirilmiş figürler midir? Başka bir deyişle, var olan farklı insanlar bu felsefi ve dini sembolizma ile mi donatıldılar?

Aziz Paul, geliştirdiği felsefesini bir Dine dönüştürmek için İsa'yı kullandı. Böyle bir gizeme, uygun bir figüre ve mucizelere ihtiyacı vardı! Üstelik, birçok başka mekan ve zamanda oluşan mucizelerle ilgili hikayeler de İsa'ya atfedilmeye devam ediyordu. İşin en güzel tarafı da, Aziz Paul'un oluşturmaya çalıştığı Dinin sembolik figürü ve peygamberi olacak kişi artık kendisine rakip de olamazdı, çünkü ölmüştü o!

Gizemli Tarsus Kazısında Yasaklanmış Gerçeğin İpuçları Bulunmuş Olabilir mi?

Her dinin bir felsefi içeriğe ve inanılırlığını artıracak mucizevi hikayelere ihtiyacı vardır. Mısır'dan Zerdüşt'e, Eski Ahit'ten diğer kutsal kitaplara, Sümer'den Antik Yunanistan'a, Mitra'dan Stoacılara kadar hep aynı öz malzeme ve bilgi üzerinde sürekli oynanmaktadır. Bu temel öz malzemenin kutsallığına inanan çok sayıda insan olduğu için, yeni mucizeler yaratmak yerine, inanılan mucizelerin yeni dine uyarlanması tercih edilmiştir.

İnsanoğlu beyin gelişimini sağladıktan sonra merak etmeye, araştırmaya ve endişelenmeye başladı. Bu arayış sürecinde insanlar uzunca bir süre birçok tanrıya inanarak bu endişelerinden bir nebze kurtulmaya çalıştılar. Bilgi birikimi ve antik çağların aydınlanmasıyla birlikte düşünen beyin gerçeği kendi içinde ve çevresinde aramaya başlayıp pagan çoktanrıcılığından felsefi düşüncelere dönüşmüştür. Dogmatik dinlerin öncesinde bilim de henüz yeteri kadar gelişmemişken insanlar çıkış yolunu düşünmekte arıyorlardı. Felsefe çağı arayışı sürerken; bir yandan gelişen bilim gerçek aydınlık beyinlerin yolunu açmaya başladı. Öte yandan, çok fazla aydınlanma, toplumun yönetimini zorlaştırmaya başlayınca, insanları tekrar dogmalara ve tanrı buyruğuna sokmak otoritelerin işine geldi. Ve böylece dogmatik dinler doğdu. Bu güçlü dinler Rönesans’ın neden olduğu yeni aydınlanma sayesinde bilim yeniden egemen oluncaya kadar toplum üzerinde şimdiye kadarki en büyük etkiye sahip oldular.

Aziz Paul'un Kayıp İncil’i Bulundu mu?

Aziz Pavlus dini doktirini tamamladığında İsa ölmüştü. Ve o zaman; Antakya'da İsa'nın takipçilerine Hristiyan denmesine on yıllar vardı. Bugünün İncil’inin seçileceği ve Hristiyanlığın 3 büyük tek tanrılı dinden biri olarak kitleler tarafından takip edileceği günlere ise yaklaşık 3 asır vardı. Aziz Paul'un sırrı daha çok uzun süre saklanacağa benziyor. Maalesef, birkaç yıl önce Tarsus'ta bulunan deliller de sonsuza kadar sır olarak kalacak. Refik Kutluer Ağustos 2021

Değerlendirmek İçin Korumak, Korumak İçin Tanımak Lazım

Dünyada, kültürel zenginlik anlamında, en önde gelen Anadolu’nun kıymetini ne kadar bilmekteyiz? Hangi yöreyi kazsanız altından katman katman farklı çağlar ve kültür çıkmaktadır. Toplumumuzdaki genel anlayışa göre bir şey ne kadar az ise o kadar değerli olabilirken çok olanlar, maalesef, değersiz gibi algılanabilmektedir. Acaba kültürel mirasımızın, zenginliğimizin çokluğu mudur bazılarının gözünde onu değersiz kılan?

Şöyle bir düşünün eski dünyanın 7 harikasından ikisi bir başka ülkede olsa o ülke vatandaşları onları nasıl tanır, benimser ve tanıtırlardı?  Bodrum’da Halikarnas Mozole’sinin kalıntılarını görenler bilir, durum içler acısıdır. Bir sokak içinde kalmış olan çok değersiz bir yapının kalıntıları gibi görünen bu harika kendini tanıtmasını bilen bir ülkenin elinde olsaydı kim bilir neler yapılırdı. Antik dünyanın 7 harikasından bir diğeri olan Efes’teki Artemis Tapınağından ise sergilenen sadece 2 küçük mermer parçasıdır.

Biz yeterince sahip çıkmadığımız için Anadolu’nun arkeolojik beldeleri dünya literatüründe ve basınında çoğunlukla Yunan (Grek) beldeleri olarak geçmektedir. Oysa eski Yunan Medeniyeti topraklarının %70’i bugünkü Anadolu’dadır.

Refik Kutluer

Bir kültür mozaiği olan Anadolu, İnanç Turizmi için de sayısız ve çok değerli mekanları ile, büyük bir potansiyele sahiptir. Çok değerli bir kültürel birikime sahip topraklarda yaşamaktayız. Çeşitli dinlerin en önemli merkezlerine ev sahipliği yapan ülkemizin vatandaşlarını bu konuda bilinçlendirmek çok önemli ve gereklidir. Sırf kendisine yanlış öğretilen inancına ters düşüyor diye o müthiş değerli insanlık mirasını tahrip eden veya ne olduğunu bilmediği için o buluntunun paha biçilmez parçalarını farklı amaçlar için kullanan insanımızı bilinçlendirmeliyiz. Bunun için de özellikle arkeolojik belde civarında yaşayan insanların eğitilmesi ve bilinçlendirilmesi esastır.

Keşke somut ve somut olmayan tüm değerlerimizi tanısak, onlara hak ettikleri değeri verebilsek, herkese tanıtabilsek ve bunun doğal bir sonucu olarak da onları koruyup sonraki nesillere aynı şekilde bırakırken yerli ve yabancı turistlerin daha çok ilgisini çekerek turizm gelirlerimizi olması gereken seviyeye çıkarabilsek. Söz konusu değerlerimiz hakkındaki araştırmaların, yazılan kitap ve makalelerin faydasına inanan bir turizmci olarak ülkemiz turizmine bir damla da olsa katkıda bulunmak amacıyla çalışmalarıma devam ediyorum. Bunu sosyal sorumluluk bilinci ile ve dünyayı bilen bir vatansever olarak gördüğüm eksiklere elimden geldiğince katkıda bulunabilmek için yapıyorum.  İşte orijinali İngilizce olan ve Ancient Origins” dergisinde yayınlanan Tarsuslu Aziz Paul ve Kayıp İncili konulu makalem de bu amaçla yazılmıştır.
Refik Kutluer 


KURAP Galataport Ziyareti

Kurumsal Acentalar Platformu üyeleri dünya çapındaki benzer projeler için bir ilham kaynağı olan Galataport kompleksini ziyaret etti. Galataport İstanbul, 1,7 milyar dolarlık yatırım tutarı ile Boğaz kenarında 1,2 km’ye sahip sahil şeridini kapsayan, dünyanın en önemli destinasyon projeleri arasında yer alıyor.

Kurumsal Acentalar Platformu üyeleri Antur’un ev sahipliği kapsamında 13 Ocak tarihinde İstanbul’un ve ülkemizin gurur kaynağı olan Galataport İstanbul’u gezdi. Proje maketi önünde Galataport Müdürü Figen Ayan Projenin başlangıcından bugüne kadar olan tüm evrelerini etkiliyeci bir sunumla KURAP üyelerine anlattı.

Galataport İstanbul, şehrin merkezinde dijitalleşme ile günlük hayatı kolaylaştıran tüm imkânlarını ve son teknolojileri bir arada sunan bir ekosistem sunmakta. Galataport İstanbul ile şehrin tarihi limanı bir yandan dünya standartlarında bir kruvaziyer limanına ve yeni bir destinasyona dönüşürken bir yandan da yıllardır halkın erişimine kapalı olan sahil şeridi erişime açılıyor.

1,200 metre uzunluğunda gezilebilir sahil şeridi

Dünya çapındaki benzer projeler için bir ilham kaynağı olan proje, dünyada ilk kez hayata geçirilen ve özel bir kapak sistemi ile yerin altında kurgulanan terminale ev sahipliği yapmakta. Tarihi liman ise İstanbul’un dünyaya denizden açılan kapısı olmaya devam ediyor.

Projenin ayaklarından birini oluşturan 2400 araç kapasiteli yer altı otoparkı da şehrin park sorununun çözümüne katkı sağlıyor.

Galataport İstanbul, 7 milyonu yabancı olmak üzere yılda toplam 25 milyon ziyaretçiyi ağırlayacak. Proje kapsamında mürettebat dahil yaklaşık 1,5 milyon kurvaziyer yolcusunun da İstanbul’u ziyaret edeceği öngörülüyor.

Mahalle Dokusunda Nefes Alan Bir Yaklaşım

Dev proje erişilebilir ve düşük katlı yapıları, mahalle konseptinde tasarlanmış, bölgenin tarihi dokusuyla uyum içindeki mimarisi, alternatif ulaşım olanakları gibi birçok özelliği ile ziyaretçilerine, nefes alan, sağlıklı ve güvenli bir kültür-sanat, çalışma, alışveriş ve yeme içme deneyimi vermekte. Projenin tamamı rıhtımı, meydanları ve sokakları ile herkesi kucaklayan, Boğaz’ın eşsiz manzarasına herkes için fiziksel ve görsel erişim sağlayan, 7/24 yaşam sunan bir alana sahip.

Şehrin Yeni Alışveriş ve Gastronomi Mahallesi

Galataport İstanbul’da yaklaşık 250 adet perakende ve yeme içme noktası bulunuyor. Alışveriş ve yeme içme birimleri için ayrılan kiralanabilir alan toplamı yaklaşık 52 bin metrekare, kiralanabilir ofis alanı ise 43 bin metrekare. Galataport İstanbul’da yer alan markalar, daha önce Türkiye’de yer almış olsun veya olmasın, tüm hedef kitlelere ve farklı zevklere hitap edebilecek, temelinde deneyim olan bir konsept ile hizmet veriyor.

Projede 20 metrekareden başlayarak 2 bin metrekareye kadar çıkan farklı büyüklüklerde mağazalar bulunuyor. Galataport İstanbul, %40’lık yeme içme oranı ile şehrin yeni gastronomi mahallesi konumuna geliyor. Geçmişte pek çok farklı kültürü barındıran bir sahada yer alan Galataport İstanbul, Türk ve Dünya mutfaklarından geniş bir yelpaze sunan birçok yerli ve yabancı markaya ev sahipliği yapıyor. Yeme içme sektöründe planladığı sertifikasyon ve denetim hizmetleri ile, ziyaretçilerine onaylı ve hijyenik sokak lezzetlerini güvenle tatma imkanı vermekte.

İstanbul’un Kültür, Sanat ve Tasarımla Buluşma Noktası

Sahasında barındırdığı İstanbul Modern ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi ile sanatın Türkiye’deki en iyi örneklerine ev sahipliği yapıyor. Proje kapsamındaki peyzaj düzenlemesi ile hayata geçirilen tarihi Tophane Meydanı İstanbul’un ilk müze meydanı oluyor.

Müze Meydanı’nın merkezinde yer alan ve tarihi 1848’e ulaşan tarihi Tophane Saat Kulesi, çok özel bir teknikle yerinde kaldırılarak restore edildi. Tophane Saat Kulesi, Galataport İstanbul’da eski ile yeniyi buluşturan, anları ve anıları sahiplenen, zaman ve dönüşümün bir simgesi. Ondokuzuncu yüzyılda Sultan Abdülmecid tarafından yaptırılan ve üzerinde kendisine ait bir tuğra bulunan bu yapı İstanbulluları ve şehrin ziyaretçilerini ağırlıyor. Galataport İstanbul’un yıl boyunca ev sahipliği yaptığı pek çok kültür sanat ve tasarım etkinliği ile çevresindeki kültür ve sanat etkinliklerinde de %72’lik bir gelişme sağlayacağı öngörülüyor.

Tophane Saat Kulesi (1848) önünde KURAP üyeleri

Tarihi Mirasa Saygı

Proje sahası içerisinde yer alan tescilli binaların restorasyonu ile İstanbul’un çok değerli tarihi binaları şehre geri kazandırıldı ve zeminlerinde yapılan iyileştirme çalışmaları ile binaların dayanıklılığı artırıldı. Rıhtımın en eski binası olan Paket Postanesi, özel arduaz çatıları ve cepheleri ile projenin simgelerinden biri olurken liman sahasında yer alan diğer üç tescilli bina; Merkez Han, Karaköy Yolcu Salonu ve Çinili Han binaları da restore edilerek The Peninsula Istanbul oteline ev sahipliği yapıyor.

The Peninsula Hotel Istanbul

Dünyada sadece 10 seçkin lokasyonda yer alan Peninsula Hotels markasının bir halkası olan otel, 177 odası ile tarihi yarımadanın tam karşısında yer alıyor. Proje kapsamında restore edilen üç tescilli binaya ek olarak yeni inşa edilen ve 15 saniyede açılabilen özel giyotin cepheli bir balo salonunu şehre kazandırıyor. Toplam 300 milyon Euro’luk yatırımla hayata geçirilen The Peninsula Istanbul ile ülke ekonomisine 150 milyon Euro’luk doğrudan yabancı yatırım sağlandı. Otelin 2022 yılında açılması hedefleniyor.

Hotel Peninsula Istanbul

İnovatif ve Esnek Ofis Çözümleri

Galataport İstanbul’da, mimariden dekorasyona kadar, sosyal mesafe gözetilerek tasarlanmış esnek ofisler yer alıyor. Ofis alanları cam cephe sayesinde güneş ışınlarını içeri alıyor ki bu da çalışanlar için aydınlık ve ferah bir ortam sağlayarak çalışan motivasyonuna katkı sağlıyor. Ayrıca binalardaki teras alanları çalışanlara temiz havaya erişim imkânı veriyor.

Dünyanın İlk Yer Altı Kruvaziyer Terminali

Galataport Kuruvazier Yer Altı Terminali

Bir ana liman olarak konumlanan Galataport İstanbul; Akdeniz çanağından Karadeniz’e kadar geniş bir coğrafyada, günde 3 gemiye ve 15 bin yolcuya hizmet etme kapasitesi ile kruvaziyer turizmine hareketlilik getiriyor. Dünyada ilk kez kurgulanan ve büyük ses getiren özel kapak sistemi ve yerin altında inşa edilen 29 bin metrekarelik terminale ev sahipliği yapmakta.

Limanda gemi olmadığı zamanlarda, gümrüklü alanı ve güvenlik (ISPS) alanını ayıran özel kapak sistemi sayesinde, geçici gümrüklü saha yaratılarak sahil şeridi erişime açık kalmaya devam ediyor. Bu inovasyon sayesinde yıllardır erişime kapalı olan Karaköy’ün eşsiz sahil şeridi şehrin en özel yürüyüş rotalarından biri oluyor. Güvenli Turizm Sertifikası’na sahip Galataport İstanbul Kruvaziyer Terminali, pandemiye karşı alınan yüksek önlemler çerçevesinde misafirlerini karşılıyor.


Türkiye'nin Turizm Raporu Artış Gösteriyor

Covid-19 pandemisi turizm endüstrisini dünya çapında yıkıma uğrattı. Özellikle bu sektöre bel bağlayan ülkeler bu felaketten en fazla zarara uğrayanlar oldu. Türkiye bu ülkelerden biri. Ülkemiz aylardır bu zorluklarla başa çıkmaya uğraşıyor. Ancak Türkiye için turizmde yavaş da olsa gelişme ufukta acaba görünüyor mu?

Gelişme Gösteren Turizm İstatistikleri

Türkiye 2021 yılında Avrupa’da ki rakip ülkeleri geride bırakarak en fazla tercih edilen ülkeler arasına girdi. Ancak unutulmamalı ki ülke hala pandemi öncesi seviyelere ulaşmış değil. Bu yılın ilk 10 ayında ülkemize giren turist sayısı 21 milyonu geçti. Halbuki 2019 yılı ocak ayı ile ekim ayı arasında Türkiye’ye gelen turist sayısı 41 milyona yakındı.
Her iki yılı kıyasladığımızda 2021 yılı rakamı 2019 yılını rakamından %48 daha düşük. Fakat 2020 yılına baktığımızda bu yılki artış geçen yıla göre ikiye katlandı.
En fazla rağbet gören turizm bölgesi Antalya. On ay içinde Antalya 8,6 milyon turisti ağırladı. İstanbul’a gelen turist sayısı ise Ocak-Eylül ayları arası 5,8 milyon kişi.
Gelen turistleri ülkelerine göre sınıflarsak Ruslar 4,3 milyon turist sayısı ile toplam sayının yüzde 21’ini oluşturuyor. Almanya 2,7 milyon turistle ikinci sırada. Üçüncü sırada ise 1,9 milyon turistle Ukrayna oldu.

Hala Gelecek Turist Var

Dikkat edilmesi gereken bir konu daha var. Kültür ve Turizm Bakanlığı bu yıl için Türkiye’ye gelecek turist sayısı ile ilgili olarak 25 milyon hedefini koymuştu. Görünen o ki bu hedef aşılacak. Bakan Mehmet Ersoy güncellenen tahminlere dayanarak kasım ve aralık ayları ile birlikte 2021 yılını Türkiye’nin 29 milyon turist sayısı ile kapatacağını beyan etti.
Ekim ayındaki rakamlar göz önüne alındığında bu tahminin hiç de uzak bir ihtimal olmadığı ortaya çıkıyor. Ekim ayında ülkemize 3,5 milyon turist geldi. Pandemi öncesi ekim ayına göre kişi sayısı sadece yüzde 19 daha düşük.
Geçtiğimiz ekim ayında en fazla turist gönderen ülke 900 bin kişi ile Rusya oldu. Ruslar’ın oranı tüm turist sayısının yüzde 26’sı olarak gerçekleşti. Bu takip eden ülkeler 500 bin kişi ile Alman’lar, 217 bin kişi ile Ukraynalılar, 171 bin kişi ile Bulgarlar, 155 bin kişi ile İranlılar oldu.


Omicron Varyantı Küresel Turizimi Tehdit Ediyor

İki yıldır felaketle boğuşan turizm sektörü tam nefes almaya yeni başladığı geçtiğimiz günlerde; bu defa da Omicron Varyantının hızla yayılması tehdidi ile başa çıkmaya çalışıyor

Japonya’da ki alışveriş mekanlarından, Alpler’de ki ski resortlarına; kutsal mekanlardan
sıcak kumlu plajlara kadar yeni kısıtlamalar tanıdık sorunlara sebep olmakta. Birçok ülke Güney Afrika’da ki sekiz ülkeden gelen yolculara sınırlarını kapattı. Kanada hava yoluyla gelen gezginlere test uyguluyor ve test sonucu alınıncaya kadar hava limanından çıkmasına izin vermiyor.

Omicron varyantının nereden kaynaklandığı araştırmaları sürerken Güney Afrika Cumhuriyeti virüsün ilk defa kendi ülkelerinde görüldüğünü doğruladı. Omicron varyantının daha hızlı bulaştığı, hastaları daha yoğun etkilediği veya aşıya cevap verip vermediği henüz tam olarak belli değil. Covid-19 yayılmasında gevşek davranan ülkeler aynı hatayı işlemek istemiyorlar. Dünya Sağlık Örgütü’nün uyarısı bir yana seyahat yasağı birçok insanın yaşamı üstünde ağır bir yük oluşturacak.
Londra’da yerleşik EasyJet yeni kısıtlamaların şimdiden kış seyahatlerine sekte vurduğunu söyledi. Havayolunun CEO su Johan Lundgren zararın geçen defa ki kadar yıkıcı olmadığını kabul etti.

İskandinav bayraklı SAS havayolunun patronu mevcut durumda talebin yüksek olduğunu ancak yeni varyantın etkisinin ne olacağını bilmeye ihtiyaçları olduğunu söyledi.

Cowen firmasından analist Helane Becker “Geçmişte her yeni tip virüs çıktığında rezervasyonlarda önce düşüş, dalganın geçmesiyle tekrar yükseliş olmuştu. Aynısının tekrar edeceğini düşünüyoruz” dedi.

A.B.D. yönetimi 6 Aralık’tan bu yana yeni kısıtlamalar uygulamaya başlayacağını duyurdu.
Havayolu ile gelen tüm yolcular seyahat tarihlerinden en fazla 24 saat önce yapılmış Covid-19 testlerini sınırda ibraz etmek durumundalar. Bu kural hangi ülkeden geldiği ve aşı durumunun ne olduğuna bakılmaksızın herkes için geçerli olacak. Son 90 gün içinde Covid-19 hastalığı geçirmiş yolcuların sunacağı belge de geçerli olacak. A.B.D. ayrıca sekiz ülkeden gelecek yolcuların ülkeye girmesini yasakladı. Bu ülkeler Botswana, Eswatini, Lesotho, Malawi, Mozambik, Namibya, Güney Afrika ve Zimbabwe.

Güney Afrika’ya 70 ülke tarafından giriş çıkışlarda yasak konulması yoğun geçmesi beklenen yaz sezonu beklentilerinin Omicron varyantı sebebiyle çökmesine neden oldu. Varyantın kaynağının kendi ülkeleri olduğu açıklandıktan sonra 48 saat içinde 1 milyar Rand tutarında yaz sezonu rezervasyonları iptal edildi.

İsrail’in sınırlarını kapatma kararı Noel ve Hanuka arifesine denk geldi. Ülke bu sene başından beri ilk olarak Kasım ayında kapılarını turistlere açmıştı. Kasım ayının ilk yarısında İsrail’e 30,000 turist geldi. Geçen yılın aynı dönemi için bu sayı 421,000 idi.

Japonya’da 2019 da ki ziyaretçi sayısı 32 milyondan, geçen yıl 4 milyon a düştü. Düşüş 2020 yılı kadar olmasa bile bu yıl da devam etti. Başbakan Fumio Kishida aralık ayı sonuna kadar havayolları şirketlerinin yurt dışından rezervasyon almamalarını istedi. Tokyo’nun Ginza bölgesindeki lüks alışveriş yerlerine yer yıl hücum eden Çinli turistler için bu tam bir hayal kırıklığı oldu. Bar ve restoranlar çalışma saatlerini kısaltmak zorunda kaldılar.

Avrupa’da ki ski resortları müşterilerinin aşılı olup olmadıklarını veya daha önce hastalığı geçirip geçirmediklerini nasıl anlayacaklarını düşünmeye başladılar. Alman Ticaret Birliği sözcüsü Matthias Stauch yeterli yetişmiş elemana sahip olmayan aile işletmelerinin bu testleri yapamayacaklarını ifade etti. Birlikler durumun daha vahim hale gelmesi durumunda büyük ve yıkıcı zararlar doğacağından endişeliler.

Seyahat endüstrisi yetkilileri ileriye dönük kararlar almadan önce hükümetlerinin Omicron varyantı hakkında kendilerine bilgi verilmesini istediler. Ancak bunun zor olduğunun bilincinde olduklarını ortaya koydular.

Southwest Havayolu patronu Robert Jordan “Virüsle ilgili her şeyi öğrenmek için beklenilirse zaten kapıda görünen virüsün yayılmasını önlemek imkânsız olacak” şeklinde konuştu.


Kurumsal Seyahatler Yeniden Şekilleniyor!

Tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 salgınıyla birlikte birçok alışkanlığımız değişti. Her şey hızla değişip gelişirken, seyahat alışkanlıkları da farklı bir boyut kazanmaya başladı. Dünyadaki dijitalleşmeye paralel olarak seyahat sektörünün online kanallar üzerinden daha aktif hizmet vermeye başladığı bu dönemde, teknoloji ve kişiselleştirilmiş hizmetlerin kurumsal seyahat pazarına entegre edilmesinin önemi de bir kez daha doğrulandı.

Pandemi döneminde özellikle iş seyahatlerini sürdürmek zorunda olan kurumlar için seyahat acentelerinin sundukları; seyahat kısıtlamaları, ülkelerin sürekli değişen seyahat prosedürleri, vize süreçleri, güvenli konaklama gibi konulardaki danışmanlık hizmetleri daha da önemli hale geldi. Kurumların seyahat prosedürleri doğrultusunda doğru ve hızlı bilgi ile güvenilir rehberlik ihtiyacı arttı. Kurumlara özel uygulanacak seyahat risk yönetimi stratejileri ile iyi planlanan seyahatler oluşturulması şart oldu.

Gelişen teknolojiye bağlı olarak hizmet ihtiyaçlarının belirlenmesi noktasında kurumsal şirketler ve profesyonel seyahat danışmanları arasındaki geri bildirimlere bağlı olarak sunulacak çözümler; kurumsal şirketlerin seyahat ihtiyaçlarında maksimum değer ve deneyim sağlarken, seyahat araç ve hizmetlerine yönelik taleplerin karşılanması açısından da oldukça kritik bir öneme sahip olacak.

Peki dünyadaki dijitalleşmeye paralel olarak online kanallar üzerinden daha aktif hizmet verecek olan seyahat endüstrisi, yakın zamanda kurumsal seyahatin geleceğini nasıl şekillendirecek?

Online Seyahat Yönetim Platformları

Kurumsal seyahatlerde en çok ihtiyaç duyulan şeylerin başında çalışanların hayatlarını kolaylaştırarak, vakit kazandıran sistemler geliyor. Kurumların iş seyahatlerini e-posta ya da telefon trafiği olmaksızın; bilgisayarlarından ya da telefonlarından kendi başlarına hızlıca planlamalarını sağlayan, önceden belirlenerek platforma girişleri yapılmış olan seyahat politikaları ile şirket içi onay süreçlerini hızlıca çözebilecekleri, anlık online raporlar oluşturarak süreçlerin seyahat politikalarına uygunluğunu kolaylıkla kontrol edebilecekleri, kural oluşturma mekanizmaları ve online takip sayesinde masraf yönetimi yapabilecekleri, bu sayede kurumunun seyahat harcamalarını optimize ederek tasarruf yapmalarını sağlayabilecek Online İş Seyahati Platformları en önemli ihtiyaç olarak karşımıza çıkıyor.

Çevrimiçi Müşteri Deneyimi

Çevrimiçi Müşteri Deneyimi; özellikle pandemi sonrasındaki dönemde gerek gezginler gerekse de kurumsal şirketlerin gerçekleştirmeyi planladığı seyahatlerindeki karar verme sürecinde oldukça önemli bir role sahip. Bilgi toplamanın öncelikli olarak çevrimiçi kanallar aracılığıyla yapılması ile birlikte seyahat severler; sağlık ve seyahat sigortası kuralları başta olmak üzere seyahat edecekleri destinasyonlara yönelik tüm gereksinimlere çevrimiçi platformlar üzerinden güvenli bir şekilde erişmek istiyorlar.

Teknoloji, Kurumsal Seyahatte Devrim Yaratmaya Devam Ediyor

Toplum 5.0 felsefesine uyum gösteren sektörlerin başında gelen seyahat endüstrisi, hayata geçirmeye başladığı dijital trendler ile seyahatseverlere Matrix’i aratmayacak hizmet deneyimleri yaşatmak için çalışıyor! Yapay Zeka (AI), sanal ve artırılmış gerçeklik, giyilebilir teknoloji, biyometrik teknoloji, dijital seyahat arkadaşları ve içeriğin kişiselleştirilmesi gibi dijital trendler, seyahat ve konaklama sektörüne damgasını vuracak.

İş Seyahatlerinin Geleceği: Blockchain

Uçuşların nasıl rezerve edildiğine bağlı olarak isimler, doğum günleri, kredi kartları, otel ve kiralık araç bilgileri… Tüm bu verileri güvence altına alan, veri depolamayı ve erişimi kolaylaştıran blockchain teknolojisi, şirket çalışanlarına daha güvenli bir yolculuk ortamı sunacak. Blockchain teknolojisi; kullanıcı hatalarını minimize edip, siber güvenlik saldırılarından korunmaya da yardımcı olacak.


Kurap Aralık Ayı Toplantısı

KURAP geleneksel aralık ayı toplantısını Sortie eğlence merkezinin içindeki Kalamata Restoran’da gerçekleştirdi.

Turizm sektörünün son günlerdeki durumunun tartışıldığı toplantı sonrası hep birlikte Kalamata Restoran’da Kosata ve Tuba’nın müziğini dinleyerek yemek yenildi.

KURAP başkanı Moris Kohen Kasar yeni yılın ülkemize ve turizm endüstrisine uğurlu ve kazançlı olmasını dileyerek yeni yıl pastasını kesti.


A dan Z ye Başarılı Bir Hibrit Etkinlik Düzenlemek

Covid-19 pandemisi MICE sektörüne ciddi bir etkide bulundu. İşin özü olan canlı etkinlikler uzun zamandır yapılamıyordu. Ancak sektör harekete geçti ve bir iki hafta içinde görsel formatlar ve platformlar yaratılarak gerek dijital gerekse canlı sunum imkanları vücut buldu. Böylece hibrit etkinlikler tekrar canlandı.

Pandemiden bu yana bir buçuk yıl geçti. Etkinlik yapanlar arasında şu soru sorulmaya başlandı: MICE sektörü ileride ne kadar dijital olacak? Çevirim içi ve yüz yüze katılımın birleşmesinden doğan hibrit etkinlikler geleceğin yeni şekli mi olmaya gidiyor?

IMEX grubu bu bağlamda sorunun en dibine inerek Adım adım başarılı bir hibrit etkinliğe doğru başlıklı kapsamlı bir çalışma yaptı.

Hedeflerinizi Belirleyin

Her etkinliğin bir amacı vardır. Etkinlik planı yaparken hedefi ortaya koymak hayati değerdedir. Öncelikle yapacağınız etkinlikten ne elde etmek istediğinizin adını koyun.
Bu katılanlarla etkileşim halinde olabilmeniz için ne çeşit dijital araçlar kullanmanızı belirleyecektir.

Bundan başka katılanlarınızın yaşadıkları yerleri öğrenin. Böylelikle katılanların ne kadarıyla yüz yüze, ne kadarıyla çevirim içi etkinlik yapacağınızı tespit edebilirsiniz.

Son olarak katılımcıların dijital ortama yatkınlıklarını kontrol etmelisiniz. Hibrit etkinlik yapmadan önce hedef kitlenin hangi araçlara hakim olduğunu bilmek kullanacağınız araçları doğru seçme konusunda size yardımcı olacaktır.

Teknolojinin Önemi

Etkinliğe çevirim içi olarak katılacaklar için doğru platformu seçmek, onlara sanki diğer katılımcılarla birlikte oluyorlarmış duygusunu verecektir. Etkinlik platformunun doğru seçimi çevirim içi katılanlarla, fiziki olarak katılanları birbirine bağlar ve etkileşimin etkisini belirler. Bu sebeple ciddi bir şekilde dikkate alınmalıdır.

Etkinliğinizde kullanacağınız araç kitinizin belirlediğiniz hedefinize ulaşmanızda size katkı sağlayacağını unutmamalısınız. Araç kitinizi istediğiniz sonucu almanız için çeşitlendirmeniz gerekebilir.

Bunlara ek olarak görüntü, ses ve ışık kalitesinin kontrollerini yapmak etkinliğin kalitesi açısından büyük önem arz etmektedir.

Ortaklarınız ve Çalışanlar

Dijital konularda tecrübesi olan bir proje yöneticisi etkinlik için gereklidir. Web sitelerine ve onların içeriğine hakim bir prodüktörün varlığı olmazsa olmazlardandır. Bu görevi yerine getirecek kişi, ilgili konuların, formatların geliştirilmesini sağlar ve etkinliğin tüm içeriğinden sorumlu olur.

Pazarlama da aynı şekilde başarılı bir etkinliğin parçasıdır. Etkinlik öncesi iyi planlanmalı ve katılımcılardan geri bildirim sağlanmalıdır.

Son olarak hiçbir etkinliğin moderatör olmadan işlemeyeceğini unutmamak gerekir. Moderatör sadece klasik etkinlik moderatörü olarak kalmamalı ayrıca katılanlara da ilham vermesi gerekmektedir.

Sürükleyici İçerik Sağlama

Hibrit etkinlik programının katılanların ilgisini çekecek, içinde sürprizler barındıracak şekilde hazırlanması gerekir. Çevirim içi katılımcılarda konsantrasyon süresi fiziksel olarak katılanlara kıyasla daha kısadır. Bu nedenle her bir programın içeriği tercihen kısa olmalıdır. Program içeriklerini parçalara bölüp vermek en doğrusudur. İdeal olarak program içeriği 30 dakikayı geçmemelidir.

Program içeriğini bir hikayeye bağlamak da yararlanacak yollardan biridir. Hikaye etkinlik süresince katılımcıları sürükler ve program boyunca gerilim sağlar.


KURAP Kasım Ayı Toplantısı Ural Ataman Klasik Otomobil Müzesi'nde Yapıldı

KURAP (Kurumsal Acenteler Platformu) her ay yaptığı olağan toplantılarından kasım ayına ait olanını Ataman Klasik Otomobil Müzesi’nde gerçekleştirdi.

Henry Ford’un otomobil fabrikasında seri üretim tekniğini geliştirdiği 1903 yılından bu yana, otomobilin tarih sayfalarındaki hikayesi Ural Ataman Klasik Otomobil Müzesi’nde otomobil tutkunlarına geniş bir yelpazeyle sunulmakta. Müzede sadece bir zamanlar çok değer verilmiş ve sevilmiş antika parçalar sergilenmekle kalmıyor, özgürlüğün, bireyselliğin ve sınırsız yaratıcılığın yaşandığı bir kuşak, torunlarıyla buluşuyor.

Türkiye’nin sayılı klasik otomobil müzelerinden biri olan Ural Ataman Klasik Otomobil Müzesi’nde her biri bir hikayeye sahip olan otomobillerin yanı sıra o dönemi yansıtan aksesuar ve otomobil parçaları da yer alıyor. En eski yapım 1926 model Ford Touring otomobilden en yenisi 1975 model Hercules K 125 askeri motosiklete kadar 60 adet antika araç iki bin metrekarelik bir alanda ziyaretçiler tarafından hayranlıkla izlenmekte.

Zamana karşı direnen bu müze, yaşayan otomobillerin dönemin eğlenceli müzikleri eşliğinde gezilebilen bir kültür durağı. Müze tasarlanırken klasik otomobiller ve ait oldukları dönemlerin yaşam biçiminden yola çıkılarak, klasik ve moderni buluşturan bir çizgi yakalanmış.

Amerikan klasiklerini sergilemek için kullanılan A Blok’un ortasında 50’li ve 60’lı yılların Amerika’sında diner denilen fast-food restoranların kopyasının birebir olarak dizayn edilmiş olduğu bir bar bölümü bulunuyor. Aynı bölümün arkasındaki maket otomobil koleksiyonu da müzenin gözde bölümlerinden biri.

Avrupa otomobillerin sergilendiği B Blok’un üst katında Avrupa zevkini yansıtan, daha sıcak malzemelerden oluşmuş İngiliz Bar’da ise müze amacına uygun bir kütüphane, piyano, koleksiyon değeri olan eşyalar ve minik bir klasik otomobil yarış pisti yer alıyor.


İş Seyahatlerinde Yeni 5 Trend

İki yıldır süren çevrim içi iş toplantılarından sonra iş seyahatleri toparlanmaya başladı. Birçok ülke giriş koşullarını yumuşatarak yüz yüze toplantıların önünü açtı. Ancak iş seyahatleri sektörü pandemi sebebiyle değişiklik gösterdi. Seyahat uzmanlarının görüşüne göre iş seyahatlerinde 5 tane belli başlı trend oluştu.

TREND 1 Güvenliğin Öne Çıkması: Yüksek Sınıf Rezervasyonu

Seyahatlerde güvenlik gereksinimi eskisine göre arttı. Seyahat eden iki kişi arasında olması gereken en az mesafe bunun örneklerinden bir tanesi. Birçok şirket çalışanlarının daha üst segmentlerde seyahat etmelerine izin vermeğe başladı. Uçak seyahatlerinde business sınıfta, tren seyahatlerinde birinci sınıfta seyahat edilmesi gibi.

Aktarmasız seyahat tercih edilen diğer bir güvenlik önlemi. Uçak değiştirmenin hastalığın daha fazla yayılma göstermeğe yol açacağını idrak eden iş sahipleri çalışanlarına aktarmasız seyahati önermeye başladı.

TREND 2 İş Seyahatinde Daha Çok Tren ve Özel Araç Tercihi

Özel seyahate olan eğilim seyahat araçlarının tercihinde de yeni bir trend doğurdu. Almanya’da Linkedin üzerinden yapılan bir ankette katılanların yüzde 45’i Almanya içindeki seyahatlerini kendi özel araçları ile yapmak istediklerini söylediler. Böyle yapmakla hastalığa yakalanma riskinin en düşük olduğuna inandıklarını eklediler. Katılımcıların yüzde 38’i yurt içindeki seyahatlerinde treni tercih ettiler. Yüzde 13 iç hat uçuşlar için oy kullanırlarken sadece yüzde 4 katılan araç kiralamayı tercih ettiklerini belirttiler.

TREND 3 İş Seyahati ile Özel Seyahati Birleştirmek

Aslında bu trend pandemiden önce de başlamıştı. Güzel yerlere iş seyahatine giden iş insanları sadece toplantı odalarına tıkılıp kalmaktansa bulundukları çevreyi ziyaret etme fırsatından yararlanmak istediler. İş seyahatlerini uzatıp şirket işlerini uzaktan idare etme isteği yükselen trendlerden bir diğeri. Müşterilerle veya iş ortakları ile olan randevularına gitmek için seyahat eden kişi gittiği yerdeki kalış süresini uzatarak hem görmek istediği yerleri geziyor hem de uzaktan işlerini yönetiyor. Dünyanın neresinde olursa olsun her iki işi birlikte götürmek isteyenlere bulunduğu yerin yetkilileri tüm imkanları sunuyorlar.

TREND 4 Sürdürülebilirlik Tercih Nedeni

Çevreciliğin gündemden düşmediği günümüzde iş seyahatlerinde de ekolojik değerler önem kazandı. Birçok büyük kurum şirketlerinin yıllık karbondioksit salınımını sınırlayan önlemler aldılar bile. Bunu dikkate alarak yıl boyunca yapılacak iş seyahatlerinin bütçesi gözden geçirildi. Tren seyahatlerinin eskisine kıyaslanamayacak şekilde artışı, iş randevularının birleştirilmesi bu sebeple oluştu. Son yapılan çalışmada sorulan sorulara cevap verenlerin yüzde 77’si iş seyahatlerinin sürdürülebilirlik kriterine göre planlandığını söylediler.

TREND 5 Rahat Giyim Tarzı Seçimi

Seyahat eden iş insanının görünüşü de değişiyor. Yeni trend iş seyahatlerinde daha rahat kıyafetler giyme yönünde. Ofis içinde çalışanların giyim tarzına paralel olacak biçimde müşteri toplantılarındaki resmi kıyafet şekli önemini yitirmeğe başladı. Çok tutucu ortamlarda bile kravat artık zorunlu değil. Elbisenin altına şık bir spor ayakkabı giyilebilir hale geldi. Hatta blucin giymiş, sakallı iş adamlarına eskiden olduğu gibi hayret edilerek bakılmıyor.


THY Yurtiçi Satış Başkanı Emre Menevşe ile Toplantı

Kurumsal Acenteler Platformu (KURAP) 15 Kasım Pazartesi günü THY Yurtiçi Satış Başkanı Sn. Emre Menevşe ile bir toplantı gerçekleştirmiştir. THY Acenteler Müdürü Sayın Okan Öksüz, Moris Kohen Kasar, Handan Berkay, Hande Arslanalp, Ahmet Kozikoğlu ve Tarık Sökmenoğlu’nun katılım gösterdiği 3 saat süren yoğun gündem maddelerini içeren toplantıda; pandemi ve ardından yaşanan süreçteki seyahat acentelerinin sorunları, talepleri çözüm önerileri irdelenmiş, karşılıklı fikir alışverişinde bulunulmuştur. Ayırdığı zaman ve gösterdiği misafirperverlik için Sn. Emre Menevşe ve Okan Öksüz’e teşekkür ediyoruz.